yıl biterken bir soru -Kemal Özer

83236207_2956126091064166_7767396583280214016_o

31 Aralık 1973

Bir soru kanırtıyor dudaklarımı
sabahtan akşama sormayı düşündüğüm.
Duruşmada değil miyiz kaç yıldır?
Ağaçlar, günışığı, gökyüzü, deniz
duruşmada değil mi sabahtan akşama?

Duruşmada değil mi sofrası, tezgâhı, harmanı
beslediği umut, devşirdiği sevinç insanın
inanmak güzel günlerin geleceğine ve istemek
akıtılan ter, dökülen kan, duruşmada değil mi
düşünen beyin, oluşan bilinç, çarpan yürek?

Bütün sokaklar kentlerde, kaç yıldır
sokaklarda bütün evler, evlerde bütün çocuklar
çocuklarda bütün yarınlar çağrılı değil mi
yeniden başlamıyor mu hepimiz için
her sabah bu duruşma?

Bir tepeden kente baktığımda
nasıl görüyorum yaşadığımız günleri de öyle –
atılan imza, basılan mühür, yapılan işlem
o kadar okunaklı ki bu Türkiye sabahında

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin
Şiirleri (1974)-

ANIMSADIKÇA – Şükran Kurdakul

82983144_2955984747744967_5742802287605055488_o

Belki bu masada kanadı şiirleri
Yüreğiyle birlikte
Işığı kadehimize düşen
Gecenin bir vaktinde.
Bir Beyoğlu düşkünü, eskilerden
İçkiyle düşünen biri
Otuzbeşini yeni dönmüş
Eli titriyor yazarken.
Biri var, sabahı geciken geceler gibi
Yorgun, usanmış ve boşlukta
Öyle bir dünya çiziyor ki
Sahneye çıkarken, kulise dönerken.
Biri var kumrudur Üsküdarı özler
Bir serçe kuşu… aklı eski saçaklarda
Biri martıdır, düşünde uzak denizler
Delirecek olur Marmarayı geçerken.
Belki bu masalarda kanadı şiirleri
Laterna seslerden ses beğensin.
Konuşsun klarnetler, kemanlar
Apostol, bir küçük daha gelsin.

Şükran Kurdakul
-İhtiyar Yüzyıla (1997)-

MAVİ DİN MAVİ TARiH – Adnan Yücel

83444978_2955930381083737_4139212102306889728_o

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sevinçli tarihimiz
En tarihi sevincimiz oldu
Tanrıların ölü tapınaklarında
Sularla birlikte inandık
Yeminler ettik aşka ve doğaya
Yüreğin yıkılmazlığına tapındık
Yasaklar kestikçe yollarımızı
Irmaklar gibi döndük dolandık
Hep o mavinin kucağına sığındık

Yarım bir rüya ile bölünen o gece
Yaşanan neydi söyler misin
Çılgın bir ay ışığı ile birlikte
Sularda ışıl ışıl gülmek miydi
Yoksa gözlerinin sonsuzluğunda
Soluk soluğa yüzmek miydi

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sarsılmaz aşkımız
En doğurgan sancımız oldu
Ne gökten inmişti
Ne de gökyüzündeydi tanrımız
Dalgalar söylüyordu kıyılarda
Köpük köpük
Yaldız yaldız
Suskun bir pembe içinde
Bin kudüm bin zil ile
Kıyılardan yükseliyordu inancımız

Ay ışığı ile sulanan o kumsalda
Neydi çırpınarak göğsüme yayılan
Rüzgarı kıyılarda kıran
Çığlıkçığlığa dalgalar mıydı
Yoksa çiçek ve mutluluk kokan
Şelale görültüsü saçların mıydı

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sonsuz güzelliğimiz
En güzel geleceğimiz oldu
İşte aynı kumsal aynı gece
Yine mavi bir din
Mavi bir tarih yüceliğinde

Yudum yudum aynı güzellikten
Bir sen bir de ben
İçtiğimiz neydi söyler misin
Bir şişe ay ışığı mıydı
Bir parça bulut mu
Yoksa dudaklarımızda tutuşan
Birer damla köpük müydü
Bırak sular yanıtlasın
Sen omuzuma koy başını
Beni suların göğsüne yasla

