Nazım Hikmet

2d20835d945d564213e95b17ba36664d
***
“Dışarda kuşlar ötüyor,
dağlar kırmızı ve çıplaktırlar.
Kavakların kılçıkları sarımtırak yaprakların altında kaldı.
Deminden beri kocaman bir leylek
sabırlı ve hamarat,
önümüzdeki viranelikten çer-çöp topluyor yuvası için.
Burdan bakılınca şehir ;
terkedilmiş gibi bomboş görünmektedir.
Uzaktaki saat on biri çaldı.
Bütün nikbinliğim,
şu bitmez tükenmez
nevi şahsına münhasır hazinem
dolup dolup taşıyor.
Pek yakında kurtulacağız, diyorum
inadediyorum.
Kestim mektubu.
Saatler geçti.
Avluya indim.
Nefis bir güneş var.
Ah, gözünü sevdiğimin bozkırı,
zerre zerre sıhhat topladığını hissediyor adam.
Arkadaşlarla hep seni konuştuk.
Şu anda dünya
iyi insanlarla ağzına kadar dolu gibi geliyor bana.
Pek rahat, hatta mesudum biraz.
Akşam oluyor,
ne yapalım olsun…”

Nazım Hikmet
9.11.1943
-Yatar Bursa Kalesinde-

akşam ve vedâ – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE VEDÂ © Pavel Silinenko 2

daha başından beri hiç sevmedim yerimi:
adî gök, bayağı toprak!
bu lânetlenmiş yerde
iki arada kaldım;
bir betona gerilmiştim, ufaldım;
aşkları koparıyor biri, hüznü öteki,
durmadan bir leşe konuyor akbabalar…

akşamlar biraz düşkün; yollar, kanayan yollar…
ay lağımda batıyor ve sözler hiçbir yerde;
her zaman kalbimizin yerinde ince duvar…
aldanış! belki uğursuz bir gölde
bulanmış kalmış…
belki her aldanıştan kalan siyah aynalar!
rüzgârı kuytulardan esirgeyen ne varmış?
ve daima boğulmuş, yaralı yolculuklar…

dağ kendi güneşini çıkardı gitti;
ben kendi gülüme kapandım kaldım;
sustum. her sustuğum yerdeki kaybolmalar
çağırır akşamı…
akşam,
uysaldır, boynunu bükerek gelir,
ve teslim olur bana şiirler, elvedâlar…

işte ben gittim, herşeyi söyledim, gittim;
işte benden herkese,
herkese bir sonbahar…

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri/
Büyü’sün Yaz!-

© Pavel Silinenko

AYRINTI – Bülent Güldal

AYRINTI - Bülent Güldal

aydınlatırsın dar sokağını
gün dilimlerimin
sıyrılırım suskudan
söze yüklenir
anlamı
sevginin

yıllar geçti yazmadım
gül dudakların
ince endamın şiirini
bir ayrıntısın
gölgesini kucakladığım

sabahını beklediğim
gecelerin
güle düşen
çiğ tanesisin
yüreğim yanardağ
anlatamıyorum
yaşamak benim için
biraz da sensin

Bülent Güldal
-Sabaha Biriken-

UYKUSUZ AŞKIN GECESİ – Federico Garcia Lorca

FEDERICO GARCIA LORCA UYKUSUZ AŞKIN GECESİ

Üstümüzdeydi gece, dolunay vardı,
sen gülmüştün ben başlayınca ağlamaya.
Bir tanrı gibi bakıyordun tepeden
Gözyaşlarım bir zincirdi güvercinlerden, anlardan.

Altımızdaydı gece. Acının kristali,
ağladın derin uzaklıklar boyunca.
Bir salkımdı acım cançekişmelerden
senin kırılgan kum yüreğinin üstünde.

Sürükledi yatağa ikimizi şafak,
dayadık ağzımızı buz kesmiş
bir kan fıskiyesine sonsuza akan.

Girdi güneş içeri kapalı balkondan
ve uzattı dalını yaşamın mercanı
kefenlenmiş yüreğimin üstüne.

Federico Garcia Lorca
-ne garip federico adında olmak
Çeviri: Erdal Alova

Çiçek Yerine – Süreyya Berfe

SÜREYYA BERFE ÇİÇEK YERİNE© Anatoly Kudryavtsev

Yüzüne bak güneşin.
Yüzüne bak körfezdeki denize düşen güneşin.
Yüzüne bak acılı aşkların üstüne inen güneşin.

Gelişine bak akşamın.
Gelişine bak körfezdeki denize çöken akşamın.
Gelişine bak yarım yamalak aşkların üstüne giden akşamın.

Hayatı unutma.
Yeniyi unutma.
Yaşayanı unutma.

Sen ki duvardan akan sulara baktın ağladın.
Leğenlere dolan yağmura baktın ağladın.
Özendin sulara ve yağmura.
Kalbini gözlerinin yerine koydun.
Aktı mı sanki kanlı günlerin gecelerin kanı?
Uykusuzluk uçtu mu yuvasından?
Gönüller şen oldu mu?
Aktı mı ayrılığın deli ırmağı ayaklarının önüne?
Yumuşadı mı sert yanları
yuvarlandı mı kayaları?
Tutuldu mu ayrılık sevginin depremine
çekildi mi mağarasına inine
kayboldu mu ayrılık denilen yabanıl hayvan?
Hayır, hiçbiri olmadı bunların.
Çünkü, çamur içinde kalan çıplak ayaklarını
bana alacakaranlıkta da yazdığını unuttun.
Çocuk, genç kız ve kadın olduğunu unuttun.
Kapalı, uykuya dalmış gözlerinden duyguların yayıldığını
kalbimin içinde çarpan kalbinin sesinden sellerin boşandığını
beni alıp sürüklediğini. bir o yana, bir bu yana savurduğunu
kötü geçmiş zamanlarla iyi geçmiş zamanlar arasında bıraktığını
yanından uzaklara, uzaklardan yanına attığını unuttun
besledin adam ettin ayrılığı, iyileştirdin.

Çocuktun, çocuk oldun “herbirşey”e özenmedin.
Büyüdün, malları mülkleri terk ettin.
Gün oldu yanlız kaldın bir başına acıların ortasında.
Sevecen yanların eksilmemiş eksiltemedin.
Çoğu zaman kolların çocuğunu kucaklar gibi
koşman ayrılmak için değil kavuşmak için sanki.
Sabahları ilk önce ısınan senin bedenin
kar yağsa da ısınan senin bedenin.
Ne olursa olsun en geç soğuyan senin yüreğin.
insanlarla değil buzullarla da çevrili olsan
en geç soğuyan senin yüreğin.
Görmesek de yaşıyor o mavi kuş.
Beraber bakmasak da yağacak ilk kar.

Yağışına bak sevginin,
Yağışına bak körfezdeki dağların üstünde duran sevginin,
Yağışına bak vakitsiz aşkların üstünde kalan sevginin.

Yükselişine bak hasretin,
Yükselişine bak körfezdeki dağların üstünde uyuyan hasretin,
Yükselişine bak yavru aşkların üstünde çırpınan hasretin.

Hayatı unutma,
Yeniyi unutma,
Yaşayanı unutma.

Süreyya Berfe
-Hayat ile Şiir-

© Anatoly Kudryavtsev