HÜZÜN SOKAĞI – Mehmet Sadık Kırımlı

METİN ELOĞLU ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER

kirlendi dilimizin kıyısındaki sözcükler.
kim söz edebilir ki yaşanmamış bir ömürden.
hani başlayıp biten hayatın ekseni nerede;
nerede o çıktığımız inişi olmayan merdivenler!
ölçüsü yok ki hiçbir şeyin, inciniyoruz..

-hayatın ağzını yoran bir türkü bile değiliz..

istiyoruz ki hep birden değişelim. sanki ırmak
geniş bir coğrafyadan aksın içimize serinleyelim.
hüzün sokağından içeri giriyoruz. çocuklar
yüzlerinden geçen sessiz bir esintiye ağlıyor. ipe
un seriyor bir kadın hiç çekinmeden, seyrediyoruz..

-hüzün sokağında ses seda yok!

gün sökülüyor kendinden; durup denize bakıyoruz.
beyaz bir bulut el çırpıyor sudaki yüzüne. yaprak
yere düştükçe yer öfkeleniyor. bahar ve yaz tepkisiz.
yüzünü batıya döndüren ikindi uzayıp duruyor. ip
çıplak bir ağaca asıyor kendini çaresiz…

gecenin kandili söndü. acının mumu elinde.
bir kadının yalnızlığa soyunduğunu kimse görmedi.
baksak bile neresinden başlayıp biter, hüzün
sokağının sonu. rüzgâr katkı sağlıyor kentin sesine.
daha sokağımızın adını soran çok kimse var!

kaldırımlar içimize oturmuş iyice
yürüdükçe ağırlaşıyoruz ve susuyoruz.
yüzümüzün kıyısından geçen hüzün sokağında

gene ses seda yok!..

Mehmet Sadık Kırımlı
-ağacına küsen yaprak-

MÜRDÜM – Bedri Rahmi Eyüboğlu

6061732142_ae89d14a4a_o

Ağaç ağaç
Telli ağaç, pullu ağaç
Gül fidanı boylu ağaç
Şamdan şamdan kolların aç
Uza, uza boyumu geç
Gölgene evimi kurayım
saksağanlar konsun dalına
Salıncaklar kurayım beline
Fenerler vereyim eline
Kurbanlar adayım yoluna

Bir ağacım adım mürdüm
Efendim istedi büyüdüm.
Uzadım geçtim boyunu
Gölgeme kurdun evini
Uzadım evin boyunca
Serpildim sevgin boyunca
Betim bereketim belli
Eriklerim ballı ballı
Dallarım var yetmiş kollu
Yoluna koymuşum başımı
Efendimi bekler dururum.
Eli değmezse elime
Mutlak kahrımdan ölürüm
Yabancı al bu eriği
Götür efendime göster
De ki: Senin maydanoz mürdüm
Büyüdü ellerinden öper.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Bigüzel (1959)-

Güz – Nazım Hikmet

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.

Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.

Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

Nazım Hikmet
-Şiirler 4-

BİR BAŞKA COĞRAFYADAN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN BİR BAŞKA COĞRAFYADAN © Tsvetan Ganev

Biliyorsun; seni beklemekten sıkılmıyorum;
belki yağmurlarla gelirsin,
uzayan bu kurak, karanlık günlerde,
belki şimşeklerle, gök gürültüleriyle.
Birden, haber vermeden karşıma çıkman da
şaşırtmaz beni, elim ayağıma dolaşmaz
seni yeniden görmek.

Bu sürgün ikimizin de yazgısı,
herkesle birlikte yaşadığımız.
Buluşmak ortak özlemimiz,
yollarda birbirimizi kaybetmiş olsak da.
Unutmamışsındır kimlerle yola çıktığımızı,
kimlerin yarı yolda kaldığını.
Ezberimizdeki o kısık ıslık sesiyle
sonunda nasılsa ulaşcaktık Kaf Dağına.

***
Çölün üzerindeki bu galibarda renkli bulutlar
bir fırtınanın haberciliğiyle ürkütmesin seni.
Bir kervasarayın yıkıntıları gizemli sessizliğiyle
bekliyor bizi yıldızları göz kırpan o gökkubbe altında.
Bir başka sessizliği çağrıştırıyor bu çöl gecesi,
bir başka yalnızlığı ve terk edilmişliği, uzakta,
bir yel değirmeninin yıpranmış kanatları altında
suların yükselmesini bekliyor alabalıklar, Galler’de
ayışığında

***
“Bir nehrin kıyısında buluşalım,” diyor,
her ayrılışlarında, ” ya da bir köprüsünde
o nehrin iki yakasını birleştiren.
Sen bir ucundan koşarak gelirsin köprünün,
ben öbür ucundan,
kollarımızı açarak sarılmak için birbirimize
bir daha hiç ayrılmamacasına.”
Yıllarca uzak kaldıktan sonra birbirlerinden,
ancak mektuplarla buluşuyorlar yeniden
ve acı bir gülümsemeyle yaşıyorlar eski günleri
kendi başlarına.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Ocak-Şubat 2020-

© Tsvetan Ganev

SAYIKLAMA – Ahmet Telli

sozcukler-dergisi-sayi-83-ocak-subat-2020f38140f3a41ed4adf88bb012f6b7ec50

Döneniyor kartallar ölüm haberlerinde
Ateşli kelimeler düştüğü yeri yakarken
Sayıklama ateşi düşmeyen çocuk
Dudak uçuklatan hakikat uçurumu

Şehrin itibarı irtifa kaybediyor
Şaşkın ihtiyarlarda ölük hâtıralar
Huzursuz kediler ve bekâr evleri
Belki ve mutlaka muallakta kalanın

Son nutkunu vermeye hazır değil
Bekle ve gör dediği cinsten olmalı
Bekledi ama, sadece o kadar
Bozgun üstüne bozgün dünle bugün

Sadece o değil hınzır vakitlerdi
Yarışı kaybedenin hırslı üzgünlüğü
At avrat zamanları sanıyor/du
Çocukluk hastalığı bu mudur dediği

Sayıklama ateşin yükselmesiyle
Uyku karabasan yeniden yinelenen
Soğuk soğuk yalnızlık terlemesi
Kartallar konacak yer arıyor

Dediğine bakılırsa tuz-buz her şey
Yerle yeksan olanın da kaydı yok
Sonrası söz ve keder sağanağı
Kalbine bir kez bile dinletemediği

Ahmet Telli
-Sözcükler D., Ocak-Şubat 2020-