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

İLKYAZA GİRİYORUZ – Oktay Rifat

82855890_2955887624421346_7969328512265879552_n

İlkyaza giriyoruz. Sıkıca yumulu
Tomurcuklarını karga pençesi gibi
Açıverecek yaşlı atkestaneleri.
Döktü pembe çiçeklerini badem dalı,
Yemişe yürüyecek. Dertliyiz, acılı.
Yabancının zoru, etobur kuşlar gibi
Dönüyor üstümüzde ve sinsi bir duman
Gibi sızıyor kirişlerden, pervazlardan.
Siniyor temize, duruya ve beyaza.
Bir öfke perdeliyor gözümüzü, tüten
Bacaya, kırmızı kiremite bakarken.
Kurşun yarası almış körpe çocukların,
Gözleri açık ölülerin arasından
Geçerek giriyoruz ilkyaza. Elini
Uzatıyor mevsim yaklaşan bulutlardan,
Topraktan kaldırdığı öteki eline.
İncecik bir yağmurla kabarıyor ova.
Verdik güney yeline yelkeni. Limana
Giriyor tekne ağır ağır süzülerek.

Oktay Rifat
-Yeni Şiirler(1973)

yolculuk ve hüzün – Hilmi Yavuz

83188352_2953963411280434_2260803624210792448_n
ne kadar gitsem o kadar uzak;
yaşlanınca inceliyor yalnızlık;
kurur insan hüznü akşama doğru;
kendim için edinilmiş yolculuk…

dağ yitiyor, ay seçilmez oldu, su battı;
şimdi sahiden her şey bir yorum;
o kadar hüzündüm ki, büzüldüm
ve artık kendimle örtüşmüyorum…

çok yokuşlar tırmandım, iniş olmadı;
kim örüyor, görünmüyor, duvarlar…
ey mevsim! vur hançeri de kopsun,
beni yazlara bağlayan bağlar…

Hilmi Yavuz
-Yolculuk Şiirleri (2001)-

sesimi arıyorum – Sennur Sezer

83570847_2953918514618257_4552813587441123328_n

Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz
Çocuğun ilk ağlayışınca güzel
Bir ses

—Çünkü yüreklerimiz
Acılarla şişe şişe nasırlaştı—
Kızgın demirlere değen ellerimiz
Su toplayıp kabarır, nasırlaşır
Ateşe ve demire dayanır
Yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle
Çelikleşti.
Yalnız orda ta dipte küçük bir çekirdek
Gözyaşı gibi titriyor mavisiyle havanın
Kız çocuklarının perçemleriyle oğlanların afacanlığı
Kaynatıveriyor o damlayı

Bir ses arıyorum
Yeni bir şarkı için
Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla
Sevinçle duyulacak bir ses
Çünkü umutsuzluk yasaktır
Don vuran ağaç sürgün verecek
Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.
Ama susmaktan sesimi yitirdim
Nasırlaştı dilim

Elim ateşten korkmuyor
Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım kut
Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim
Köz basarım yüreğime
Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor
Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen
Çekirdek ateşten korkmuyor

Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Gece karardıkça yaklaşır güneş
Kar buğdayı besler
Buz göllerde balıkları korur
Ve buzda ölmez kardelenler

Bir kocayemiş gibi
Diken ucunda gelen gün
Güneşi bekliyorum
Şiiri bitirmek için…

Sennur Sezer
-sesimi arıyorum(1982)-

©Alvar Astulez..

ÜÇ MEVSİM – İlhan Berk

83895822_2953709577972484_3146522556064858112_n

ŞUBAT

Başsız tekgözlü tebdil gezdi durdu kentte Şubat. Çekti çizmelerini kırbacını vurdu indi deniz kıyısına çarşıları dolaştı zırhlarını şakırdattı astı suratını.

İlkyaz kılığında girdi çıktı sokaklara. Doruklarda göründü bıyıklı sakallı.

Baktı Azmakbaşında kahvelerde oturuyordu adamlar. Kulaklarını düşürdü.
Yalınayak dolaştı bir zaman. Korkutttu burnu akan bir çocuğu.

Terledi. Gocuğunu attı. İplik çoraplar giydi. Geldi sonra adamların yanına oturdu. Yıktı kaşını yüzüne.

Hepimiz gibi oldu.

KIŞ

Şimdi evler sarmıştır onu. Kışı. Rüzgârlara harmanlamış loncalara uğramıştır oturmuştur saçaklarda. Tutmuştur elinden hüdam çiçeğinin. Koşumlarını atmıştır.

