SOYGUN – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN SOYGUN Pip Jaramillo

yorgun mesafeler
hangi bedellerle alınmış
yıkımların çekülünde
uzlaşma noktaları
belki siper, belki kazanılmış kaleler
her ilişkide yeniden sınanan soygun teorileri
birbirimizden yağmalanmış
küflü, paslı ganimet
hangisi ondurmuş ki acıları
hangisi hangi yarayı sarmış

kısa sevgi anları çakan şimşek ömürsüz
yeniden kilitlenir kara bulutlar
herkes kendi sığınağını kendi dağına kazmış, yıkık
köprülerden geçemezsiniz, göller
esrarlı karanlık
duvarlarımızla
vardık, olacaktık
içki masalarında
deşilmiş çocukluk
açığa çıktıkça
ürperen yaralarımız
bu kadar benzerken birbirimize
neden bu kadar uzaktık
sözcüklerimizde pençe izleri
—daha önce de biz yaralanmıştık—
soygun akşamlarından kırık dökük
dönerken geri
söyleyin hangimiz kazanmıştık

Murathan Mungan
-Mırıldandıklarım-

©Pip Jaramillo

SABAH KARANLIĞI – Nazım Hikmet

SABAH KARANLIĞI - Nazım Hikmet

Sabah karanlığında telgıraf direkleri,
yol.
Sabah karanlığında aynası parlayan konsol
masa
terlik,
eşyalar birbirini yeniden görüp tanır.
Odamızda sabah karanlığı bir yelken gibi aydınlanır.
Odamızda pırlanta yüzük gibidir mavi serinlik.
Yıldızlar ağarır odamızda.

Çok uzakta,
gökyüzündeki derenin dibinde ağarır taşlar.
Başı yastıktadır gülümün
alabildiğine geniş kuştüyü yastıktadır başı.
Elleri iki ak lâle gibi yorganın üstündedir.
Saçlarında kuşlar ötüşmeğe başlar.

Sabah karanlığında ağaçları, fabrika bacalarıyla şehir.
Sabah karanlığında ağaçlar ıslaktır, fabrika bacaları sıcak.
Sabah karanlığında asfaltı okşayarak
ilk adımlar odamızdan geçer
ilk motor uğultusu
ilk kahkaha
ilk küfür,
seyyar börekçinin camekânındaki buğu
sütçüye giren çizmeli şöför
komşuların ağlayan çocuğu
mavi afişteki güvercin
vitrindeki manken
sarı iskarpinleri ayağında
ve sandal ağacından Çin yelpazeleri
ve kırmızı o kalın ağzı bir tanemin
ve bütün uyanışların en mutluları en tazeleri
odamızdan geçer sabah karanlığında.

Sabah karanlığında radyoyu açarım:
dev adlı madenlerle dev sayılar birbirine karışır
petrol kuyuları mısır taneleriyle yarışır
Lenin nişanı alan çoban
(resmini ilk sayfalarda görmüşüm
kalın bıyıkları sarkık kara)
konuşur genç kız gibi sıkılıp utanaraktan.
Geçilir kutuplardan gelen haberlere
sonra bu sabah saat altıda
üçüncü suputnik
dönerken yeryüzünü 8879 kere
açılır yastıkta kocaman gözleri gülümün.
Dumanlı dağ gölleri gibidirler henüz.
İçlerinden mavi balıklar geçer kıvıltılarla
diplerinde yeşil çamlar durur
bakarlar derin dümdüz
rüyalarının sonu sabah karanlığında pırıl pırıl vurur
aydınlanırım,
kendi kendimi görüp yeniden tanırım
kıyasıya bahtiyarımdır
azıcık utanırım
ama azıcık.

Yolculuğa hazır bir yelken gibidir,
aydınlık bir yelken gibi
sabahleyin odamızda karanlık.
Gülüm çıkar yataktan bir kayısı gibi çıplak.
Mavi afişteki güvercin gibi aktır sabah karanlığında yatak.

Nazım Hikmet
1960 Şubat, Kislovodsk
-Son Şiirleri-