manzaranın yalnızı – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ MANZARANIN YALNIZI

çokça çam yüksek
çokça karga siyah…

gökyüzü mavi ölçüsünde
dizme taşlar, tekillik ve seyir
içe değin giden bağ sokağı
serçeyle süslenmiş bir yağmur oluğu
apaçık güneş
sevinçli toprak.
göz gözdüğünce
güzün zekasıydı…

ey tuhaf güzel
ıslak sözcüklerle dolu bakışla
bir bahçenin yeşil kekemeliğiyle dolu bir uyku gibi
ağ örgülü utanca benzer gözlerle
ikircikli gözkapaklarıyla
yolcu uykusunun dağılmış parmakları gibi
ırmak kıyısındaki söğütlerin uyanıklığı altında

hemdemlik
gizli bir avuç kül gibi
algının sıcaklığı üzerine serpiliyordu
düşünce yavaştı
arzu uzak
ağaç üzerinde öykü okuyan bir kuş gibi.
gelecek olan güzlerin nerelerinden
ağaç dolu bir ağız
iyi yolculuktan
söz edecek?

Sohrab Sepehri
-Yalnızlığımın Çinisi-

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

Sağanak – Ataol Behramoğlu 

ATAOL BEHRAMOĞLU SAĞANAK

Önce birkaç yağmur damlasıydı ancak
Ve bir serinlik hafifçe hissedilen
Görünmez ellerce sağılan gökyüzünden
Ansızın boşandı sağanak

Ağaçlar secdeye varıyormuş gibi
Eğildiler önünde fırtınanın
Sadece üstünde komşu damın
Bir martı sabırla bekledi

Doğa kendi yazgısıyla uyumlu
Sanki bir şeyler anımsıyordu
Evrenin doğum gününce uzak

Sağanak ansızın başladı ve bitti
Tıpkı aşk gibi yaşam gibi
Yerini ıssızlığa bırakarak

Ataol Behramoğlu
-Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar-

Abdal – Behçet Necatigil

Abdal - Behçet Necatigil

Yürür asfalt ovalarda abdal.
Vitrinlerin düşen kepenklerinde
Hep hüzün çeşmeleri: lambalar.

Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça
Yanaşır kıyımıza eski diclelerden
Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza.

Nerde bu leylâ, aslı nerde?
Çıkartmalar, yağma ve leylâ!
Vurur ferhat dağlarına abdal—
Bir fener olacak ilerde bir yerde.

Sığ sularda dönen yorgun gemiler
Yangın ve tütün içinde arar da
Görmez geçer sönmüş eski feneri—
Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar!

Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda
Yine böyle yanardı bu lambalar,
Sonra asfalt ovalarda
Akan seller ve abdal.

Behçet Necatigil
-Yaz Zamanı-