MAVAL’IN OKUDUĞU – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN MAVALIN OKUDUĞU

Burada tüm haritaların kıyısında
kumdan kale kumdan zaman kum adam
tek başıma gökyüzünde kervan
yeryüzünde kırandım
Çölde kök tuttum atalarımı
Yesrib’de oturdum dinim varken
Aramice uyudum rüyalarımı
Her şey mümkündü o zaman
Din hep çöle geldi
Tanrılar azala azala bire inerken

Ben neredeysem karşıya saklandım:
hem putlara tapan hem gizli müslüman
başkalarını tenimde anladım
lehçeme aldım dünyanın kalanını
içimdekiler çoğala çoğala bire inerken

Ben gezmedim, şiirlerim bedevî
komşu dillerde geçmiş sözlerdi zaman
Maval’ın okuduğu
boynumda asılı levha
Hacer ve Esved
şiirimden kalan is duruyor hâlâ duvarlarında
ilk tavaftan kalma
gözleri görmeyen mağara, dilsiz sarnıç
örümceğin ipek lisanı
boynum vurulduğunda kumlara aktım

şimdi ortasındayım dünyamın
yeniden uyuyorum unuttuklarımı
uyuyorum uyuyorum
unuttuklarımı
suçla, cezayla yıkandım, yankılandım
kalbim çölde kaldı, mavalım

okuduğun başkası ben anlatılandım
uyuyorum şimdi anlatılanları
uyuyorum uyuyorum
anlatılanları

Murathan Mungan
-Eteğimdeki Taşlar

DÜŞLER VE KAYGILAR – Sennur Sezer

SENNUR SEZER DÜŞLER VE KAYGILAR

Düşüp ölmekten korkmuyorum
Yalnız… çoraplarım…

Durmadan kalabalığa giriyorum
Bayram önceleri, büyük mağazalara
Yürüyen merdivenler, ışıklar
Kıpır kıpır bir şey havada
Beni de kapıp götürsün istiyorum
Üstüme yoksulluk siniyor

Durmadan kalabalığa giriyorum
Akşam dolaşmalarına büyük alanın
Küçük köpekler, tavşan yavruları
Ve karşılıksız aşk gibi bir şey
Sepetlerde, yol kenarlarında
Üstüme çaresizlik siniyor

Kan bulaşıyor elimi neye atsam
“Adres sormayın lütfen” diyor sanki
Issız bir kalabalık yollarda
Şehir erken kapanıyor

Düşüp ölmekten korkmuyorum
Alışveriş sepetleril, kredi karları
Paketlerin kurdeleleri üstüme yürüyor
Kasalar çınlıyor, fişler kesiliyor
Şıngırdayan bozuk paralar
“Yanlış numara” gibi homurdanıyor

Düşüp ölmek bir şey değil
Çoraplarım…

Sennur Sezer
-Kirlenmiş Kağıtlar (2009)

One For The Road – Onat Kutlar

unutulmus-kentf3956b57df0f81762e06c7047440a54e

Akşam ağaçlarla kaplı sevgilim ve eteklerine
saçılmış yedi bakır göl olan kentte
mavi bir pelikan ayağı gibi
düşünceli duruyorum
hiç bir sey yazmaksızın, nicedir
geliştirilemiyen bir şiir
yaşam tutkusu

Akşamları bir uçurum gibi derinleşen
kalabalık barların kıyılarında
bir ağaca yaslanıyorum ıslanmak için
usulca yağan sarı bir çamın
iğneleriyle, yüzümde bir öpüş sıcaklığı
gelip geçen kadınlardan
ve nedense hiç geçmeyen
kaçış duygusu

Akşam olmadık şeyler düşünüyorum bir idam mahkumunu,
kahvaltıda ne yediğini çöpçü çocuklarının
kalabalık bir caddenin ortasındaki çınarın
hangi mevsimde budandığını niçin
savaşlarda yitmiş ordular gibi
görünmeden geçtiğini dostlukların
Bir menekşe yaprağının bir kuleden
bizim için sessizce
savrulduğunu

Akşamları geç saatlerde sevgilim
gizli bir şiddet sarıyor kasıklarımı
her saat başında yarı çıplak melekler
beliriyor gölgeli yatağımın
ayak ucunda ve toplayarak
düş kırıklarını bir adak gibi
cennetin kapısına bırakıyorlar
Karşılığında, ne var sahiden karşılığında?
Hamiline yazılı bir bağışlanma çeki
ya da uyku

Onat Kutlar
-Unutulmuş Kent(1986)

Onat Kutlar(25 Ocak 1936 – 11 Ocak 1995) Anısına ..

onat1

PERA’LI BİR AŞK İÇİN GAZEL

Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
-Dur önce şu sigaramı yakayım-
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan Rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylül geçiyor köklerimizden
-Sanırım değişen bir şey olmalı-

Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
-Bu kör eylül karanlığından uzak-
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı

Çıkalım buradan hemen gidelim
-Ben önce şu hesabı vereyim-
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
-Nasıl benim gençliğime benziyor-
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı

