HOŞÇAKAL – Afşar Timuçin

AFŞAR TİMUÇİN HOŞÇAKAL

Giderken bıraktığın özlemi katlayıp koydum
Okşaya okşaya yüreğimin derinine
Bir daha açıp bakmam ölür gibi olsam da
Artık yabancıyım resimlerine

Her gün taşınsam rüzgârlarınla uzaklardan
Deniz içlerinden kent içlerine
Bir daha o sapsarı akşamda
O sokağın başında ıslık falan çalmam
Söz getirmem kendime

Korkuyu bastırdım elimle
Bastırdım yüreğime yüreğime
Gönlüm kırık da olsa değmez ummaya artık
Düş kurmak da istemem
Ne sevda türküsü ne ayrılık türküsü
Söylerim bundan sonra

Afşar Timuçin
-Ey Benim Güzel Sevdalım-

Gitanjali XLIV – Rabindranath Tagore

83110468_2964718180204957_1411374627682254848_o

XLIV

Benim zevkimdir, gölgenin ışığı kovaladığı,
Yağmurun yaz mevsimini izlediği yerde,
Yolun kenarında durup beklemek
ve seyretmek olup biteni.

Bilinmeyen göklerden müjdeler getiren haberciler
Bana selam verip, hızla yollarına devam ediyorlar.
Yine de içten içe hoşnut benim gönlüm,
Çünkü onların geçişiyle oluşan esinti
ferahlık veriyor bana.

Sabahın köründen, akşamın alacakaranlığına kadar
kapımın önünde oturuyorum
ve biliyorum ki, onların geldiğini görür görmez
mutluluk da, uçar gibi şenliğe yetişecek.

Beklerken, kendi kendime gülümsüyorum
Ve kendi kendime şarkılar söylüyorum.
Beklerken, vaat edici kokularla doluyor ortalık.

Rabindranath Tagore
-Gitanjali-
Çeviri: Cahit Koytak

SESLENİŞLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SESLENİŞLER II A (2)

II
A

Kar aydınlığıdır,
sakin gece yarılarında
onun dudağına çarpıp yansıyan
kar aydınlığıdır

Kar aydınlığında
güpegündüz yıldızları tanıyan da
sustukça azdıran da bir teni
aynı dudaktır

Mahzun bir ceylânda dost kıldığı bakışı
hülyalıdır, uysaldır ama
gözevlerini besleyen yabanıllık ki
bazen volkanları ansıtır

Dalgınsa:
eğilip ikindi seslerine
yorgun düşmüştür acıyla işlenmekten;
şense:
coşkun bir kıpırtı iletmiştir
katılıp
gizlice
sefer günlerine

Haklı mıdır, haklı mıdır damarlarını geren
zonklatan duyguları?
(O ki ömrünü
ruhunun asla bastırılamaz
fırtınalarına adamıştır)

Korkaklık özüne nasıl ihanetse hayatın,
dünyayı merakla dinlerken gürültülerden
ona yılgın sokulmak
onu yanıltmak da aynı soydandır

Koşar (sekerek koşar),
koşuşu sevinçlerden yadigârdır;
gülerken oynaşır gibidir kirazlarla

Kar aydınlığında
boynunu göğe açarsa eğer
o zaman bilirim ki
karın altı bahardır

Nihat Behram
-Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-

İstanbul Neyin Nesi – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN İSTANBUL NEYİN NESİ Faruk_Istanbul_2019_September_71

Şimdi bir şehir hatırlıyorum
Dilim dilim ağustos güneşleri
Yakamozlar, ayışığı, renkli camlar
Bir elmas açısından seyrettiğimiz akşamlar
Sonra denizi deniz yapan ellerin
Çok çok mavi geceler
Pek çok mavi geceler
Bu bir İstanbul olsa gerek diyorum
Caddelerinde o çok boyalı kadınların gezdiği
Kocaman elli adamların köşebaşlarını tuttuğu
Çocukların meyhanelerde taze badem sattığı
Bir İstanbul olsa gerek diyorum
İnsanları tramvay dolusu
Vapurlar dolusu insanları
Ve adım başında bir meyhane
Ama ben sensiz
Ben İstanbuldan uzakta
Ben hep böyle deli divane

