BİR ÖPÜŞÜN DUDAĞINDA BULUŞMAK – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT BİR ÖPÜŞÜN DUDAĞINDA BULUŞMAK

Uzak bir gündüzden gelirseniz
şu kapının ardında bulun beni,
eşikle sofa, güneşle mermer, aşkla ölüm
el ele oynarken taşlıkta.
Alın kılıcınızı vurun boynunu
perdelerin arkasında sevişen bulutların.
Minder bir yokuştur tırmandığımız,
kilim saçları örülen kız çocuğu,
kırık bir duvar saatidir maşrapa,
sandalye ölüme bırakılmış bir gemi sonsuzda.
Satın savın hepsini, küflenmiş somunumu
köpeklere doğrayın kahve falında havlayan,
bir taş su için bahçeyi akıtan
tulumbasından kiraz ağacının.

Uzak yazlardan gelirseniz evde yokum,
çarşıda olabilir ya da kahvede.
Benim işim unutmak, sizi unutmak,
boynuma dolayıp kesik kollarınızı
başınızın sedirinde uyumak.
Bakın şu elmalara tekmil çürük,
sokaklar limon çekirdeği gibi
ve evler dişsiz bir kedinin ağzında.

Sizin gözleriniz akrep gibi kabuklu.
Sizin avucunuzda bir sofa var,
bir yatak var içinde, dolambaçlı bir merdiven.
Sizin saçlarınız, kirpikleriniz,
bütün kıllarınız taş bir dehlizin ucunda.
Bir ağaca bağlayabilirim sizi,
doğramadan, yolmadan, savurmadan önce,
çakmadan önce odanızın duvarına.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-

BİRAZ DA ÖLÜMÜ DÜŞÜNÜN – Şükrü Erbaş

BİRAZ DA ÖLÜMÜ DÜŞÜNÜN - Şükrü Erbaş

Ölüm her şeyi bitirir bir gün
Biraz da sevgi biriktirin
Ölüm her şeyi bitirir bir gün
Kalbinizden katılığı silin
Ölüm her şeyi bitirir bir gün
O gül çocukları sevin güldürün.

Yaşamak sevgilerden alır gücünü
Eğilin biraz da sevgilere eğilin
Silin bencilliğin kara kirini
Kalbinizin aynasından
O çok derinlerde yitik
Temiz yüzünüzü görün
Bir kez olsun, şöyle bir kez
Yunun bengi sularında
Işıl ışıl sevgilerin
Birazcık da duyguların
Uçarı sesine uyun.

Ölüm her şeyi bitirir bir gün
Kimseleri, kimseleri incitmeyin.
Ölüm her şeyi bitirir bir gün
Ömrünüz size bir kısa oyun
Ölüm her şeyi bitirir bir gün
Ardınızda güzel anılar koyun.

Sevgiden başka her şeyi
Her şeyi bitirir bir gün
Biraz da ölümü düşünün…

Şükrü Erbaş
1981
-Aykırı Yaşamak-

 

MECNUN – Refik Durbaş

REFİFK DURBAK MECNUN

Bugün de geçti gitti hüzün içimden
ağzımın üşümüş tadından alarak
bir eylül esmerliğini
sesime or ve keman resimleri taşıyan
kalpazan afişler ve sevgilim gibi
bir sigaranın söndürülmüş sesi gibi
saçları örgülü duvarlar arasından
bu günde geçti o alkolsüz melodi

Ben ki yıllardır onun dizinde
kefensiz ve klarnetsiz uyumuşum
o imzasız ve tarihli mektuplarda
cumhuriyetime kılınç kuşanırken
söz söyleme hürriyetini ve bütün
hürriyetlerin kitaplara ad olan zamirlerini
başkent olan ünlemlerini
il ve ilçe olan fiillerini
ve hüzünle geçen bütün cümlelerini
resmi bir asker sıfatıyla kuşanmışımdır

İşte yine geçiyor caddeden
bayraklı elleri gümüş kalkanıyla
hüznün diktatör ordusu
kan verip sesleniyorum aydınlığımdan

