KUR D’AMUR – A.Hicri İzgören

A HİCRİ İZGÖREN KUR D AMUR

Hiçbir sıkıntıya yabancı değil
Hep tetikte niçini bilmek ister
Yorucu ama onsuz olunmaz
Anahtar sözcük paylaşmaktır
Vermek ya da almak değil

Ona değerinin altında paha biçmeyin
Başka yolda kaybedecek vakti yok
Yaşamak onun için ya hep ya hiçtir.

A.Hicri İzgören
-Bedeli Ödenmiştir-

KURŞUN – Behçet Necatigil

BEHÇET NECATİGİL KURŞUN

Bitkinim, bitkinsin
Saçlar ağarır ümitlerle beraber
İnsanların evi olması
Büyülenmiş gibisin.

Satırlarda soldu yüzün
Kalabalık evlerde eğreti
Üzgünüm, üzgünsün
Mumlar eridi.

Sokaklar, eğlenceler uzakta
Farkında bile değilsin
Hasadını esirgeyen toprakta
Bitkinim, bitkinsin.

Çökmüş siperlerden kurtulan yorgun
Askerleri düşün
Yer altında saatler
Yılları ömrümüzün

Bilmezden gelsek de
Gün sönmeye başladı
Seneler eriyor cenkte
Yaşamaya vakit kalacak mı?

Diyelim kurtardık hayatı
Ya ansızın yalnızsak
Ya külçeleşir de ayaklar
Yürüyemez olursak

Ya da askeri düşün
Tam çıkmışken siperden, bakıyorsun
Pusudaki tepelerden
Bir kurşun.

Behçet Necatigil
-Evler-

ALIŞKANLIK – Oya Uysal

OYA UYSAL ALIŞKANLIK

Kazanan ve kaybedenin olmadığı oyunda zamandı
yorgun düşen
aramızda doldurulmaz bir eksiklik, alışkanlık de istersen.

Üstüme biçilen elbise uymazken bedenime, bir de
sözün sustuğu yerde uzayan sessizlikler
aralanmış kapıdan süzülen bir gölge gibi
daralan odalardan dışarı atma isteği kendimi.

Ruhumdaki yaprak dökümü seni bana çeken
gözlerimin buğusunda uzaklara açılan gemiler
ve elbette içinde sahiplenme duygusu,
orda tedirgin bir şeylerin boşluğu.

Dün kaldığı yerden devam ediyor her şey işte, yoktun ve gece
gelmedi eve yalnızlığım
birbirinin benzeri olsa da günler,
sadece bana ait olan düşler.

Kazanan ve kaybedenin olmadığı oyunda zamandı
yorgun düşen
aramızda doldurulmaz bir eksiklik, alışkanlık de istersen.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

Bakışın Senin – Ahmet Telli

AHMET TELLİ BAKIŞIN SENİN ..by Akira Ota
 
Bakışın senin: çatılara yuva yapmış kırlangıç hızı
Ağustos denizinin çırpınışı, bahçeye inen çocuk
Bir romanın ilk cümlesi oluyor alnına düşen saç
Ulusal müzeye kabul edilmeyen aykırılıksın sanki
 
Bakışın senin: kavakların rüzgârla kıpırdanışı
Bir kamaşmayla ürperişi zeytin ağaçlarının
Tam orada dur şimdi, gözbebeklerinin hayret
Nidâsıyla hârelenmesine tanık olsun zaman
 
Zaman kelimeler gibi sekiyor bakışında senin
 
Tanelenen buğday başakları ve güz ve şiir
Galiba bakışında kuruyorlar çadırlarını
Hadi çekil artık bu tablodan rengin soluyor
Su değirmenleri çağına dönüyor hayatımız
 
Pencereme konmuş ürkek serçe, soğuk
Kış günlerinde bahçeyi ısıtan gül fidanı
Gecikmiş bir mektubun üstündeki puldan
Sen miydin gölgelenen, o eski aşklar mı
 
Küllerin altındaki közdü bakışın senin
 
Unut ve öyle gel mi diyor bakışın senin
Hatırla atlas yatağındaki derin uykuyu
Şüphe ve sır, huzursuzluk ve endişe ve tam
Aklıma gelmişken dilimde acılaşan soru
 
Ödünç hüzünler kadar alıngan bir kuyudan
Çıkrık sesini al, suya değebilir mi şavkın
Gölgesiz kalınca hayat da karıncalanıyor
Susunca konuşan mevsim mi demeliyim
 
Şikâyetsizdir ve füsunkârdır bakışın senin
 
Ahmet Telli
-Bakışın Senin-
©Akira Ota..

ÇOCUKLAR BAKIYORLAR – Ziya Osman Saba

REFİK DURBAŞ BARIŞ KOYUN ÇOCUĞUN ADINI

Çocuklar bakıyorlar, gözlerinde mavilik,
Bize bakıyorlar çocuklar, bir deri bir kemik.

Çocuklar tutamıyorlar ellerinde oyuncakları,
Çocuklar, koşamaz olmuş bacakları.

Bakıyorlar her akşam elimize,
Bir şey sormak ister gibi hepimize.

Benizleri sapsarı,hasta.
Çocuklar bedbaht bu yaşta.

Kim getirip koymuş onları yanımıza:
Bakıyorlar çizgi çizgi alnımıza.

Ziya Osman Saba
1948
-Nefes Almak-

©Özgür Konur

Ziya Osman Saba, (30 Mart 1910 – 29 Ocak 1957) Anısına saygıyla..

ZİYA OSMAN SABA 29 OCAK 2019

BEYAZ EV

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
Her dağ yamacına kurduğum,
Beliren her su kenarında,
Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,
Balkonuna tırmanan sarmaşık.
Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
Kışın tütecek bacası.

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
—Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak—
Geçeceğim yol, çıkacağım üç basamak,
Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
Bakmakla doymayacağım yüz…
Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,
O günkü hava,
Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
—Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
Camlarına perdelerini.
Yatak odasında düsüneceğiz bir an
İki kişilik karyolanın yerini…
Yatak odamız, yemek odası, kiler
Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
Karşı karşıya oturacağımız sofra,
Sürahide ışıldayan su,
Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;
Senin yatacağın öğle uykusu…
Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,
Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
Hep geçireceğiz içimizden:
Hayat beraber, ölüm beraber…
Şu göklerin altında,
Olacağız o kadar bahtiyar
Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
Beyaz evimize yerleşecekler,
Uzun kış geceleri onlar da aramızda
Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

Ziya Osman Saba
1942
-Geçen Zaman-