Şiir Varlıktır – Şükrü Erbaş

17390365_1456682607675196_1660413511784409515_o

Şiirin bir ilk kaynağı vardır her zaman, şairi söz söylemeye
götüren, uç veren bir ilk neden, bir sonuç, bir süreç, bir
durum.

Kimi gün içine gün vurmuş bir çift gözdür bu, kimi gün akşama düşmüş dalgın bir yüz, kırılan saatlerinde günün. Bıçaklanmış bir düştür, en coşkun yerinde duyguların. Kentlerin en telaşlı yerinde direnen bir güldür, incelik adına. Bir ihtiyardır, kirpikleri çay bardaklarında, anıları durmadan yeşeren. Bir çocuktur, yaşlılığa özenen. Dışarıya yeni çıkmış bir tutuklunun parmaklarıdır. Bir ülkedir, dönem dönem adı tel örgülerle imlenen. Evlere gölgesi sinen bir seçimdir. Durulan gündür gecenin koynunda. Gökyüzünde açan kar çiçekleridir, her gün güneşin ardından. Sudur. Sestir. Sabahtır. Bir derin susuştur, sesi içine akan. Kanat vuran bir kuştur, eli kolu bağlı bir adamın başı üzerinde. Yüreğini yüzünde toplamış bir kızın gözleridir, sevdiğine bakan. Bir alın kırışığıdır, içinde dünyanın ince bir kedere kestiği. Yağmurun içine bırakılan bir eldir. Bir eldir tutulan, güzün eşiğinde. Korkudur. Düştür. Bir uslanmaz umuttur. Sakınan bir çocuk kirpiğidir, inen tokattan. Bir kadın saçıdır savrulan, bir erkeğin gökyüzünde. Acemi dokunuşlarla titreyen tendir. Tutkudur. Tutuştur. Dönüştür. Duraksayan bir heyecandır, dilde çırpınan. Bir ince kuşkuyla akan zamandır, sevginin ırmaklarında. Bir ömrü büyüten düşüncedir; düştür bir
ömürle büyüyen. Yaşamı kuşatan ölümdür, ölümü aşan ömür… Yaşamdır, yaşamdır, yaşamdır…Tükenmez bir devinimle tükenmez biçimler alan…

Birer fırça vuruşuyla geçilen bu bin bir biçimi içinde
yaşamın, şairi tavır almaya götüren bir, bin bir neden vardır.
Görünümü beğenilmeyen, anlamı yeterli bulunmayan; elde
edilemeyen, yitirilmek istenmeyen; kalıcı kılınmak, birilerine
gösterilmek istenen; konumundan koparılmak ya da bir
konuma yerleştirilmek istenen, karşı konulan, yanında yer alınan; dışında kalınan; yüceltilen, aşağılanan, öfkeyle bağlanılan, sevgiyle ayrılınan…

Bir taş işçisidir şair, onu kuşatan, onu yola çıkaran gerçeği
parçalayan. Şiire uç veren o tikel durumu, bütüncül imajı
ya da, ayırır bir bir parçalarına. Sıyırır üzerindeki yerleşik
örtüyü. Bu noktada bir tiyatro oyuncusudur, kendi perdesini
kendi aralayan. Sonra başlar o gerçekliğin yeniden yapımı.
Bir saç örgüsü gibi örer şiirini. Ama bu belik,
örgüyü oluşturan saçlar, beliğin bağlandığı yer tümüyle
düşünsel ve duygusal dünyasıdır şairin. Şiir artık çıktığı
ilk kaynak değildir. Oluşum süreci içinde aydınlık ve karanlık
bin bir tünelden, bilinçten ve bilinçaltından geçerek binlerce
çağrışım yükü almıştır zamandan, o ilk durumunu aşan. Yağmur, o yağmur değildir artık; sevgili kendinden öte nitelikler yüklenmiş, o cılız çocuk sesi bir çığlık kesilmiştir. Bir gülüş gökyüzü genişliği kazanmış, derin denizler gibi susmuştur bir adam. Bulutlar ağaçlara konan kuşlardır artık, yıldızlar gece çiçekleri o ağaçların.

Çünkü bunları bize ileten şairin yüreği konuşmaktadır.
Çünkü o yürek sesidir zamanın, bir tepkidir verili yaşama,
çünkü sözcükler bir insanın duygu ve düşünce yüküyle
yüklü değildir yalnızca; malı değildir tek insanın. Ama aynı
değildir o sözcükler yerleşik kimliklerinin. Yeni anlamlar yüklenmişlerdir, yeni bir duygu, devinim ve çağrışım yükü…

Böyle olmak zorundadır, çünkü şiir aktarma değildir hiçbir
zaman, yineleme değildir. Şiir yeniliktir. Şiir çoğulluluktur.
Şiir varlıktır.

Şükrü Erbaş
-İnsanın Acısını İnsan Alır-