KİMSE – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN KİMSE

Aradıkları yabancıyı, kimse, içimde buldular
yüzleştirmek için şimdi beni de arıyorlar
kimi kimden çekip alacaklar, bilmiyorum
beni kimde bulacaklar bilmiyorum: Kimdeyim
ve bende kim var ki ikimiz sanıyorlar?
Bir kez görür gibi olduğum bir rüyanın
kapısında duruyordum, sırtımda pirinç torbası
içini açık unutmuş gecede, yabancıyı o
rüyaya aldılar, pirincim hafifledi, taşı
bana bıraktılar, pirinç de gitti yabancı da!
Taşı söze çevirmeye çalıştım ve katı
şöhretini hayatın birkaç sözle hafifletmeye:
—N’olur bana taş atma, öyle ağır ki
benim taşıdıklarım, atamam bile sana!
Pirinci taşla yüzleştirdiler rüyayı gözle
benden yabancıyı çaldılar ve ondan beni,
birbirimize benzettiler bizi: İki kimsesizliğe,
ve az geleceğini bile bile aramızdaki
uzaklığa, ikiye saydılar birimizi pirinç
gibi şımarık birimizi taş yerine fazlalık

Atın beni içimden kimse yok artık!

Haydar Ergülen
-40 Şiir ve Bir/nar-

©Brandon Kidwell ..

 

NERGİS – Ayten Mutlu

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Çırılçıplak akıyordu güzellik, ŞİMDİ’nin ırmağında
Ben, bir adım ötede, yaşamın kıyısında öylece duruyordum
AN, ışıldıyan sesiyle beni çağırıyordu

—oysa benim geçmişten başka gözlerim yoktu.
geçmişin, o yitik zamanların
büyülü çağrısından başka ses duyamıyordum
boşlukta yüzen o eski şarkılardı sadece dinlediğim
ruhumla söylüyordum o kederli şarkılarını
yitip giden sevinçlerin…
adı hiç konulmadan terkedilmiş çocuk gibi
ardımda kimsesiz bıraktığım güzelliklerin
alaca aynasında “ben” den başka
hiçbir şey görmüyordu gözlerim.

ve girmeden ırmağa
kapılıp gittim geçmiş zamanın şarkılarına
giden gündeki beni arayarak
karışıp gittim
kurumuş bir denizin sularına
çoktan sönmüş köpüğüne zamanın…,

—bu beyhude arayıştan geriye döndüğümde
ŞİMDİ’nin akışı dinmiş,
BU AN çoktan tükenmişti
yeni hüzünler katarak dünün şarkılarına…

biraz önce gürül gürül çağıldayan ırmakta
zaman yüzlü nergisin dağılan yapraklarından
ne bir koku
ne bir iz
hiçbir şey,
ama hiçbir şey kalmamıştı hüzünden başka…

Ayten Mutlu
-Yitik Anlam Peşinde(2004)-

Gökyüzünü Ayırdım – Bejan Matur

BEJAN MATUR GÖKYÜZÜNÜ AYIRDIM

Şimdi baharın çılgın aynası
Kararıyor
Çiçeklerin dağıldığı toprak
Topluyor masalını usulca
Ve bize bir gidiş anlatıyor
Adı aşk olan bir gidiş
Adı aşk olan bir düşüş!

Evet birlikte düştük
Sonsuzluk için açılmış kanatlar
Kapandı sonunda
Ve bitti aşk.

Aşk bitti
Ve rüyamı ayırdım senden
Uykumu aldım elinden,
Saçlarım başka rüzgârda artık
Gökyüzümü ayırdım senden.

Bejan Matur
-aşk/olmayan-

büyük unutuş – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ BÜYÜK UNUTUŞ

Eline konan şu küçük gün ışığı
şu yalın ayak yıldızsız gece
şu dağılıp dağılıp toplanan fesleğen
şu güzel iç çekişler sevişme sonrası
senin için karla ışıyan şu şubat göğü.

Sen dalgın bir yağmursun, içli bir yağmur
bense açılmayı unutmuş ıpıssız bir şemsiye.

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı

Hayata Yakışmak – Veysel Çolak

VEYSEL ÇOLAK HAYATA YAKIŞMAK

Tarihi kazarak bulduğun kemik
yakana yapışır, unutulanları sorar
bombalanmış kentleri gösterir
sakladıklarını ve ayrıldığın rıhtımı
kanlı yasaları anlatır sana
ölümün işleyişini
silahlar patlayınca düşen insanı
binlerce yıldır süren güvercin yağmurunu.

Bunları bilerek yaşamak kolay değil
inanılacak bir şey bulmalı
ayağa kaldıran çocuklar gibi duru
uçarken sevişen kartallar kadar özgür

Bir özlem yerleştir yüreğine
soğuk ve hüzünlü bir kış denizi
kurşuna dizilenlerin önünde duranlar olur
geceler itilir yeraltına, boğulur karanlık
dönersin bir gün
yakışırsın kızların dokuduğu keten gömleğine.

Her yerde delirten kokun
pusuları bozar saçlarının gölgesi.

Odaları ısıtan ayıp sözler fısılda kulağıma

Veysel Çolak
-O Zaman Bitti(2013)-

BABAM VE İSTANBUL – Engin Turgut

ENGİN TURGUT BABAM VE İSTANBUL

Umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
bir İstanbul çelebisi, sanki beyaz bir kuş
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Atatürk’ün sesini duyduğunda ağlayan adam
ne savaşlar görmüş de yenilmemiş
çekingen bir solgunluk, efendi bir güneş
mis gibi bir Türkçe, yürüyüşü ışıktan
yarasını gizleyen, alınyazısı güzel adam
erken büyümüş, vefa dolu, cesur adam
annemin en yakın evladiyelik arkadaşı
asidir, yorgundur, asabidir, burnunun dikidir
son şehir, son istasyon, son bahar, son çocuk
düzgün ceket, ütülü kravat, kırışıksız pantolon
avare olmamıştır hiç, dalavere nedir bilmez
iki yakası bir araya gelmeyen memur adam
aydınlığın özkardeşi, barış şarkısı bir adam

Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam!

Engin Turgut
-Suyun Rüyası (2008)-

Yağmurlu Çay – Ahmet Günbaş

Yağmurlu Çay - Ahmet Günbaş

I.
Aynı yağmurdan tanışıyoruz demek
içimiz dışımız dupduru

Yoksa nasıl yanıtlanır bu göksel soru

Kurşun geçirmez bir cumartesi
sağanak atlarla süzülerek
suların çoşkusuyla yarışmak hevesi…

Bardaktan boşanırcasına oldu olanlar
Yağmurlu çaya döndü bizdeki rahmet
Ipıslak şaşırdı garsonu şemsiyesi
çorakağız masası… iliğine kadar…

II.
Evcek birikmiş Karşıyaka
kirlilerini yıkıyor çarşı ortasında
taşkın kuşlarla beraber

Bak sen şu siyim siyim aşk iletkenliğine!

Düdüklerin vapuruyla buluşmuş ıslıkların treni
Ben diyeyim şiirşimendifer
çakır sözler düşürür susamı dudağına yapışık akşama

Kulağı kesik üç kandil bıraktık geceye
Üç kandil… gayet ince belli

Kentin güvertesinde fenerlensin diye

Ahmet Günbaş
-Islık Borcu (2010)-