GECE HEPİMİZİ GİZLER – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY GECE HEPİMİZİ GİZLER

Atlar geçer yağmurlu ikindilerde
ölü evlerinin penceresinden.
O kadar sessiz ve hülyâda
başörtülerden, göz kapaklarımdan geçer,
duyulur üşüyen taşlarda
kırık oyuncakların korkusu
ve hışırtıyla düşer suya yaprak,
ben duymam.

Kanar çocuğun kestiği yer
utkular öncesi söğüt dalından,
naralarla daralır gök
masada soğur çorba,
baba bilmez ordunun bozgununu
büyür, elleri büyür korkunç
sezilir annenin ağlamasından.
Ve ilk yenilgiyle sıkışır göğüs
avcunda kırılan söğüt dalından.
Yeminler ve öpüşlerden uçar

silik resimlere karşı aşk.
Başka yöne döner yolcu
değişir havuzda tutsak balıklar.
Ne çok gölge var gecede,
bir yalan umutla aldanarak
hayal ederler uzaklardan;
ağaçlar, sular, bıçaklar bekler
ben beklemem.

Tüketilen bir ormanda son ağaç
ne yakarış, ne dua, ne sen

belki de bir ölüyüm ben.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak-

©Tim Holte..

GÖLGELERİ KULLANMAK – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY

İşte bir ses geçiyor sıkıntıdan
baksam pencerede yağmur da var,
hani saçlarını ya da göğsünü
çok ince bir hüzünle bezeyen.
Oyuncaklar da var yalnızlıktan
bir parkta ölümü güzel kılar,
hani sarmaşıkça uzandığın yatakta
durmadan aşıladığım sana.

Hayır yaşamıyor suda o balık,
bir yanıltı daha çiçek aldığım.
Herkesin bebeği var odalarda
ölüme ve daha sıkılmak için.
Uzayan sakalım sabaha kadar
uçup giden bir kuş koynundan,
çok uzak, çok tavsamış bir kuş,
belki yanında bile olmadım.

Eğildiğin sular da yalan
salınıp duran gemilerle aldanma.
Demiyorum hiç mi olmasın kokun, o yatak.
Ben umutsuzluğun domino taşı
şimdi açım, suskunum bak.
Hele bir çağırsın kanın türküsü
hele bir kıpırdasın kumsalda
ağları ve renkli balıklarıyla halk,
silâh tutarım dağlarda.

Bu oda emanet, hadi uzan,
şimdi ellerim de çok nazlı
bir karanfille kanar.
Sunduğum bu yalnız, çocuk ülke,
bak, gece de göğsümde çok ağır,
şaşkın değilim ama silahımı yitirdim.
Gelsin leylâkların açma zamanı
mümkün silâhımı halkımla bulmak.

Hadi uzan özlemim kadar,
bulutlar gidiyor, şimdi işim
çoğaltıp gölgeleri kullanmak.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak-

DÖNÜYOR MEVSİM – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY RAHATLARIM

Sadece bir rüya arar insan
gecenin ve alkolün göğsünde. Mazî
ürkütür çünkü ve bir uçurumdur
her otel odası. Yatıyor
binlerce cesedim
diplerinde. Belki son dubleye
bakarken düştüm, belki fasıl
dinlerken radyoda. Ey sesin muamması!
inliyordu yaylı tambur: Yatalak
bir hasta ya da
dövülmüş bir çocuk. Zaman
ve Hayal!
tükettiler beni. Her hatıra
korkunç: Ayak seslerim
yankılanıyor koridorlarında
Işıklar Askerî Lisesi’nin,
peşimde ablamın hayaleti: Bir yaz
günü öldü benden uzakta. Mor
elbisesiyleymiş. O şanlı üniforman
nasıl da almıştır gözleri
hafifleyip uçarken damdan.
Kışlalar,
talimler, abaza kar günleri.
Buzlar
çözülürken de terkedildim. Nâbekâr
kadın diye haykırdım ve binlerce
parçaya böldüm nikâh resmimi.
Yaşam
dökülüp gitti üstümden.