Kimliğini?
Kimliğini yazıp asmıştır.
(Böyle gidiyordum bir yassı çocuğun elinden tuttum. Hristos balığı gözünü kaydırdı).

Canım bir yağmur yağsın isteyor.

AĞUSTOS

Elimi gezdiriyordum yininde. Ağzının yöresinde dönüyordu.

Ağustos.
Bir adam çiçek satarak geçti.
Çiçek satarak geçtiğini dinledin
bir adamın.
Perdeleri aralıyordun sen. Kuytuna gömülmüştü Ağustos. Bir sessizlikti yinin
Yinini yazıyordum.

İlhan Berk
-Atlas-

SÖZ GEÇMİŞİM SES BULMUŞUM – Şeref Bilsel

83028227_2953693161307459_1877043490244788224_n

O çok konuşkan bayırlardan indim
kendimden başka yüzüm olmayan sabahlara
uzun yazlardan sonra
aklına su gelmiş çeşmeler gibi hatırâlar…
yekûn gözleri taşmış çarşaflardan bir kadın
üç parmağı kalmış yanlış dokunmaktan
ve ağzının kıyısında
güneşlerin emzirdiği kurutulmuş bir çiçek
eyvah ki yaz gelmeden saçları gelmeyecek

O çok konuşkan bayırlardan indim
kuzeyde denizin aldattığı bir kasabaya
çalınmış bir elma çocukluğum,
hacı kâzım’ın bahçesinden
yıllar sonra istanbul’da iştahla ısırdığım…
kuzeyde denizin aldattığı bir kasabada
yağmurun bin türlü hinlikle yağdığını gördüm
yediden yirmi bire yevmiyeyle
karnımda anam sırtımda babamla çıktım
komşuların sustuğu uçurumlardan, kuşluk vakti.
eyy dallarla seviştikçe sislenen
düşmanına davrandığın gibi davran bana
kaldır baygın kelimeleri göğsümden

O çok konuşkan bayırlardan indim
cumartesileri boş kovan, pazarları ıhlamur
satıyordum, çay toplamaya gelen mevsimlik işçilere

Sonra karın yağmadığı bir kederle pat! diye kışla…
linç edilmiş annelerle kağıtlar arasında
delirmiş bir kız geçti radyodan karşıya, elinde cadde
gezindi türkülerin karnında ince beyler
bir tüfek kime yarar aşk için çatılmazsa
gördüm kendiyle konuştuğunu
kırbaçların konuşturamadığı gecemin
sayıklayıp durdu kestiği parmakları
bir makas unutulmuş karnında ülkemin.

Şeref Bilsel
-Mecnûn Dalı/
sürgündeki rüzgâr-

ORADA KAL – Ahmet Telli

83179203_2953661317977310_5822195775978864640_o

Sana orada, eski bir lokomotif
Gibi soluyan istasyonda elveda
Demiştim ve o an bitiyordu işte
Bütün hikâyeler gibi bizimki de
Yaralı bir hayvan inine dönerken
Nasıl kan izleri kalırsa ardında
Öyle ayrılmıştık biz de izimizi
Bıraka bıraka karlı istasyondan

Bu şehir hurda demir yığını
Gibi paslandı sen gidince
Kar aydınlığında basıldı evler
Kahreden bir tipiye tutulduk
Kış uzun sürdü diyordu herkes
Kar ayrılık mevsimidir ve yollar
Yolcular için diyordum ben, bunu
Biten bir aşk için söylüyordum

Biten bir aşkın sonunda serçeler
Gibi üşüyüşün kalmış aklımda
İstersen kalayım ya da hiç
Gitmeyeyim deyişin kalmış
Kar ayrılık harflerine dönerken
İkide bir biletini düşürüyordun
Perondaki telaş ve gürültü ortasında
Küçücük bir sessizliği büyütüyorduk

Şimdi aynı istasyon kederle
Terliyor ve ben senden kalan
Fotoğrafları, gümüş yüzüğünü
Unuttuğun saç tokanı, bir de
Bana hayretle bakan bir bulutu
Yolluyorum bildirdiğin adrese
Şimdi büsbütün bitiyor hikâye
Ardında hiçbir iz bırakmadan

Kal desem kalırdın biliyorum
Ama sen orada kal istersen

Ahmet Telli

-Barbar ve Şehlâ-