ANKARA DEDİĞİN – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR ANKARA DEDİĞİN onurnazliaka_IMG_0506

Ankara’nın taşına bakacak vaktimiz olmadı
Birbirimizin gözlerine bakmaktan
Kış ortasında bahardan kalmış birkaç gün
Aldık nasibimizi sevgiden yaşamaktan

Kim bilir ya bir güzel rüya idi gördüğümüz
Ya da bir masaldı yaşadığımız belki
Artık yüzyıllarca böyle sevdayı
Bir daha görmez Ankara şehri

Günlerinde renkten ışıktın gecelerinde
Ki kalan izleridir güzelliğinin
El ele gezdiğimiz caddelerinde

Sen artık İstanbu’sun, İstanbul’dasın
Ankara dediğin şimdi her zaman
Bir sevdalı şehirdir hatıranla yaşayan

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 1-

ESKİ ŞEYLER – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY ESKİ ŞEYLER

Eski şeyler toplamıştı şurdan burdan
Toplayıp eve taşımıştı, oraya buraya koymuştu,
Sonra da unutmuştu,
Ne bilsin, ya da alışmıştı,
Birinden birini buluveriyordu arasıra,
Buldukça da bilinmedik bir zaman geçmiş gibi
Geliyordu ona.
Uçları püsküllü perde iplerini gördü bir gün
Kimi pirinç çerçeveli aynalara dolanmış,
Kimi merdiven başlarındaki yeni dünyalara.
Bir gün de oymalı bir tavandaki
Kuş resimlerini gördü,
Sanki hiç görmemişti, şaşılacak şey,
Yaldızlar için de böyle oldu bir ikindi vakti,
Eski kitapların meşin ciltlerindeki yaldızlar için.
Tanıyamıyordu artık hiçbirini.
Bir gün dolabın birinde mum makasları buldu
Unutulmuş, paslı, bir ikisi kırık,
Kışlık giysilere sinmiş naftalin kokusu çıktı
Bir dolaptan,
Oysa hiç giysi yoktu dolapta.
Kaba kâğıtlara sarılı teller, çiviler de buldu,
Buldukça üzülüyordu,
Belleğinde hiçbiri kalmamıştı,
Ne ecza dolaplarının çiçekli camları
Ne eski tespihler, çekecekler, boş kolonya şişeleri.
Tuzluk, çay kavanozu, şeker, un gibi şeyler,
Çorba tabakları, tencere sürahi, bardak.
Ne çok şey toplamıştı gereksiz yere…
Eski bir saat tıkır tıkır işliyordu.

Melih Cevdet Anday
– Güneşte-

ESKİ GÜNEŞ – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT SONBAHARDA BULUŞMA

I
SONBAHARDA BULUŞMA

Bulut urbalar, toprak galoşlar giydim;
Sevdalıydım, deliydim; yapraklı yollar
Geçerek geliyordum sana İstanbul
Mevsim sonu ihtiyarlıyor; o sarı
Kuş ötüyordu bir yerde, hiçbir yerde.
Sofada minderlere oturuyorduk;
Eski güneşe doğru oturuyorduk;
Bizdik pencerede, bizdik gelen geçen;
Bizdik akşamla çıtırdayan ve susan;
Susmak rüzgâr çığlığı gibiydi bende;
Konuştukça bir yaprak dökümü sende.

II

SONBAHARDA AYRILMA

Camlarda birdenbire başlıyordun,
Camlarda bitiyordun birdenbire.
Ayrılığa dönerken etekle baş
Dalların arasında birdenbire,
Sonbaharın en kanlı yemişi,
Yokluğun düşüyordu ellerime.
Artık burnumda göz pınarlarının
Kokusu, sıkıntılı ve bulutlu,
Yağmurun inmesini bekleyerek,
Boşluğunda bakmıyordum, ürkek.
Naspoli ağacı var ya, o senin.
On bir vapuru geçiyor, o senin.
Senin ne varsa bir kez sana değen,
Eski sokak, gökyüzü ve fesleğen.

III
SEN VE BAŞKALARI

Bir sen yürürsün sokakta, yürürken;
Oturursun koltuğa, oturunca.
Su, bir senin bardağında en çok su.
Bir senin kolların bileziklidir.
Bir senin ağzın dudaklı ve sıcak.
Bir sen memelisin, ince bellisin.

Başkaları gitmiş olur, gidince;
Bir sen yakınsın uzakta kalınca.

IV
NİSAN BAŞI KIR KAHVESİNDE

Sevgimin arkasına gizleniyorum,
Sana bakıyorum usulca. Rüzgârın
Yapraklarıyla oynadığı bir kitap
Yüzün, denizi veriyor ilk satırda,
Altını mavi tebeşirle çizdiğin.

Küçük sihirbazım, mıknatısım benim!
Dolanıyor çevremizde uyduların;
Masamıza getiriyorsun güneşi,
Toprağı ve suyu. “Olsun!” dedin, oldu:
Telgraf telleri, bir kuş, topal kedi.

Bense havaya çıkar çıkmaz dağılan,
Kazı çanakları gibiyim, gereksiz
Ve suçlu, yeni bir günün yamacında.
Sevgimin arkasına gizleniyorum;
İçim dışım, kımıl kımıl hiyeroglif!

V
BAKMAKLA BAKMAMAK

Yüzüne bakmadığım zaman,
Başka gözüm var seni gören.

VI
YAĞMURDAN SONRA

Bir şeyler geziniyor oramda, tembel
Ve keyifli. Sen misin? Güneş mi yoksa?
Yoksa o mu, şu mavi mi engindeki!
İnsanı, kedisi, martısı, balığı,
Deniziyle İstanbul olup savrulan
Nisan mı yoksa!
Böyledir ilkbaharı
Rüzgârları; bulut geçer, yağmur diner,
Yansır ışık ıslak yaprağın üstünde.

VII

İKİMİZ

Türlü aşkla hohladım, sildim,
Pırıl pırıl ettim gecemde
Seni, bakır güğümler gibi;
Güneşler, denizler vuruyor
Göğsüne, bulutlar geçiyor
Alnından şimdi.

VIII

TUTULMA

Başımı çeviriyorum, çözülüyor;
Dönüyorum sarılıyor; bir yumak mı
Var gizlediğin, Ay mı, Güneş mi yoksa!
Gölgen düşüyor araya, neye baksam,
İsli camlar arkasında,tutuluyor!

IX

SENİNLE SENSİZ

Sen gelince bir mutluluk ülkesiyim,
Cıvıl cıvıl;
Az gelişmiş toplum gibi, sen gidince,
Boynum bükük.

X

GÜLLER

Sen mi o gülleri takındın, Güzel,
Yoksa o güller mi seni takındı!

Oktay Rifat
-Eski Güneş-