Bir kadeh daha. Camları açın, camları açın!
Yağmur: Ağıt ve Övgü, Teselli
ve Tövbe. Kim kime ne anlatabilir.
Masana oturdum, çünkü yalnızlık
çürüttü ciğerlerimi. Artık insanda
yürek yok. Mansûr’un boynunda
akrep görüp öldürmek istemişler,
“çekin elinizi” demiş, “oniki yıldır
ahbabımızdır”. Ruh
karanlıktır, gerçek de Söz: Matrud
Rıza diye değil Albay Rıza
diye geçtim üçüncü sınıf
otellerin ve meyhanelerin
kanlı tarihine.

Dönüyor mevsim. Ah! eski bahçeler,
geçerdik
bir yaprak mahşerinden. Bir gül
aldım dün kendime otele dönerken,
bardağa koydum ve kokladım toprağı;
aksın, aksın istedim içimdeki ufunet.
Çünkü aklımda ve kalbimde
işledim bütün cinayetlerimi.

Mevsim dönüyor
artık yaşamak bir külfet.

Ahmet Oktay
-Ağıtlar ve Övgüler-

Ahmet Oktay, (21 Ocak 1933 – 3 Mart 2016) Anısına saygı ve özlemle..

3 MART 2019 GEÇ VAKİT

GEÇ SAAT

Yorgundu. Düş görürken
-ölmüş müydü ölüyor muydu?
fidana dokunduğu an açıvermişti gonca-
elinden düştü kitap
kalem de

Şuydu altını çizdiği cümle:
Kierkegaard’tan,
“Üzüntüm, kâl’amdır benim”

Ahmet Oktay
-Gözüm Seyirdi Vakitten-

YALAN YOLLAR – Özdemir Asaf

ÖZDEMİR ASAF YALAN YOLLAR

Yollar kıvrıla kıvrıla gitmemeye başladı artık,
Bırakmak daha kolay bir yeri, daha kolay varmalar.

Ama daha çabuk — çabuk kesişmeye başladı artık,
Karşılaştırmadan kestirme gidiyor — dönüyor yollar.

Bir su başındaki, bir dağ yolundaki ışık,
Artık kedilerin yansıtan gözleriyle bakıyorlar.

Kazalar da olmasa kaçamaklı, hızlı ve âşık,
Belki de insanlar yollarda hiç karşılaşmayacaklar.

Gittikçe çoğalıyor, artıyor bu doğasal ayrılık.
Uygarlık yolunda bundan böyle insanlar,
Yollarına döşendikçe bu düzlük ve kısalık,
Sanırım ölümde bile birbirleriyle buluşamayacaklar.

Özdemir Asaf
-Çiçekleri Yemeyin-

sorular – Kemal Özer

KEMAL ÖZER SORULAR © Alena Litvin

Durulmuş diyenler göklere,
durgun değil midir fırtına öncesi?

Sokaklara yanılmış diyenler,
yanıldığı görülmüş mü şafak vaktinin?

Umut yenildi ise demircilerin
dövdükleri nedir örslerde hâlâ?

Ya ilkyazda çatırdayan buzlara ne demeli,
sözünü söyledi ise ırmaklar?

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği-

© Alena Litvin

AĞITLAR – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ AĞITLAR 14 © Logachev Ilya SONBAHAR

14.
Hasretle bekleme turnaları. Göç mevsimidir
bir yaz gecesinde yolların hüznünü anlarsın

Sesin sararır, bir türkü düşer yüreğine
nişan resimlerine, güllere, evlere ağlarsın

Bahçelerin göğsünde pınarlar kurumuştur
Yağmurlara, fırtına albümlerine bakarsın

Saçların akşamlar çizerken dağların aynasına
Dokunma ellerime, karanlığımdan yanarsın

Hadi yaz alnıma şiirin aydınlığını, rüyaları
Sabah olur bir gün ucuz anılarda, yaşarsın

Sesim ki incelmiştir söylemekten. Giderim
kuşların kanadında yalnızlığımı duyarsın

Refik Durbaş
-Kuş Tufanı-

© Logachev Ilya