bakıştan bakışa – Kemal Özer

81891350_2892200014123441_1086793705626533888_o

Vapurdayım. Yılın son günü.

Gecikmiş bir kışa haberci
ilk kuzey rüzgârı denizin üzerinde.
Giriyor bir uçtan, elinde orak,
—buğday tarlasına girer gibi—
çıkıp gidiyor ardında bırakarak
suskun yolcuların ne düşündüğünü.

Titreşiyoruz. Eli kulağında ilk karın.
Ve konup kalkıyor
bakıştan bakışa bir soru.
Yalnız karın mı?

Kemal Özer
-Araya Giren Görüntüler (1983)

zonguldak – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ZONGULDAK

Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.

Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.

Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda

ve adını değiştirdiler ülkenin.
Kemal Özer
-Onların Sesleriyle Bir Kez Daha
(1999)-

DÜELLO – Ülkü Tamer 

Bald Hills, Redwoods National Park

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımla birleşmekte güneşin raylarından
Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtmeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

Ülkü Tamer
-Sıragöller-

ilk sabah – Sennur Sezer

FURUĞ FERRUHZAD GÜNEŞ DOĞUYOR

Ellerin bir yanda ekmek bir yanda
Bölüşülür yudum yudum bir tutku
Günaydın sevdiğim

Dudakların çaydan daha sıcak
Saçların gözlerin nasıl uykulu
Günaydın sevdiğim

Gün bir kez daha böyle doğar mı
Biraz böyle şaşkın böyle mutlu
Günaydın sevdiğim
Günaydın kuşku

Sennur Sezer
-gecekondu-

AÇLIK ÇOĞUNLUKTADIR – Turgut Uyar

TURGUT UYAR AÇLIK ÇOĞUNLUKTADIR © Anatoly Gordienko

gülü çiğdemi filân bırak
sardunyayı karidesi filân bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır

her kişinin ukalâ ömrü
yeter sanılır çiçeklenmeye
ve dünyanın karanlığından
bir aşk bahanesiyle kurtulmaya
kaçıp giden baharların anısı
elden ele devredilen bir gençlik duygusu
lâleler sümbüller bütün öbür boklar püsürler
hakkım var mıdır bunları söylemeye
—vardır
güneş doğarken ve batarken
yazdan kışa girerken ve kıştan çıkarken
ve dağda ve kırda
hakkım vardır—
çünkü en azından dünyadan
dölsüz katırlar geçer
yüklü vagonlar geçer
demir yüklü şilepler geçer
yelkenleri işletenleri ve tayfalarıyla
ve onların karıları ve çocuklarıyla
ve bilinmez sanılır geleceği
bir demiryolu makasçısının
oysa kesinlikle yazılmıştır
her sevgi kitabında
asıl olan açlıktır
çoğunluktadır

sevişmek o yüzden gereklidir
evet açlık, yok olsun bütün incelikler
mendiliniz var mı, kabak ograten
böf strogonof mantar fileminyon
güneş görmemiş midye
midye görmemiş güneş
ve soygun halindeki otel malzemeleri
ve altın arayıcılar
ve istedikleri yerlerde
yüksek graviteli petrol bulanlar
hem thames kıyısında
hem mekong deltasında
bir kalça fotoğrafına bunlarla birlikte bakanlar
çoğunlukta değildir
açlık çoğunluktadır

artık her şeyi yaşadık
ve birlikte düşündük
ve düşündük ki her şey cehennem
bir bakışta
ve cehennem
başarılmamış bir savaştır
dünyanın ortasında kullanılmamış bir su
cehennem, insanın kendi ciğeri
at sırtında taşınan ölü
kundağa girmeyen bebe
karanlıklarda açan çiçeklerin
bir insanın ölümüne dönüşü
bir insan ölümü olmaya
çünkü açlık çoğunluktadır

—işte o zaman diyorum ki—
gelişin şen olsun senin
her şey esirgesin seni
çünkü açlık çoğunluktadır
ve ezecektir gücüyle dünyayı
—ikimize bir aşk elbette yetmez
türlü şeylerin savunulduğu—
diriliğe eşitliğe tokluğa
artık ayıp olan tokluğa
çünkü açlık çoğunluktadır
açlık.

Turgut Uyar
-Toplandılar (1974)-

© Anatoly Gordienko

 

Evler ve Zamanlar – Gülsüm Cengiz

Beşiktaş-İstanbul EVLER VE ZAMANLAR GÜLSÜM CENGİZ

Yıldız Yokuşu’ndaki konak
yıkıldı yıkılacak,
kararmış tahtaları
dökük sıvalarıyla
üç katlı bir hüzün anıtı.
Göz çukurlarındaki boş bakışları
izliyor sanki şaşarak
yoldan gelip geçenleri;
sımsıkı kapanmış kapıları
ölü ağızlar gibi
bir daha açılmayacak.

Rüzgâr, uğuldayarak
sarsıyor çatısını;
tırmanıyor duvarları
inatçı bir sarmaşık,
saçağında boş bir serçe yuvası.

Yıldız Yokuşu’ndaki konak
yıkıldı yıkılacak,
güçlükle duruyor ayakta
Sırtında yükü geçmiş günlerin.
Belki bir paşanın selamlığı
belki kadınların kapatıldığı
bir saray kalıntısı.

İzlerken hüzünle kentin değişimini
gizliyor geçmişini
kararmış kafeslerin ardında.
Sıvası dökük duvarlarında zamanın izi
ve odaları dolaşan rüzgârın sesi
usulca anlatıyor geçmişi,

solmuş resimlerdeki gibi.
—Güneşin ilk ışıkları aralarken perdeleri
duyuluyor ayak sesi küçük beslemenin
ve el ayak çekilince
etek hışırtısı bir cariyenin
giriyor koynuna gecenin—

Değişiyor her şey, değişiyor zaman…
Şimdi bu konakla Yıldız Sarayı’nın
arasında
yükseliyor camdan ve betondan bir dev gibi
Conrad Oteli.
—Çoktan paslandı,
saraya açılan bahçe kapısının kilidi—
Her gün, bir taş eksiliyor duvarlarından
tahtasını kopartıyor birileri.
Bıyık altından izliyor
Bu tasarlanmış cinayeti,
çok yıldızlı bayrağın,
yayılmacılığın ve paranın simgesi
Conrad’ın hayaleti…

Yıldız Yokuşu’ndaki konak
yıkıldı yıkılacak.
Yenik düşerken evler geçen zamana,
tutunuyor yaşama inatçı bir sarmaşık.
Bir evin ölümünün içinden
yükselirken gökyüzüne yemyeşil yaprakları
cıvıltıyla doluyor saçaktaki serçe yuvası.
Yürüyor bir çocuk, ıslık çalarak
yokuş yukarı…

Gülsüm Cengiz
Beşiktaş,2000
-Yasak Sevda Sözcükleri-

Görsel : Günümüzde Beşiktaş-İstanbul