ellerin – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ELLERİN

İlk kez baktığımda ellerine
üzgün damarlarını görmüştüm —
bir yaranın üstüne eğilip de
sağaltmak için çırpındığını yıllardır.
Süzülüp geldiklerini görmüştüm
umutsuz bir karanlığın balçığından —
o balçığa dönmek üzereydiler yine.
Görünür olmasa da o yarayı görmüştüm —
köklerinin sarktığını yılların derinliğine.

İlk kez tuttuğumda ellerini
bir kuyunun dibine iner gibi olmuştum
birlikte ağmak için yukardaki ışığa.

Kemal Özer
-Sevdalı Buluşma-

Mahsune Hanım Konağı – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL MAHSUNE HANIM KONAĞI ENDİK'te Bir RUM EVİ PENDİK Palas ( 1889 yangınından önce. )

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
Bimen Şen söyler taş plakta
açışır vazoda kırmızı güller
gülşene döner buhurlu oda

İpek bir mendille siler
yaylı tamburun aynasını
yıldızları şakır kara gözlerinin
salkım kiraz kıskanır dudaklarını
sevinir döşemeler o yürüdükçe
deniz kokusu yayılır etrafa

Gözlerinin yorgun pınarından
damlalar düşer titreyen ellerine
sesiyle irkilir sonsuz karanlığın,
boş odalara savrulur düşlerinden
ölü aşklar mahsunu yalnız bir kadın
vardığını düşünür derin ummana

Anılar limanına rastgele yanaşan
palamarsız gemiler dolaşır sularında
girdaplara açılır ömrünün son mevsimi
bir gülüş, bir ses dünyalara bedeldir ya
şaha kalkmaz artık dalgalarının ucu
gül mevsimini aranır boşu boşuna
ıssız yollarda yalnız bir yolcu

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
gri yağmurlara açar pencerelerini
kayan yıldızlarla söyleşir
yalnızlığın sarmalı örer beliklerini
döner kendi içine, kendi içinde
küstüm çiçeklerini sular yalnız bir kadın

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

KIYIDA – Rabindranath Tagore

RABINDRANATH TAGOARE KIYIDA

Engin denizlerin kıyısında buluşur çocuklar,
suların üstünde, masmavi,
dipsiz, kıpırtısız göğün altında.
Dalgalar dur durak bilmeden çağıldar.
Ucu bucağı olmayan denizlerin kıyısında
bir araya gelir çocuklar,
dans eder, bağrışırlar.

Kumdan evler yaparlar kendilerine,
kavkılarla oynarlar.
Teknelerini kuru yapraklarla süsler
ve gülerek indirirler
derin ve engin denize onları.
Ucu bucağı olmayan âlemlerin
kıyısında
sürdürür çocuklar oyunlarını.

Bazıları yüzmeyi bilmez;
ağ atıp toplamayı bilmez.
Onlar kumlarla, kavkılarla oynarken,
inci avcıları dalar denize;
tüccarlar yelkenlilerle
uzak diyarlara gider gelirler,
yaşarlar, ölürler,
ama çocuklar değişmez.

Yassı çakıl taşlarını toplarlar
sonra dağıtırlar.
Gizli definelerin peşinde değildirler;
Ağ atmayı da henüz bilmezler denize.

Gülerek kabarır deniz.
Ve kumsal donuk bir gülümsemeyle
karşılık verir buna.
Ölümle yüklü dalgalar,
ninni söyleyen bir anne gibi,
anlaşılmaz türküler söyler çocuklara.

Dalgalar çocuklarla oynamak için
uzanır kıyıya,
kumsal donuk bir gülümsemeyle karşılık verir buna.

Ucu bucağı olmayan âlemlerin kıyısında
toplanır çocuklar,
ucu bucağı olmayan
denizlerin kıyısında;
yolu olmayan gökte dolaşır durur rüzgâr
gemiler gömülüp gider sulara,
bir iz bırakmadan arkalarında.

Ölüm kol gezer çevresinde çocukların
ve çocuklar
sonu olmayan âlemlerin kıyısında
sürdürürler oyunlarını;
sonu olmayan denizlerin kıyısında
gerçekleşir
büyük buluşması, bütün çocukların.

Rabindranath Tagore
-Ayın Bitmeyen Çocukluğu-
Çeviri: Cahit Koytak

©Sally Swatland