Kalabalığın gücüne övgü – Sennur Sezer

Kalabalığın gücüne övgü - Sennur Sezer

Bırak güvercini… dalgalansın soluğumuzla… ve gözlerini sil. Günü değil daha.
Ne çığlıklar durdurabildi, ne gözyaşları. Gördük kırımları. Kırıldı kalemler ve gözlükler, tebeşirler… ve kan kurumadı.
Bırak güvercini dalgalansın soluğumuzla. Duy gücünü yan yanalığın. Yas değil tüten…
yas değil, acısı bir yürek eksik olmanın.
Ağlamayı güzel günlerin şafağına bırak, yediverenlerin tomurcuklarına… günü değil daha
Yürü, izi kalsın caddelerde adımlarının. Burası değişmenin kapısıdır ve elbet değiştirmenin.
O yazdıklarını kanıyla imzaladı. Ve kalabalıklara inandı. Şimdi kalabalıklar gücünü kanıtlamalı.

Eski, çok eski çağlarda bu kalabalık diriltebilirdi öleni. Kimse öldürülmesin diye yan yana, omuz omuza, yürek yüreğe şimdi…

Sennur Sezer
-izi kalsın-

 

DEĞİŞMEYEN – Şükran Kurdakul

DEĞİŞMEYEN - Şükran Kurdakul

Gecenin bir vaktinde yalnızlığın içindeki
İçin içine sığmayacak olursa düşünceden
Düşürüp başını avuçlarının arasına
Seni umudundan bile uzağa götürüyorsa
Bu mahzunluğu yaşamak mecburiyeti
Anıların yarıya kadar açık penceresinden
Ne görüyorsan duymaya çalış tekrar
Eski Nisan ağaçları dallarında uçuşan hürriyeti
Bak sana yeniden duyman için getirdi
Mademki hayat birşeyler kaybetmedi sesinden
Mademki dışarda gökyüzü mavi,
Ağaçta kuşlar şendiler
Varsın birisi kapanmadan, birisi açılmasın kapıların
Bu duvarlar kanlı sarı yaralar gibi
Karşımızda olsun varsın.
Uzak bir rüzgâr
Bir iki ses getiriyor kulağımıza kadar
Orada gökyüzleri
Gökyüzlerinde yıldızlar
Söyleyin öylesine garip garip bakmasın
Evlerin geceye açılan pencereleri
ortalık böyle ışır
Böyle kesilir rüzgâr
Söyleyin değişen birşey yok hayatımızda
Kaybolup gözükmeler var

Şükran Kurdakul
-Nice Kaygılardan Sonra-

 

RÜZGÂR, KARINCALAR, SARI ÇİÇEKLER – Süreyya Berfe

RÜZGÂR, KARINCALAR, SARI ÇİÇEKLER - Süreyya Berfe João Chaves

Gözlerinin kamaşması
yol kenarındaki kavak ağaçları
rüzgârla oynaşması
en tepedeki iki yaprağın.

Gözlerinin kamaşması
cumbalı eski Rum evlerini sevişin
koca bir ağacın gövdesinde çalışan
huysuz, kavgacı karıncalar.

Gözlerinin kamaşması
elektrik direğinin dibindeki
koyu mor yapraklı sarı çiçeklerin
yine de açıyor olması.

Gözlerinin kamaşması
azalması sıcağın
akşama doğru kımıldanışı
palmiye yapraklarının.

Süreyya Berfe
-Hayat ile Şiir-

©João Chaves

Bir Soyguncunun Yüzü – Ülkü Tamer

52417173_1217254015089684_860534910077632512_n

Artık yüzün
Yaşlı bir adamın yaşlanmaya başlamış yüzü,
Uzun süredir yolcuların inmediği
Bir hanı andırıyor gözlerin.

Kanlı, akıtan bir sevgiyle örtmüştük yeraltını,
Durgun bir sevgiyle açacağız gökyüzünü,
Senin yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.

Bir boğa getirdim sana,
Soluyan bir boğa değil bu,
Soluk alan bir boğa getirdim sana,
Şiirin, güvenin, aşkların,
Sahi, aşkların boğasını,
Çekimser, bekleyen boğasını,
Bu çeşit sıfatların boğasını getirdim.
Aynı boğa, kolunun altında geçen
Tek başına yaşadığın süreyi
Bir bıçağın ucuyla Olympos arasında.
Hades’ten kaçırdım onu, bak,
Biraz yaralanmış, biraz zincire vurulmuş,
Senin zincire vurulmuş yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.

Elinin perdeleri iniktir bu akşam,
İki martı kuşunun yerleştirdiği
Senin sigarayı ürkekçe tutan,
Gittikçe titremeye alışan,
Üstünde dövmeler belirmeye başlayan
Ellerine, iki kuşun yerleştirdiği
Akla gelen her çeşit perdeler
İniktir, solmaktadır bu akşam.

