leylekler giderken – Kemal Özer

KEMAL ÖZER LEYLEKLER GİDEREN

Toplanıyorlar diye haykırdı pazarcı
parmağıyla gökyüzünü göstererek.
Dönüp duruyorlardı başımızın üstünde
göç hazırlığındaki leylekler.

Birden ateş bastı yanaklarımıza
bir yaz daha noktalanıyordu işte.
Duyduk gidenin hüznüyle
gelecek olanın muştusunu.

Kemal Özer
-Araya Giren Görüntüler-

Jacques Prévert (4 Şubat 1900 – 11 Nisan 1977) Anısına saygıyla..

JACQUES PREVERT HAYATIN CİLVESİ

Yakut Kalp – Jacques Prevert

seni seviyorum diyebilirim
ama sevemem
ne yaptım ben
senin yakut kalbini?

aşka oyun ettim
oynamasını da bilmem ki
ne yaptım ben
senin yakut kalbini?

vitrin kırılmış
dükkân kapalı
yırtılmış saten
altüst olmuş çekmece

seninle olmak istiyordum
sana sahip olmak
aşka oyun yapmak istiyordum
hile yaptım ne var ki

ne yaptım ben
senin yakut kalbini?
çok geç artık şimdi
içine ettim herşeyin

senin yakut kalbini
yok pahasına satamam
yok mu şu çalıntı aşkı
saklayacak bir adam?

Jacques Prevert
-Yaşamı Sanatı ve Şiirleri-
Çeviri: Kenan Sarıalioğlu

ALACA SARIDA – Mehmed Kemal

MEHMED KEMAL ALACA SARIDA

Söylediğim dizelerin
Her güldestede yeri var
Gözlerini söyler çünkü
Suskunluksa dört bir yanım
Sözlerini söyler çünkü
Doymazlıklardan gelirim
Azlarını söyler çünkü

Mısırlar sarardığında
Üzümler karardığında
Karpuzlar kavunlar
Zeytinler turunçgiller
Alaca sarıda sonbahar
Bir de şair Metin’in sızısı
Ülkemin karayazısı

Mehmet Kemal
-Tükenmez-

Mehmed Kemal (11 Nisan 1921 – 14 Eylül 1998) Anısına saygıyla..

MEHMED KEMAL SEN

ZALİM AKŞAM ÜSTLERİ

Bu zalim akşam üstleri
Dağlardan, tepelerden
Yeşillikler damlar üstünden
Aşar gelir of.
Demir parmaklıklar ardında,
Bir yareli kuşa dönmüş;
Kırılmış kolu kanadı
Yardan ayrılmışa dönmüş
Beni bulur of.

Bir sigara dumanıdır beni alıp götüren,
Ey düşüncelerimle yüklü tren!
Bizim oralarda akşam oldu mu?
Evimde acep sofra kuruldu mu?
Oturdu mu başına çoluk çocuğum,
Keder midir çöken içlerine?
Boş mu durur yerim of.

Bilirim,
Bilirim de aklımdan çıkmaz.
Bu zamanlar şehrin caddeleri
Göz alır, pırıl pırıldır.
Vitrinler donatılmış;
Yanar söner ampuller
İnsanlar telâş içinde
Evli evine gider.
Köylü köyüne…
Kahveler, koltuk meyhaneleri
Tıklım tıklımdır, ağzına kadar.
Tanıdık yüzler seçerim masalarda
Çok geçmedi üstünden hapisliğimin
Belki lâfım ediliyordur bir kenarda…

Bu zalim akşam üstleri
Dağlardan, tepelerden
Yeşillikler damlar üstünden
Aşar gelir of.
Demirparmaklıklar ardında,
Bir yareli kuşa dönmüş;
Kırılmış kolu kanadı,
Yardan ayrılmışa dönmüş
Beni bulur of..

Mehmed Kemal
-Dünya Güzel Olmalı-

Halil Cibran(6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına saygıyla..

6 ocak 2019 HALİL CİBRAN

Akıl ve Tutku – Halil Cibran

Rahibe, tekrar söz aldı
ve “Bize Akıl’dan ve Tutku’dan söz et!”
dedi.

Şunları söyledi , Tanrı-Elçisi:

“Ruhunuz çok defa, aklın ve muhakeme gücünün tutkuya ve hevese karşı kavga verdiği bir savaş alanıdır.

Ruhunuzda sürüp giden bu kavgada bir barış havarisi olabilseydim keşke!
Olsaydım da, içinizdeki bu çatışmayı,
bu rekabeti birliğe, uyuma, armoniye
dönüştürebilseydim!

Fakat bunu nasıl yapabilirim ki ben, içinizdeki çatışmada, siz, kendiniz, akıl tarafının da sevdiği güvendiği, duygu tarafının da sevdiği, güvendiği bir barış havarisi olmadıkça.

Ruhunuzun yolcluğuda bindiğiniz geminin dümeni aklınız, yelkenleri de tutkularınızdır.

Dümeniniz kırılsa da yolda kalırsınız, yelkenleriniz yansa da. Birinin yokluğunda sürüklenip gider, kayalar çarparsınız, ötekinin yokluğundaysa çakılıp kalırsınız denizin ortasında.