Bu İstanbul gitsin öteki İstanbul gelsin
Ya da sen gel
Bu evler bu caddeler gitsin
Bu günler, bu aylar, bu zalim yollar gitsin
Ama sen gel
Ne olur sen gel
Ağlamak ne kadar, nereye kadar ağlamak
Bir votka sodada akşam oluyor şimdi
Biliyorum vaktimiz yok, hızlı yaşamalıyız
İstanbul’un surlarıyla çevrildik
Görüyor musun
Ben seni istiyorum ne haber
Ayasofya utanmalı artık
Bütün camiler utanmalı
Ve senden uzakta olduğum için
Bir utanmaz Allah utanmalı
Sen buna İstanbul mu diyorsun
Sen buna yaşamak mı diyorsun
Lanet olsun
Lanet olsun

İstanbul neyin nesi
Bu yaşamak da ne o’ ıyor
Senin olmadığın bütün şehirlere küskünüm
Seni benden ayıran her şeye diş biliyorum
Bu yollara
Bu dağlara
Bu aman vermez çaresizliklere
Bir bak
Kan çanağına döndü gözlerim
Bir dinle
Neler söyleyeceğim sana
Bir düşün, bir konuş, hele bir gel
hele bir gel
Göreceksin nice İstanbullarımız olacak
Nice günlerimiz, nice yıllarımız olacak
Sen benim bahçelerimi bilmesin
Denizlerimi görmedin
Ufkunda güneşlerim doğmadı
Hele bir gel
Hele bir gel
Biliyorsun hızlı yaşamalıyız
Vaktimiz kalmadı

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Çalkalanış / Şiir Denizi 1-

İZMİR ŞİİRLERİ – Mehmed Kemal

MEHMED KEMAL İZMİR ŞİİRLERİ

I

Her sabah kalkıyorum
İşsiz güçsüzüm
Ne yiyecek ne cıgara
Nerde akşam orda sabahı ediyorum.
Karnımın doyması yetmez mi
Neme gerek benim lüks tantana

Sahilde geziyorum çoğu zaman
Eşim dostum balıkçılar
Sokak satıcıları ve çocuklar
Vapurlar geçiyor uzaktan
Kimi al kimi yeşil
Telâşlı insanlar var içinde
Kimi mesut kimi kederli
Herkes bir türlü anlıyor yaşamayı

Ben şiir yazmayı ve gezginciliği sevdim
Diyar diyar dolaştım gönlümce
Açlığım tokluğum oldu
İyi günler kötü günler gördüm
Dostlar düşmanlar gördüm
Bir yahudi kızı tanıdım Karantina’da
Bana parasız pulsuz
İşsiz güçsüz yaşamayı öğretti

II

Bu sabahki sarhoşluğum
Dün geceden kalma
Elimdeki kitap
Avarelik Şiirleri
Oktay’ın.

Uyuyakalmışım bir parkta
Karşımda Gazi heykeli
Uğultu var başımda
Faytonlar geçiyor Kordonboyu’ndan
Büyük otobüsler ve taksiler.

Bir başkalık var her şeyde
Beni çeken alıp götüren bu hâl
Muntazamı, düzgün olanı sevmek geliyor içimden

III

İzmir’in içinde vurdular beni
Neyleyeyim vurulurum ölürüm
Yeşerenle yeşil yaprak olurum
Dövüşenle dövüşürüm ölürüm

Yârin çevresine sardılar beni
Bu çiledir doldururum çekerim
Fidanımı tarla bulur ekerim
Yâr beklenir ömür boyu beklerim

Mehmed Kemal
-Birinci Kilometre (1945)-

Babasız evler – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN ESMERLİĞİ BİLE

“Hayatın her duruma hakkı vardır”
Rainer Maria Rilke

akşamın kapısından
içeri giren
öksüzlüğün onarılmaz duygusu
iş dönüşü, somun ekmek
yıllar komşunun penceresine bakar
çok geçip hiç geçmeyerek

hayat hiçbir aldığını koymaz geri
çocukluğun büyümemiş yerlerini
kimse büyütemez bir daha

terk edilemez babasız evler
kapısı çekilip çıkılsa da

bir roman adı gibi
içinde yaşar
çoğalmaz başkaları
okumalarla

babasızlığın ne olduğunu bilmeyenler

günün birinde baba olsalar da

Murathan Mungan
-Köşedeki Kahve/
Eteğimdeki Taşlar-