Boğanı geri getirdim sana.
Hades’ten, içimin evinden kaçırdım,
Göğsümün kurumuş mürekkebinden.
Senin için kaçırdım, yalnız senin için,
Senin sahici gözlerin için,
Senin sahici yumruğun için,
Senin için kaçırdım boğayı, sana.

Akşamdır, iniktir elinin perdeleri,
Bileğin, bir sigaranın düşmeyen külü,
Tırnakların, devlerin çiğnediği birer itki,
Ucuzlamış uzun bir cekete benziyor parmakların.

Herakles’i bile titretir güçlü parmakların,
İstesen dünyanın bütün tüfekleri,
Yayları, hançerleri bir büyük testi olur,
Güneşi doyuran bir büyük kaynak.
İstesen mitologya yeniden yazılır,
Tunç bir dağa oyulur terli omuzların.
Senin terli omuzların ilerde ara sıra
Bazı şeyleri kopararak içinden
Usulca durgun sevgini hatırlayacak.

Gören bir soyguncu diye adlandırır seni,
Oysa sen, yaşamanın iyiliksever soyguncusu,
Toprağın, duyguların, çıkışların haydutu,
Ürkekliğin, içtenliğin yol keseni,
Yalansızlığın, açıklığın korsanı,
Sevincin, sevincin, hüzünlerin eşkiyası,
Bir bardak birada ağlamanın haramisi.
Gören de bir harami diye adlandırır seni,
Yıllar sonra sert çizgilerini anar.

Akşamdır, iniktir elinin perdeleri.
Çocukların koşuştuğu bir avludur kalbin;
Dilsiz, ama ağlamasını bilen çocukların
Gökten geçen leyleklere bakması kadar
Sessizdir kalbin.

İşte, sana bırakıyorum boğayı,
Hades beni bekliyor, dönmeliyim;
Sen de beklenir birisin, unutma,
Kendinin bekleyicisi, kendinin tuhaf bekçisi,
Çık güneşe, yeni bir ateş kur
Herkesin, ama yalnız ikimizin boğasıyla.

Ülkü Tamer
-İçime Çektiğim Hava
Değil Gökyüzüdür/1966-

 

KAPILAR – Neşe Yaşın

KAPILAR - Neşe Yaşın

Kapılar çalınırdı
ve kadınlar açarlardı kapıları
geçip giderdi hayat
her gün tozu alınarak ve parlatılarak

Onlar ki
büyük bir aşkın özlemini duyarlardı
seyretmek için kendi güzelliklerini
çağların ardından bir tablo gibi
donup kalmaktı istedikleri

Küçük bir kız çocuğu iken
uysal birer fidan gibi büyüdüler
ve parmaklarına pırıltılı halkalar giyip
beyaz güvercinler gibi
tutsakevine girdiler

Sokağa düştü kimisi
anne bile olamadan
Kimisi bir kuyrukluyıldız olup gitti
kimisi bir güldalına astı kendini
hayatı sorgusuz bekledi
Işıl ışıl yandı camlar
çamaşırlar ütülendi
ama çalınmadı kapı hiç
o çılgınca seven adam hiç gelmedi

Dünya bir atarabasıydı
ve son sürat çekerlerdi onu
nasıl da anlamazlardı
kadının en güçlü olduğunu
ve özgürlük sözcüğü
gökyüzünde bir yılbaşı balosuna benzerdi
hiç bulamadılar uygun elbiseyi
asla oraya gidemeyeceklerdi
Onlar hep şaştılar yalnızca
erkeklerin asker kılıklarına
ve geceyarısı tutulan nöbetler için
kazaklar ördüler
gizlice giyilsin diye üniforma altına

İnce şişlerle zahmetin ördüğü hayatlar
kurşun delikleriyle yaralandı
çeyizleri çiğnendi insafsızca
insanın insana her kıyımında
yitirdiler o en değerli kocaları ve oğulları

Gözyaşı ve yalnızlık yandı mumlarda
buhurdanlıklar tüttü hep
soğuk dul odalarında
Duvardaydı resimleri
Babaların, oğulların ve silahların ellerindeki
kalın kaşlar, gür bıyıklar, sert bakışlar
hükmettiler yuvaya

Her şeye karışırlardı bulundukları yerden
kapının tokmağından tenceredeki aşa
bağırtıları hâlâ çınlardı ortalıkta
çocuklar küçük kediler gibi
annelerin eteğini sığınırdı da

Onlar hep dua ettiler
ve mersin dalları taşıdılar
her bayram mezarlara
ince bir sızıyla yaşandı özlem
sessizce indi
yürekten kasıklara

Kapılar çalınırdı
ve kadınlar açarlardı kapıları
Geçip giderdi hayat
her gün tozu alınarak ve parlatılarak

Neşe Yaşın
-Kapılar,1992-