Refik Durbaş
1971
-Kuş Tufanı-

AŞK BENİ GEÇER – Abdülkadir Budak

ABDÜKLKADİR BUDAK AŞK BENİ GEÇER© Martin Marcisovsky

Çünkü bacakları uzun mesafe tanımıyor
Çünkü rüzgârın altında büyük deneyiminde
Elbette aşk beni geçer haritayı kendi çizmiş
Dağları iyi biliyor nehirleri de

Bir ateşin koynunda uyuyorken bile geçer
Serin su başlarında dinleniyorken bile
Ve ben onun peşinden kurşun olsam yetişemem
Okyanusa vardığında göle gelmiş olur muyum
O çınar olduğunda yaprak olur muyum ben

Bir dille yetinirim bütün dilleri öğrenmiş
Dumana tanım ararım yangınlardan geçmiş o
Ben merdiven arıyorken çoktan çıkmıştır göğe
Bir kadının saçlarına takılıp kalmış iken
Ruhunu ele geçirmiş binlerce sevgilinin
Bende bir esimlik yel onda her zaman deprem
Elbet aşk beni geçer
Tren rayların üstünden

Aşk şiiri yazdığımı sanırım ne hafiflik
Destanı bitirmiş olur ben çıkarken ilk dizeden
Uçup gitmiştir evet dünyayı kanat eyleyip
Ben iki teleği yan yana getirmişken

Aşk beni bir daha geçer
Tren rayların üstünden

Abdülkadir Budak
– Aşk Beni Geçer-

© Martin Marcisovsky

YÜK – Sait Maden

YÜK - Sait Maden

Her yiteni giyindim her solanı her eksileni
her kopan kırıntıyı geçmişten ve gelecekten
dikenini her gülüşün her iç çekişin
acıların incecik bürümcüğünü
ya da kalın kıl çulunu mutlulukların. Şimdi
kabuklar kabuklar kabuklar altındayım
kımıldamaz oldu kolum yüzüm seğrimez
ve sesim çıkmaz oldu bunca ağırlıktan. Soy beni
soy beni soy beni uluşıncaya dek
kuru kemiğine yokluğun.

Sait Maden
-Gececiller/Bütün
Şiirler 1-

RUHUMUN GECELERİ DE GÖRÜLEBİLEN YAPRAKLARI DÖKÜLMÜŞ AĞAÇLARI – Süreyya Berfe

62637069_2480579368618843_4414186285237796864_o
Bulutlar neden ufuklarda durur?
Ruhumun gözbebeği, gönlümü kilitleyen
ruhumun ummadığım anda açan çiçeği
gölgem ol, bulutum ol, konuş biraz
Neden ufuklarda durur?

Güz gelse
herkes sarardığını sansa.
Neyin mi? Bilmem
herkese sormalı.
Derler ki, herşeyin.

Güneş düşer güze, içine
dinlenir yazın gözyaşında
ben, özlerim.

Gökyüzü güzden sonra
karlarla dolu bir bahçedir
ben, özlerim.

Kuş, o kuş değil
dalda bir yuva, bakar sabaha
ben özlerim.
Ruhun ve ruhum şaşırmışsa
nâşa kavuşamadan daha
ben, özlerim.

Yetişmeyeydim seni görmeye
yatağımı değiştireydim
daha az su almak için.
Küstü o su akmaz oldu.
Kar körlüğüne yakalandım
duranı yürüyor sandım
özlerim elbet, kaçaktım, yakalandım.
Yaşlı bir gençtim
kemiklerim zayıftı.
Nerden bildin beni?
Nerden gösterdin? Bakar mısın, dedin.

Ağaçların ve kokun
burnumun ucunda titriyor.
Düşlerim tutuluyor.
Bana baktığını sezince
hayat yeniden başlıyor.

Hüznü, umutsuzluğu, yalnızlığı
yeisi, elemi, çaresizliği
kendi başına bırak
yalnız bırakma beni.

Süreyya Berfe
-Şiir Çalışmaları 1998-

kız – Hilmi Yavuz

kız - Hilmi Yavuz

kalbim rüzgârdı o kentte;
bir damından ötekine bir yazın;
yalnızlık oturur kahvede ve ben,
eserdim balkonuna o kızın….

gün gider, bir mektuptur gün, gider,
ona yollanır gibi, şen, uzun;
bir yoldur gider de varamaz iline,
bir gülden ötekine kayıp, yalnızın….

nasılsa öyle bir aşk işte, – hüzünsüz!
bir yaprakla birden değişti yüzün;
o yaprak kendini bırakır şimdi,
bir rüzgârla, kapısına, ansızın…..