Çünkü tek başına sınırlandıran durduran bir güçtür, akıl; tek başına tutkuysa, kendini yok edinceye kadar önüne çıkan her şeyi yakan bir alev…

Bunun içindir ki, bırakın, evet bırakın, ruhunuz aklınızı tutkunun doruğuna çıkarsın da, orada türkü çığıracak kadar esrik hissedebilsin kendini!

Ve bırakın, ruhunuz akılla yönetsin tutkularınızı, ki böylece, tutkularınız günlük dirilişlerini yaşayabilsinler ve anka kuşu gibi kendi küllerinden doğup kanatlanabilsinler.

Arzu ve muhakeme gücünüzü, evinize sevdiğiniz iki konuk olarak düşünmenizi isterdim.

Kuşkusuz, bu durumda konuklardan birini diğerinin üstüne çıkararak onurlandırmazdınız. Çünkü birine karşı daha özenli davranan kişi kaybeder, ikisinin de sevgi ve güvenini.

Tepeler arasında, bir vadide, bir ak servi ağacının serin gölgesinde oturup da uzak tarların, çayırların huzur ve sükûnetini tadarken, kalbiniz sessizce,
“Tanrı akılda huzur bulur.” desin.

Ve fırtına kopup da kasırgalar ormanı altüst ettiğinde, gök gürültüsü ve şimşek göğün hiddetini ilan ettiğinde, kalbiniz haşyet(alçak gönüllülük)içinde,
“Tanrı tutkuda devinir” desin.

Ve Tanrı’nın yaratıcı soluğuyla doldurduğu evrende siz sadece bir tek soluk, Tanrı’nın uçsuz bucaksız ormanında bir tek yaprak da olsanız, O’nun gibi, siz de, akılda dinlenmeli, tutkuda devinmelisiniz.”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytak

Örümcek – Birhan Keskin

BİRHAN KESKİN ÖRÜMCEK

Terliymiş mavi gök, bıkkınmış akşamüstü
balkon yorgunmuş, yel söylenecekmiş.
Hariçmiş badem dünyadan, sardunya
daha şımaracakmış. Kerem edecekmiş taş,
mayalanacakmış çöl, düze çıkacakmış çukur.
Hah hah ha…
Sağ sağrımda aşk tozu birikiyor
gamzemde lirik hatıra.

Karnımın üstündeki çiyden duyuyorum dünyayı
Her ayağım bir başka yöne işaret ediyor.

Durmadan değişiyormuş dünya
Örümcek bağlıyormuş hatıra…

Ruhumdaki sarkaç bir atıyor beni
cesaretin beyaz atına, bir çekiyor içeri
ağulu korkuya.
(Ben üretmişim kuşkuyu, benim ipliğimmiş
korku! hah.)

Örümcek bağlıyormuş hatıra
hah hah ha.

İpim indirsene beni dünyaya
ha.

Birhan Keskin
– Yeryüzü Halleri-

zamanı değil – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ZAMANI DEĞİL LAVATERA EBEGÜMECİ

Zamanı değil susmanın!

Göreceksin nice çiçeklerin dirildiğini, nice korkuların
dağıldığını yüzlerden; gelip de bir kavşağa dirençsiz mi
kalmışlar, güç katacak nice insana — boşalınca dudaklarının arasından, göğsünün içinde tuttuğun hava.

Yükle o soluğu ey suskun!

Geliştir sınırlarını, varacağı yönleri genişlet, büyüt yeni
bir gökyüzü kadar. Döndüreceği yeni kanatlar eklensin değirmenlere, yeni yataklar bulunsun ırmakların akacağı, yeni dallar yaratsın kavgadaki ağaç, kırdaki bekleyiş yeni anlamlar edinsin.

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği-

 

Dağlarda Ateşler Yandıkça – Behçet Necatigil

BEHÇET NECATİGİL DAĞLARDA ATEŞLER YANDKÇA

Oda karanlık
Odadan dışarı çık
Şehir karanlık
Şehirden dışarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Gördün mü
Dağlar başladı artık.

Korkun dağılır rüzgârda
Bekle biraz
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmaz.

Dağlar karanlık
Dağlara yukarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Az daha yukarı çık
Birbirinden uzakta
Gördün mü
Ateşler parladı artık.

Şimdi dağlar kaldı yine ardında
Odan yendi karanlığı, ölümü
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü?

Behçet Necatigil
1950
-Çevre-

Yirmi Aşk Şiiri – Pablo Neruda

PABLO NERUDA YİRMİ AŞK ŞİİRİ 10

10

Yeniden yitirdik bu alacakaranlığı.
Bizi kimse el ele görmedi hiç bu akşam
inerken mavi gece dünyanın üzerine.

Gördüm penceremden
uzak tepelerde şenliğini batan günün.

Arasıra bir sikke gibi
yanıyordu bir güneş parçası ellerimde.

Seni anımsıyordum yüreğim sıkışarak
o bende bildiğin kederle.

Nerdeydin o zaman sen?
Kimlerin arasında?
Neler konuşuyordun?
Apansız niye gelir bilmem bunca aşk bana
kendimi böyle üzgün, seni uzak bulurken?

Düştü hep alacakaranlıkta alınan kitap,
pelerinim, o yaralı köpek kıvrıldı yerde.

Gidersin hep, gidersin akşam üzerleri
yontuları silmeye koşan karanlığa doğru.

Pablo Neruda
-Yirmi Aşk Şiiri ve
Umutsuz Bir Şarkı-

Çeviri: Sait Maden