Onat Kutlar
-Pera’lı Bir Aşk İçin Divan(1981)

“eylül” – Neriman Calap

NERİMAN CALAP EYLÜL© Alexandrov Alexandar

“eylül: gürültüyle açan bir gülün
yere solgun düşmesi yüreğimden
eylül: gizemli ormanlar yangını
kalmış ateşi bir başka eylülden”
a.uysal

eylül… güneşin bulutlar arasındaki kararsızlığı… eylül ve sonyaz, hüznün ve özlemin karşılığı olarak yerleşiyor her yıl takvim sayfalarına.
bitişin, yokoluşun başlangıcı oluyor şiirlerde, romanlarda…
buruk bir tadı vardır her zaman eylülün. insanı ürperten bir esinti, ansızın akıveren gözyaşları gibi yağmurun dökülüvermesi, ardından toprak kokusuyla karışan havayı ısıtıveren güneş ışınları…
*
yaşlı bir kadın, başını pencerenin camına yaslamış, düşünüyor:

“önce kuşlar konmaz oldu pencere pervazlarına, balkon demirlerine, ortancalar, fesleğenler kurudu sonra, camlar tozlandı, yıllar tozlandı, anılar tozlandı.
—özlem nerede mekân tutar oğul?
rüzgârın dallarında şarkılar söylediği ağaçlar yok oldu arttıkça beton yığınları. kalabalıklaştıkça kentler daha çok arttı yalnızlıkları insanların. güvensizlik arttı, insanlar gölgelerinden korkar oldular. arttıkça korkuları unuttular sevgiyi paylaşmanın güzelliğini.
yoksun, yüreğim yitimlerde kıyılır oğul. karaşın gözlerindeki bir çağrımlık hüzünle anımsarım seni. yerleşik bir acı gibi kaldın yüreğimde, yüreğim hep yağmurlu gün rengi… güzse ve yağmurluysa hava, kuşların kanatları ne renk parlar oğul? menzilinden çıkmış, yalnız uçan kuşlara döndüğünde, dönüp baktın mı hiç kanadı kırık bir serçeyle oynayan çocukların yüzündeki acınası şaşkınlığa?…
sen acıları unut, yaşamından uzak tut yağmurlu gün rengini, ben ışığa sızan karanlıktım, kayboldum. sen engin gökyüzünce özgür ol, aydınlık ve mutlu ol… belki darılır, kırılırsın şimdi… yolu yok, umarı yok… her düş biter, her yara kanaya kanaya sağalır bir gün, yerinde hafif bir iz kalsa da… insanlar hiçbir yere çıkmayan yollardan yorulur da dönerler oğul, sen geleceğe akacak ırmaksın… gönlünce ak, özgürce ak…
ben mi oğul? insanlar zamanla bir çok umutlarını yitirerek eksik yaşamaya alışırlar. yosun tutmuş taşlar arasından sızan, ulaşacağı bir deniz olmayan küçük bir dereyse… tek düze akar durur.
artık güzlere de alışıyorum, bahçede güllerin solması, kuşların göçüşü, yaprakların dökülüşü, yağmurlar incitmiyor beni. yaşam bu diyor, bir kitabın arasında özenle kuruttuğum gülü çıkarıp öpüyorum özlemle, seni kucaklarcasına… ben iyiyim oğul, çok iyiyim.
sen de kendine iyi bak emi?”

eylülü yazmaya başladığımda, hayatının eylülünü yaşayan yaşlı kadın -sonsuz boşluğu içine doldurmuş insan- yazının yaşamdan daha canlı olduğu gerçeğine bürünerek paylaştı sözcüklerimi.
yalın ve kanayan yanlarıyla yeryüzündeki sonsuz öykülere yansıyan yaşam da bir rastlantılar yumağı değil mi?
önemli olan derinliği ve sınırsızlığı içinde yaşamı; algılıyarak, duyumsayarak -dizgin tutmaz acılarla olsa da- yüreklilikle yaşamak değil mi?
eylüller, güzler kışlar da geçer… mevsimler, ömürler, aşklar, güzellikler biter ve her bitenin yerine yenisi başlar. geriye ne kalır? daha bir çok eylüller ve…

” bir de o şiirler kaldı geriye
örselenmiş yüreğimdem damıttığın
umut ve umutsuzluk sözcükleri
ömrümün anasonlu günlerinden
bir de o şiirler kaldı geriye”
a.uysal

Neriman Calap
-yağmur ile gezgin(2008)-

ağır aşk – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL AĞIR AŞK

ağır geldi bana
vedaların şiir yükü…

ırmak yatağının böyle
ansızın kuruması güze doğru

kalbi kırık bir kadının
kırılmaları

dağılıp gitmek zamana
bin parça halinde

ağır geldi bedenime
eski meseller

dönmeyen kuğularla ölçmek
iki şehrin uzaklığını

güzel atlara sığınmak
ıhlara’da

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-