BİR DAĞ YAMACINDA

REFİK DURBAŞ BİR DAĞ BAŞIINDA ©Svetlana Ivanova

___ Harun Karadeniz’e …

Bir dağ yamacında durmuşsun, rüzgârın tükenmiş
kuşların ve ağaçların sesi tükenmiş içindeki sessizlikte
yağmur yağıyor
kuşların, ağaçların, toprağın sesine değil de
kirpiklerinden süzülen buhara yağıyor sanki yağmur

dağlarda boy veren yollara
yollarda rehnedilmiş kamyonlara değil de
garibim şoförlerin uykusuna
mâvinlerin gözbebeklerindeki ışığa yağıyor
yüzünden çağlayan pınarlara değil de
yüreğinden çözülen rüzgâra yağıyor sanki yağmur
bir dağ yamacında. Elini uzatıyorsun
parmaklarına değdi değecek bir gökyüzü uzakta
alnına kondu konacak bir atmaca yanıbaşında
saçlarını öptü öpecek bir hüzün kollarının arasında

Bir dağ yamacında durmuşsun
yüreğinde tarifsiz bir telaş
sılan da tükenmiş vuslatında

Bir dağ yamacında sis içinde ladinler
mavi gürgenler
yeşil köknarlar
sarı ıhlamurlar
kavaklar

Bir dağ yamacında yeraltındaki tohumdan
göğün derinliğindeki turnalara kadar bütün kuşlar
sararmış üç beş parça bulut
yaylalar
sis içinde

Dünya sis içinde ve sen yüzünü yıkıyorsun bir serin pınarda
atardamarları kesilmiş bir dağ yamacında
meyva da tükenmiş tohum da, bir kolun kesik

Bulut diyor ki:

“Daha yeni düştüm derde
yem olurum kuşa kurda
yüce dağlar oldu perde

İhtiyarlık şu canıma
yoksulluk ocağıma
kar yağdı ömrüm bağına

Gönül bağım talan oldu
seviyordum yalan oldu
seni benden alan oldu

Nerdesin söyle canım nerdesin
akşam oldu karagözlüm nerdesin”

Akşam. Hasadını devşiriyorsun zamanın bir dağ yamacında
ışıklar içinde yüzün
yüreğinde tarifsiz bir telaş, yağmur yağıyor
canla dölleniyor tohum
kanla sürülüyor tarla
alınteriyle biçiliyor başaklar
kuşların, ağaçların, toprağın sesini dinliyorsun
akşam, bir dağ yamacındasın, rüzgârın tükenmiş
kuşlar
ağaçlar
yıldızlar ve bütün kainat sis içinde oysa
yalnız sessizlik soluk alıyor
yaz mı bahar mı belli değil
akşam
umut da tükenmiş umutsuzluk da

Gündüzün sis içinde
gecenden çalınmış yıldızlar
bir dağ yamacında

Su ağır ağır akıyor
ses ağır ağır
elektrik ağır ağır akıyor bedeninden
ihanet ağır ağır
bir dağ yamacında

Bileğindeki kelepçede binlerce kuş resmi
binlerce defne dalı
duman artığı
falaka
şok

Saçlarını tarıyorsun arkası kuşlu bir aynada
yüreğinde tarifsiz bir telaş
yaz da tükenmiş bahar da, bir kolun kesik

Rüzgâr diyor ki :

“Daha sonra da bayıldım. Ayıldığımda kendimi yarı çıplak yerde sular içinde buldm. Beni zorla yerden kaldırıp koşturmaya çalıştılar. Bir yandan da belden aşağıma tekmeler indiriyorlar, copla kafama vuruyorlar, duvardan duvara çarpıyorlardı. Daha sonra ellerimi zorla zapdederek, sırayla ellerimin üstüne ve içine copla vurdular. Bütün bunlardan sonra vücudumun her yanı şişmiş, morarmış ve ayaklarımın üzerine basamaz hale gelmiştim.”

