GÜZDİRİMİ GAZEL – Ahmet Günbaş

GÜZDİRİMİ GAZEL - Ahmet Günbaş

Neydim ki çölün kulağına üfledim gazeli
serabınla sözleşip ey sevgili

Kostak uyaklara düştüm türkülendim
dağları birbirine kattım celali

Özgürce eklendim suyun dansına
hep seni im’ledim üç şiir hali

Kaç günlük kelebektin ki kondun aynama
kıskandı düşbeneklerini cümle ahali

Harmanımda söz yanıkları savrulmalar
aymerheminden sürdüm yarama bir hayli

Öptüm gül zamanlı hayalin topuğundan
güzdirimi dillerim lâl beklentili

Kırgın bağın şarabıyım şimdi neylesem
kökleri elindedir inler vebali

Ahmet Günbaş
-İpek Yarası-

Hayata Sığamayanlar – Yelda Karataş

76b8748da564ee92e3e6f85b4f91ea50

Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar.

Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir.

İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi.

Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin “yeter” dediği yerde, “yeni baştan” diyerek.

Kırılgan, ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. “Tek savunmaları, savunmasızlık”tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler.

Öğretilerinde, “karşı koyma” sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı herhangi bir nedenle erteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler.

Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ” Bir karadağ tabancası” gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.

İvan´ı anlar, Alyoşa´yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı “güzeltmeye” gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.

Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa.

Çünkü onlar, “an” lara inanırlar ve o “an ” için yaşarlar.

Yelda Karataş
-Ürperme(1996)-

KIRIK ZEYTİN DALI – Yelda Karataş

KIRIK ZEYTİN DALI - Yelda Karataş

Bir sestin sen tınısına bağlandığım
Tarifsiz bir akşamüstü bahçesi
İsimsiz dağlara bıraktığım ayrılık
Bugün günlerden dolunay desem
Herkesin söylediği gibi olmayacak
Kan girmiş iki kaşın arasına gül ıslak
Ah! Gönlümün kırık sandalyesi
Hangi zeytin dalı yaşar ölmüşse aşk

Şimdi beni unutsan ne olur
Unutmasan

Yelda Karataş
-Kitabe-

SAÇININ HER TELİ İSTANBUL SENİN – Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan

Sende İstanbul’u gördüm
Ölsem de gam yemem
Düşlerim seninle dolu
Gördüm
Gökyüzünü aydınlatan gözlerindi
Avuçların çepçevre sarmıştı İstanbul’u

Deniz diyordum
En güzeli sendeymiş denizlerin
Çiçek diyordum
Dünya çiçeklerini
Sende kokladım birer birer
Sende seyrettim her semtini o şehrin
Anladım
Seni bir kere görmek
İstanbul’u görmekmiş meğer

Boşuna bunca vapurların, trenlerin gayreti
Meğer sen neredeysen İstanbul oradaymış
Hani desen ki
-Saçımın her teli İstanbul benim-
İnanacağım
Kaderde saçının bir teli olmak varmış..

Ya –dudaklarım- desen
Ya –gözlerim- desen
Ne söyleyeceğimi bilemem ki
Değil dünyayı
Güneşi, ayı verseler istemem
Ben İstanbul’da seni
Ve sende İstanbul’u sevmişim
Başkasını sevemem ki

Şimdi bir gece başlar
Bir rüzgâr eser senden uzaklarda
Bu benim gecem işte benim rüzgârım
Rüzgâra güzelliğini anlatırım uzun uzun
Ve kapanırım dizlerine gecenin
Ağlarım

Yokluğun yokluğum oluyor elimde değil
Sensiz nefes aldığıma inanamıyorum
Al bu kederi , bu kahrı
Bu korkunç karanlıkları benden
Artık dayanamıyorum

Al götür beni İstanbul’una
Saçlarının, dudaklarının, gözlerinin şehrine
Güneşe, ay ışığına, o masmavi denizlere
Neyleyim
İstanbul’da seni gördüm
Ve sende İstanbul’u sevdim bir kere..

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Çalkalanış/Şiir Denizi1-