“MUTLU EVLİLİK” – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN MUTLU EVLİLİK

———mutlu evlilik vardır dünyada

karımın gözleri bal rengi saçları perma
ben izin verdim güvercinim öyle güzel ki
biz sade yurttaşlarız bayım şimdi olduğu gibi
bir saçın haylaz tellerine takarız mutluluğu

karım bir melek gibi düş inceliğinde
uzun uzun susar yıllarca konuşmuş gibi
pullarım yıldız yıldız oynaşırken içinde
susar ela gözlerinde engin bir su derinliği
düşerim gölgesiz denizlere eririm sanki

bilmenizi isterim ki sayın görüşmeci
tek ve kesin bir yanıtımız var bizim
soruşturmalara dünyaya geleceğe
mutluluk yüzümüzün olağan rengi
namuslu ve kurallar çizgisinde insanlarız
yargı evindeymişiz gibi yanıtlayacağız sizi

özgürüz üstelik ciddi bir iştir özgürlük
paranın dolaşıma girmesiyle başlar tarihi
dolaşık özgürlüğün işe yarar bir bölümü de
kıvrılıp süzülerek girmekte cebimize
ah kutsal kardeşliğiniz dünya durdukça dursun
ey çağlayarak dökülen ulu para ırmakları
ey hür dünya gibi dalımıza konan özgürlük

tarih deyince ortak geçmişimizi anımsıyorum
kadınlar kanları pahasına yazarlar tarihi
karımın tarihi yoktu kanı dökülünceye değin
karımın yaşı üç gülmeyin üç yıldır evliyiz
üç yıldır iç ve dış düşmanlara karşı
biz kipiyle konuşmanın sevinci içindeyiz

nasıl politik olmayız her şey politik
güncel politika tartışmalarına girmeyiz
seçimlerde oyumuzu atarız en iyisi demokrasi
gündemimizde varsa yoksa aile politikası
seçimsiz kavgasız saygılı sessiz

geceleri koruyucular alırız yurttaşlık gereği
güzel göğüslerimiz geniş omuzlarımızla uyum içindeyiz
yunan tanrıları gibi çılgınca sevişiriz
çocuklar doğururuz zümrüt gözlü bol kirpikli

ruhumuzun aynası kitaplar duvarları süslüyor
hayran gözlerimizi okşamakta boydan boya renkleri
bu kitabın rengi ne hoş filizi yeşil
sana bu renk bir kazak örmeliyim kocacım
trajik bir roman mı okuyorsun demek kış geldi
ilk kar düşmeden koyu giysilere bürünmeli

mektuplar ailemizin gizli tarihi
deli bir kan akıyor ilk mektuplarda
‘seni alamazsam öldürürüm kendimi’
bunu görmenizi istemezdim kişiye özel
‘seni soyunuk çekecek bir çekici olsaydı
yokluğunda hiç duymazdım özlemini’
mektuplar çocuk biraz çapkın çokca tarihi
‘öyle mutluyum ki seninle bi yağmurumuz eksik
sustuğumuzda şöyle inceden çiseleyen
ilk sinemaların kaçamak öpüşlerin yağmuru’

aile fotoğrafları kuşaklar boyu kalacak belge
benim saçlarım ortadan ayrık karımınkiler perma
bakın şu gülüşün eskimezliğine tarih gelse bozamaz
burda kuğulu parktayız önümüzde kuğular
ha kuğunun boynu ha karımın inceliği
bense bir sığınak gibi olduğum yerde
karım pembe bir gül gibi ilişmiş göğsüme
bunlar karımın elleri güzel elleri ince
sanki sevgisini katıyor yediğimiz yemeklere
kıyıdaki tabağa uzanan benim elim
sofrayı toplarken yardım ediyorum güvercinime

açıklar mısınız neler karalıyorsunuz böyle
öznesi ölü bir kadın olan ebedi bir aşk mı
boğulmuş bir gençlik mi yatıyor karımın yüreğinde
işte bayım ömrümüz tümüyle önünüzde
gülümseyen bir fotoğraf gibi mutlu ve gerçek
son ve mutlak bir yanıt gerekecek size

dünya ölümlü dünya bu aşk bir gün bitecek
karımla ben ölüm denen sonsuzluğa düşünce…

Haydar Ergülen
-Karşılığını Bulamamış Sorular
(1982)-

YANILGI ÇİÇEĞİ… – Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI YANILGI ÇİÇEĞİYİM

işte buraya, pembe boyalı duvara
kapkara kalemle çiziyorum resmini sessizliğin
dalıp gitmişliğin halini ocak başında;
geçmişin aşk masalını anlatırken yaşlı çınar
avurtları çökmüş bulutlar yanaklarını önce beyaza
sonra sarıya boyarken karanfilî güneş, onu da
hüznün ortasına konduruyorum
baykuş fırtınasında

zaman duracak elbet aşağıda; dilin
sözcükleri kemirmesini bekliyorum. sesli-sessiz
ne varsa örneğin : sevişirken
kuşları, öpüşürken gülleri, kederli şiirleri
suskunluğun resmi olur mu demeyin onu bile…
tekneyi yoğuran hamuru, günahı çoğaltan suçu
hepsini, ama hepsini işte buraya…

faltaşına dönen gözlerimi
açıp uzaklara savuruyorum : akşam sefaları
şakayıklar ürkek çocuk adımıyla yollara dökülüyor;
vişne ağaçları gölgesine uzanıyor ıssızlığın
seyrediyorum, olgun kiraz gibi önüme düşüyor
acılar,
yalnızlık bukadar kötü dolanmamıştı dilime,
onu bile okşayıp sırtımda taşıyorum

ömrün içinden geçiyorum dur diyen yok.
sevgim düşünce kirpiklerinden
örselenmiş dudaklarını arıyorum hayatın. ellerim
ağzım değil ki; eski evin bahçesi, kazdıkça
içine düşüyorum çukurun; ölüm olabilir bu!
gecenin gözü kulağı yok! her şey upuzun bir karanlık.
hayatın önsözüne sığınıyorum ama o da…

yanılgı çiçeğiyim
n’olursun hayat kopar beni, kopar da kirlendiğim
şu alem soyunsun benden

Mehmet Sadık Kırımlı
-ağacına küsen yaprak(2007)-

TERSİNMELER – Erdal Alova

ERDAL ALOVA TERSİNMELER

Her dağ
bir gün açıklar
sürgün bir deniz olduğunu

Cam sıkılınca kendinden
kum dilinde konuşur

Gece
bir çakıltaşı operasıdır
kurbağaların söylediği

Sonsuzluğun dudağında
mavi bir uçuktur gök

Kızılcıklar
o yanık yağmurlar

Her ırmak
açıklar bir gün
yüzünü hiç görmediğini

Ve sırayla
döneriz yaban yanımıza

Erdal Alova
-Bitik Kent-

ARMAĞAN – Şükran Kurdakul

ARMAĞAN - Şükran Kurdakul

Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda
Senin olsun
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği.
Sabrım senin olsun.
Aşkım senin olsun.

Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mahpushane avlularında boy verdi,
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda.
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği
Senin olsun.

Biz ki acılar döneminden
Ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
Sevgim senin olsun.

Şükran Kurdakul
-Acılar Dönemi/Bir Yürekten Bir Yaşamdan-