ANADİL – Ali Lidar

ALİ LİDAR ANADİL

Babamın anadili gibisin
anladığım ama konuşamadığım
var mı anlatamamanın
daha acı bir izahı?

Yanılmışım öyle olmadığında ısrar etmiştim oysa
daha mühim şeyler varmış hayli geç farkına vardığım
aşk yerini kalp ağrısına bıraktığında anladım
yanılmak üzere kuruluymuş meğer dünya
ağrımak kaydıyla dolaşıyor damarda kan

Ne yazık geçti artık benden hayaller çağı
ilk akı fark ettiğim ayna çoktan kırıldı
elini vicdanına koy da cevap ver
insanın saç dipleri ağrır mı?

Yalanmışım gerçek olduğumu zannediyordum oysa
daha esaslı şeyler varmış dışarıdan baktığımda
gördüm ve anladım
kaybedeceksiniz diye fısıldayarak dönüyormuş dünya
er geç ağlamak şartıyla gülüyormuş insan

Ali Lidar
-yolun başı-

©Stijn Dijkstra

Güzü Uzun Ömrüm – Demet Duyuler Doğan

DEMET DUYULER DOĞAN GÜZÜ UZUN ÖMRÜM - nejat gençer

İlkyaz bin bir işveyle sürüp kokusunu
şuh sesiyle şakırken gonca güle karşıdan
ölü toprağı serpilmiş sessizlik
silkelenir yaşamın üstünden

iki kelâm
bir tebessüm
su
kuş sesi
uçurtma kanadında
yürek uçuran çocuk sesi
pamuk şekerci
baloncu
hokkabaz
cambaz
başlar bir cümbüş
bir karnaval ki
cemrelerin ilkyaza hediyesi

Dokunurken nisan öpmeleri yanağıma
sevinci ezber eden aklım
unuttuğum şarkıları dilime düşürür,
bilirim ki ne kadar eski olsa da şarkılar
ben hâlâ gençliğimin
kanı deli akan günlerimdeyim
kavak yelleri
yaşanmadan geçen yıllarımı alır götürür
gülümserim

Ki her güzel şey gibi
tamamlanmadan şarkı
gülümseme donar kalır yüzümde
acısı aşina hatıralar
biraz kırgın
çokça kızgın ve aldatılmışlıkla
yürekten hüzün olup
dalda sarı yaprakların
karabulutların gökte sisli yağmuru gibi
dökülüp güz rüzgârında savrulur
darmadağınıktır hayatım
ağlarım

Kedere yenik düşer
heder olurum
bakınıp
sanki unutulmuş bir anın
solgun fotoğraf karesine dönüşmüş çevreme
ürperirim

Yüreğim takılıp kalır
eylülün hoyrat iklimine
kavuşmalara hasret sevdam
yazın yaşanmadan güze andaç kalan
sıtma nöbetinde
sayıklarım

Huyu kurusun zamanın
beni unutmaz
gülümsetir
ağlatıp ürpertir
sayıklatır düşler içinde
baharı yaşatır gibi yapıp
güzde bırakır

Bilirim ki
ilkyaz bir göz kırpığı kadar olsa da yeter
güzü uzun ömrümde
ben yanarım
susarım
beklerim…

Demet Duyuler Doğan
-Kırılgan Bakışlar-

 

©Nejat Gençer

Manzara – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN MANZARA

uykusuz düşlerinin başını bekler manzara
görüldüğünü bilmeden
kendini yaşar
her şeyden bağımsız manzara var mıdır?
ya da başka türlü söylersek:
gözlerden bağımsız manzara var mıdır?
bütün manzaralar kederder yapılmıştır, diyor
herkesin içinde ikinci bir ses olan sakin yara
çünkü güzelliğin ön şartı kayıtsızlıktır

kendini seyreden bir ayna gibi
manzara görür mü kendini,
yoksa bizlerin gözünde mi seyreder?
görüldüğünü bilmeyen bir rüya gibi
kendinden ve söylediklerinden habersiz
zamanla gözlerimizden geçip gider

belki de, yalnızca ölümlü olmanın bilgisidir manzara
şiirle felsefe arasında
karşılıksız bir aşk gibi durur
kimse bakmazken
ya da bakıştıkça…

Murathan Mungan
-Eteğimdeki Taşlar-

©Stuart Lowe

15-16 Şubat 2014 – Süreyya Berfe

SÜREYA BERFE DOLUNAYIM

Zamansız rüzgâr yağmur
döktü çiçeklerini
baharındaki ağacın

Bahçe neşeli Dolunay parlıyor

Üzülmüyorum

*
Dalgalarla akıyor gidiyorsun Dolunay’ım
can çekişen karaya doğru

*
Dalgalı denizi genişletirsin
Dalgaları da Dolunay’ım

*
Rüzgâr yok
sana bırakmış

Biliyormuş gibi yükseliyorsun

*
Işığından alıp
başucuma koyarım

Gece geceye benzer
rüya rüyaya

*
O da görmüştür
herhangi bir halini

Olsa da söylese

*
Peki canım
peki Dolunay’ım git

Ama beni terk etme

*
Dolunay’ım
yalnızım
Bir tek sen
boşuna beklenmezsin

*
Yarın hava güzel
inanırım

Sen söylüyorsun doğuşunla
renginle ışığınla

*
Canın
en çok gölgeleri
kuytuları çekiyor

Yanılıyorsam söyle

*
Rüzgâr arttırıyor hızını
gidiyorsun

Gidiyorsun
arttırıyor rüzgâr hızını

Ah gizli
ezeli ebedi sevgilim
vazgeçemem

Peşin benim

*
Sen gidince
rüzgâr hüzünlü
deniz sakin

*
Geç kaldın
ben de geç kaldım

Yatakta
yer bırakmamış ışığın

Dünya dönüyor
şimdi inandım

Süreyya Berfe
-her gölge titrer(2015)

OLTU TAŞI – İlhan Berk

İLHAN BERK OLTU TAŞI

Ağzından başlamalı seni anlatmaya
Çocuğum, ağzın çin ipeği, yangınlar, oltu taşı

Soğuk su çeşmesi, genel grev senin ağzın
Kendini ordan oraya atan aptal bir deniz

Ağzın çarşıda lacivert kuşlar satan çocuk
Tarla adında üç ayda bir çıkan dergi

Bizim küçük ırmaklarımız seni ağzın
Küçük bir sokaktan küçük bir alana inmek her gün

Ağzın Bursa’da zaman, çok kapalı çarşılar
Eski harflerle yazılan gece

Çocuklar, kuşlar, yaz günleri senin ağzın
Ağzın ipek kıvamında aklımda

İlhan Berk
-Güzel Irmak (1988)-