Kadın ve Şarap – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL KADIN VE ŞARAP

Serçe sekişiyle sokuluyor yanıma
bahçeler savruluyor eteklerinden
rüzgârın telâşı var gözlerinde,
bir ceylan yuva kurmuş göğsüne
kim dur diyebilir bu ebruli aşka?
Türküler yükseliyor güz teknemden

Kadının ve şarabın gazabından korktukça
fıçısında sabahladım üzüm suyunun
kucağında kavurdu beni kadınsa,
sevmelerin fidanı çınar olsun istedim
adım kazınsın inceden yeşil dallarına

Güz dedikçe bahara çıkıyor yolum
karanlık odalara güneş doğuyor
kuşlar havalanıyor sözcüklerimden
asma yaprakları sallanıyor can evimde
vurgun yemiş gibi elim ayağım
o ceylan ürkmesin de ne yapsın?

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

Gül – Ten – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ GÜL - TEN

“Gül, ey saf çelişki, nice gözkapağının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın
sevinci”
Rainer Maria Rilke

Başlangıcı yoktur gülün
Sonsuzdur çünkü

Gül uykusu uyanır
Aşk’ın sesine

Ve “gülü gül ile tartarlar”
Anadolu denen bu kentte

Gül derdine düşmüş nice sersem gördüm
Bülbülün kanıyla sulanmayı bilmediler

Gül rengi suya benzer
Zamansızdır ve akacaktır
Ölümüne ten yakan bu ölümsüz sevda
“aşina sevmenin” Aslıhan’ıdır.

Şeyh Galip’ten Fuzuli’nin göğsüne saplanan
Gül yaresi
“yârin yanağından gayri” paylaşılan
En güzel gazellerde gezinir

Gül derilmeden sevilir
Ve gül yaprağından akar
Deliren hayatın şafağı
“Sapı gül dalında bıçak” ki
Gayrisine yakışmaz ölüm şairse

En saf duruşudur varlığın
Kalbimize açılan o kızıl pencerede
Her çiçek bir biraz da gül’dür.

Yelda Karataş
-Ten Divane-