HASAT – Kadir Aydemir

HASAT - Kadir Aydemir

Sefih toprak içine çekiyor kör suyu

Ağları çekiyoruz,
Suda ayaklarımız

Yaslansam pirinç zamanı göğsüne
Bir sikke bulsam Ayışığı Manastırı’nda
Kamaşsa deniz, sussa zeytinlik-
diye geçiyor içimden

Jandarmalar geliyor koşarak
“Bir yılan gördük; ama vurmadık.”

Akşam oluyor
Kimsesiz bir puhukuşu
Ölümü çağırıyor

Kapanıyor bulutlar son kez
Çırpınan bu kaygan balıkla
Can çekişiyor yanık yıldızlar

Teknelerin zarif ışıltısı
Büyütüyor bekleyen çeşmeyi
ve gölgeleri

Rüzgâr, diliyle
Kabuğunu soyuyor gecenin.

Kadir Aydemir
-dikenler sarayı-

SENİN YÜZÜNDEN – Engin Turgut

SENİN YÜZÜNDEN - Engin Turgut

Sevmediğim şarkıları dinliyorum
Ve bazı şarkılar çok aptalca
Ve ben aptal şarkılar gibi
Bir sincap gibi şaşkın biriyim

Senin yüzünden.

Bazı şiirler roman olmuyor
Bazı romanlarda sen yoksun
Hiçbir şarkı seni bana anlatmıyor
Üşüyen bir kedi
Durmadan ağlayan bir köpek gibiyim

Senin yüzünden.

Engin Turgut
-Suyun Rüyası-

ACIMAK – Bedri Rahmi Eyüboğlu

ACIMAK - Bedri Rahmi Eyüboğlu

Acımak lazımdı geç kaldık
Göz yaşlarımızla sadece sinema koltuklarını ve
Zifaf yastıklarını ıslattık.
Acımak lâzımdı acıyamadık.
Çatlar mıydı bu yürek kahrından kıyamadık.
Acımak lâzımdı kana kana
Acımak yana yana
Buram buram tatlı canını
Fitil fitil anasının ak sütünü terliyenlere.
Acımak diri diri gömülenlere
Acımak sabilere, yiğitlere
Yarmak şu yüreği sonuna kadar
Acımak, acımak, acımak.

Acımak lazımdı iğrendik
Merhamete murdar dediler beğendik
Maraz hasıl olur dediler
İşimize geldi.

Halbuki bu merhamet balı dağarcığımıza
Bayramdan bayrama yalanmak için doldurulmadı
Bu kahpe muhayyile perdesi kafamıza
Yalnız kendi sûretimizi oynatmak için kurulmadı.

Boyunu bosunu, huyunu husunu neyleyim
Yüzbinlerce can çekişir şu dağların arkasında
Delik deşik, param parça
Yüzbinlerce can per perişan
Hepsi senin benim gibi Allahın kulu
Hepsinin gözbebeklerinde aynı gökyüzü
Aynı suyun lezzeti dudaklarında
Aynı buğday taneleri kursaklarında.
Hem sana o kadar yabancı değillerdi
Birisi caketinin düğmesini yapıp
Öteki tabanının astarını,
Bir başkası kravatındaki gülün,
Kıçındaki donunun ipliğini ördü.
Param parça savrulan onların başları.
Zehir zıkkım dökülen onların yaşları.

Şu dağın başında bir top gülüm var
Uzun sözün kısası iki türlü ölüm var
Biri bir mum gibi yanmak sonuna kadar,
Öteki vakitli vakitsiz insan elinden.
Ölüm Allahın emri ne denir
İnsan eliyle ölmek insana ağır gelir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Karadut (1940-48)-

BADEMLER – Oktay Rifat

BADEMLER - Oktay Rifat

Güney yelindeki cıvıltı ve koku
Kandırır her yıl çocuksu bademleri,
Dalları saran buğuya aldanırlar.
Sıçrar tomurcuk uykusundan, donanır
Bademler kış ortasında gelin gibi.
İlk sevdanın benzeri o körpe ateş,
O bir damlacık güneş, dağın ardından,
Ovaya düşmeyegörgörsün bu kez, yandı,
Ağaçtı insandı kim olsa aldanır.

Oktay Rifat
-Sen Yalnızlığında/
Yeni Şiirler-

ACI YOL – Sait Maden

ACI YOL - Sait Maden

Sizinle yalnayak yürüdüm sonuna değin,
kimbilir kimlerin
kimlerin yolumuza serpip durduğu
cam kırıkları üstünde ve keskin taşlar üstünde;
sizinle sizinle yalnayak
ve sizinle sonuna değin…

Ve yalnayak taşıdım bütün yükünü sizinle
acının,
doğurgan acının hep
kor kesilmiş odun yığınları üstünde sessiz,
sizinle sizinle yalnayak
ve birlikte yanarak her şeyinizle.

Birer diken bıraktı gözbebeklerinizde her umut,
atılan her adım ileri,
atılan her adımla yarıldı yer, uzadı yol
ve dolandı, dolandı böyle
ayaklarınıza
düşkırıklığının zor zincirleri.

Doğduğunuz günden beri
bilmeseniz de
yüzünüzün tek tek düşüyordu kiremitleri
ve yaşam duvarı bir yükselir bir alçalırken
uzak tutmaya çalıştım çırçıplak varlığınızı
çırçıplak güneşlerden.

Yürüdüm sizinle sonuna değin;
ikide bir ufukta çakan
felâketleri
yanık parmaklarımla bastıra bastıra
yürüdüm sizinle, sevdiklerinizle
yok olana değin, yalnayak.

Kentlerin, yaşamların bittiği
ıssız bir alanda, üst üste
yığılmış atıklar, acılar, anılar arasında boş
bir kundura gibi yüreğim,
atılmış bir kundura gibi çöplüğe
gene giymenizi bekliyor.

Sait Maden
-Bütün Şiirleri 3/Hiçlemeler-

KARŞI-TELE SIR – Gülten Akın

gultenakinicsayfa

Kendi yakınlarının yakınlığına düştüğü zaman
uyanır tohum, büyür ten
çamları hatırla
ve tin kendi yakınlarının uzağında
serpilip genişler

yatıyordu öyle, saçları karışmış, giysisi yarı üstünde
onu neden öldürdüler neden ördürdüler neden öldürdüler?
camdı, istenileni yansıttı kimilerine göre
bence dondurduğu istenmeyendi

yatıyorlardı (acaba)
dizilmişlerdi (acaba)
dizili miydiler vurulduklarında?
camdı, istenileni yansıttı
bence istenmeyen sorulardı üretilecek olan

kendi yakınlarının uzağında
çatlamaz tohum, ölür ten (öldürür ten)
onları hatırla
ve tin kendi uzaklarının yakınında
camdı, istenileni yansıttı (mı acaba)
süzülür düşsel aralıklardan
şu kadar şu kadar şu kadar
ölü olarak
orda öylecene diziliydiler

insan insan
çamları hatırla
nece uzaktaydı nece yakın
sır görünenin ardında
tohum gibi ten gibi mi gelecekler
yoksa tin süzülmekte de camlardan
insan insan
çatlatıp camları, biriktirip orman
sır görünenin ardında

Gülten Akın
-Sonra İşte Yaşlandım (1995)-