ADA – Kadir Aydemir

KADİR AYDEMİR 2

Kördüğüm olmuş misinayı çözüyor —sıradan
bir el çabukluğu onun için — ağzında sigara, gülümsüyor gibi
küçük çakısıyla yem kesecek birazdan ölü ahtapottan.
—Saat kaç, diyor
—Üç buçuk…
Hasır sepetin kenarlarına tutuşturulmuş yüzlerce iğnede gözüm.
—Nasıl karışmıyorlar birbirlerine, diyorum
ahtapot gibi, konuşmuyor.

Ellerinde havlularla bir düğün alayı geçti az önce.
Evin yamacındaki dağdaydım, bütün otlar yanmaya hazır
sararmış yüzleriyle.
Kısık zil sesleri geliyordu uzaktan ve koyunların kokusu.
Önce kısa boylu çoban çıktı karşıma
beline çapraz asılı, dedesinden kalmış eski tüfeğiyle
cebinde ayı parlattığı el feneri.
—Merhaba, dedim, —Hayvanlar aldı sesini, dedi.
Koyunlar yön değiştirmişti. Elimdeki taşı yere attım.

Mustafa Kaptan adanın tek kedisi Tekir’le kayıkta yaşıyor.
—Deniz bana ne verirse onu yeriz, diyor, bir de şu
dünden kalan ıslatılmış bayat ekmek.
Kendi suratını görmüş gibi şaşırarak,
kurumuş iskorpiti kesiyor kedisine.

Soğuk su veren kuyunun ağzına dizdik pina’ları. Recep abi
çok derinlerden çıkartıyor bu kabukları.
Denizin bir parçası olmuş artık o. Oğlu Marko geliyor,
Yunanca bir şeyler mırıldanıyorlar; kararmış bir bıçak alıyor
pina’ları temizlemek için.
Küçük bir ot yılanı kaçıp, otlara karışıyor.

Yorgun çekirge sesleri…
Adanın ilk ışıkları yandı,
kesik kesik görüntüler arasında uçuşan yarasaların artık gökyüzü.
Selvinin altına bırakılmış bozuk traktör,
kimsenin koparmadığı kurumuş şeftaliler,
güneşte anıran eşek,
denizi özlüyor her şey gibi.

Tanrı bize kartalın ömrünü vermiş, diyor Süleyman abi.
Gözlerine bakıyorum, yazın akşam olunca akreplerin indiği,
kışın hava patladığında balıkçıların sığındığı kıyıyı görüyorum.

Kadir Aydemir
-Dikenler Sarayı-