Hilmi Yavuz
-Yolculuk Şiirleri-

SEVGİLİ DÜNYA – Gülten Akın

SEVGİLİ DÜNYA - Gülten Akın

Dünyada Fransa diye bir ülke yokmuş da
Fransızmışım gibi dolaşıyorum
Parasızım ve kahverengiyim, elma çalıyorum 
Tutuyorlar elmayı ve beni “Pis Marok”
Belim kırık, sol elim kapalı, bacaklarım felç
Sarışın kuşu olaydım annemin
Uçamam, böyle kalamam, ölürüm
Üzülme Arianne, sevgili Arianne
Bedenim onbir aylık, ölü bir kuşun bedeni
Üç yaşında dişlerim beyaz ve kesici, üç yaşında
Babam mülteci, anneminse
Ne adı ne soyadı, ondan daha daha mülteci
Rahminde unutulunca anlamıştım bunu
Plastiktenmişim gibi davrandılar bana
Ve anneme liken, kara-fatma
Niye ilgilensinler benimle, solan bedenimle
Niye ilgilendirsin onları doyup kalktıkları sofra
Uzak Asya, Latin Amerika, Önasya, Afrika
Elma, o çaldığım elma Gardia Civil’in birinde
Çürümüş pörsümüş, ne bana ne başkasına
Suç aletiymiş, kimseye vermiyor
Kuvaförle, suyla, sabunla bezeli dünya
Parasızım ve Vietnam yapışkan saçlarımla
Kullanıp atıyorlar aldırmıyorlar ama
Radyasyon, eds, delik ozon, asit ve esrarın avcunda
Ölebilirim, sarışın kuşu olsaydım annemin
Açık kalırdı elmaya özlemden ağzım
Gardia Civil’de yüzlerce çalınmış elma
Belki siyahım, ya da soluk Hintli, belki Türkiyeli
Dünya, bir o bizim doyamadığımız
Onların doyup kalktığı dünya
Radyasyon, eds, delik ozon, asit, esrar ve çürümüşlüğün avcunda
Ermişim abdalım değil, kör değilim yalnızca
Can gözüm görüyor, geç, çok geç, hasta dünya
Aldırırlar bir gün nasıl olsa
Bir gün annelerinin tüm sarışın çocuklarına
Aldırırlar bir gün nasıl olsa
Ama aldırdıklarında
radyasyon, eds, Civil Gardia, delik ozon, çürük elma
Dünya basıp gitmiş olacak.

Gülten Akın
-Uzak Bir Kıyıda-

Ne Kalabilir Senden – Sait Maden

Ne Kalabilir Senden - Sait Maden

Ne kalabilir senden, yüzünün çizgileri mi
kurumuş bir yaprağın okunmaz çizgilerinde;
ne kalabilir senden, sesin mi, bir bilinmedik
ırmaktaki sazlar arasından yükselen, kuytu
kurbağa sesinde; suyun gelip gelip döğdüğü
ıssız bir kıyıdaki yosunlar, çakıltaşları
ne saklayabilir gölgenden senin; her saniye
milyonlarca doğuşun, ölümün, yenilenişin
arasında var mı yer sana, gök mü umursadı
yer mi seni şimdiye dek; eline geçirdiğin
bütün uçlar, görünmez iplerin bütün uçları
seni çıkarmadıysa bir yerlere, dönüp dönüp
sende düğümleniyorsa hepsi ne bu çırpınma,
çektiğin gibi üstüne gecenin yorganını
saklan olup bitecek her şeyden sonsuza değin,
gör, düş mü girer koynuna artık yıldız mı girer,
hayvansı bir uykuyla dal gitsin, ne var kalacak
senden bu ıpıssız çölde, rüzgâr dakikada bir
yeni haritalar çizdikçe şu uçsuz bucaksız
kum yığınlarına, söyle, ne var kalacak senden
belleğinde kuşun ağacın suyun, kör bir sfenks
umursamazlığıyla kendi iç uzayına dalmış
zamanın çevresinde eserken milyonlarca toz,
toz benzeri bütün geçmişler, bütün gelecekler?..

Sait Maden
-Gececiller-