Bir dağ yamacında durmuşsun, rüzgârın tükenmiş
zaman akıp geçiyor, bir karanlık kalıyor ardında
koca Munzur’la yaşlı Süphan’dan, Toros yaylağından
Bir karanlık Zonguldak’ta maden ocaklarında
alevini çalıyor kömürün
bir karanlık Amasya’da, Manisa’da
özsuyunu çalıyor elmanın, üzümün
bir karanlık Adana’da, Aydın’da
umudunu çalıyor pamuğun
bir karanlık Konya ovasında, Pasin yaylasında
bereketini çalıyor arpanın, buğdayın, yulafın
bir karanlık Divriği’de, Raman dağlarında
tohumunu çalıyor petrolün ve çeliğin.
Bir karanlık bıldır gittiğin gurbetten özlemini çalıyor vuslatın

Ateş
değer değmez fitile
patlıyor dinamit

Birden patlıyor grev
gece vardiyasında
davul
zurna
halaylar

Birden patlıyor grev
artık çalınmayacak alınteri
kömür, elma, üzüm, pamuk, arpa, buğday, petrol, demir
işgücü
elemeği

Dünya sis içinde ve sen onurunu işliyorsun bir mavi tuluma
zaman akıp geçiyor, bir direnç, bir inanç kalıyor ardında
bin işkence yüz bin hücreden, bir kolun kesik

Sevda diyor ki :

“İşkence, görevli bir memur ya da onun gözetiminde bir başka kişinin, herhangi bir insana bedensel ya da fikrî acı ve ıstırap verecek bir eylemdir, ve bu kendisine işkence yapılan kişiden bazı bilgiler almak ya da onu itirafa zorlamak veya onu cezalandırmak ya da sindirmek amacıyla yapılmaktadır.”

Ölüm ilgilendirmiyor artık seni, cinayet ilgilendirmiyor
bir dağ yamacında, pınarlar kadar berrak bir şafakta
köylüler geçiyor Zapsuyundan ve tanıyor seni
işçiler geçiyor Eyüp’ten, Kartal’dan tanıyor seni
ölüm geçiyor atardamarlarından ve tanıyor seni
kuşların, ağaçların, toprağın sesini dinliyorsun.
Ölüm ilgilendirmiyor artık seni, işkence ilgilendirmiyor
ışıklar içinde yüzün
yüreğinde tarifsiz bir telaş
sabah, vardiyadasın bir dokuma tezgâhında
öğle, bir yürüyüştesin pankartlar afişlerle dalga dalga
akşam, nöbetini tutuyorsun bir grev çadırında onurun
rüzgâr tanıyor seni
bulut tanıyor
elini uzatıyorsun bir dağ yamacında, bir kolun kesik

Neşter
yarıyor karanlığı
ve birden boşanıyor gözlerinden karanlık

Yağmur diniyor
birden ışık içinde
köknarlar
gürgenler
ceylan bakışlı kavaklar

Sis dağılıyor, rüzgâr külünü savuruyor bulutların
birden ışık içinde
alınteri
inanç
bilinçle örülü duygular

Bir mermi daha sürüyorsun ve basıyorsun tetiğe
bir dağ yamacında, yüreğinde tarifsiz bir telaş
ölüm de tükenmiş ölümsüzlük de, kolun kesik değil ama

Ateş diyor ki :

“Kendini halkın bağımsızlık ve devrim
kavgasına adamış, antidemokratik baskı ve uygulamalar sonucu bir yurtsever arkadaşımızı daha kaybettik. Ailesine ve tüm devrimci arkadaşlarına başsağlığı dileriz.
Cenazesi yarın….”

Refik Durbaş
-Çırak Aranıyor-

©Svetlana Ivanova

 

Kasımlarda – İlhan Berk

İLHAN BERK KASIMLARDA

Sen hiç yerle bir olmuş kentler gördün mü?
Gördüm dediğim de ne? Nerede ne zamandı

Bende benim buruk tarihim gibi durur.

Bil bunu.

Zaman ki nedir
Kasımlarda bir yaprak
Bir çocuğun gidip gelen ağzı
Bir gül
İçip yarıda bıraktığın bir bardak su.

Benim Topağacı’nda tam orada bir gülcüm vardır
Kasımlarda kapalı dükkânlar gibidir yüzü
En eski rüzgârlar gibidir.

Ben ki uzak bir istasyonda durmuş bir gar saati gibiyim
Rüzgârlar üşüşmüş içine.

Bil bunu.

İlhan Berk
-Kül/Bir Yüzün Tarihi-