KALEMKÂR – Ahmet Telli

kalemkÂr - ahmet telli

Her hecesini ayrı bir kalemle
Yazarken kızıl renkli o şiiri
Sesini bakır levhaya işlemek
İçindi bedestenden aldığın
Çekiç ile yivli çelik kalem

Dünya durdukça yaşayacağını
Sanan çocuktun bir zamanlar:
— Ölümsüz sanma kendini, ey
Kalemkâr, bakır durmadan
Bunu anlatmıyor mu sana!

Anlatmıyor mu sana!

Ahmet Telli
-Bakışın Senin-

EV, ANNE, HOROZ, BAHÇE – Bejan Matur

ev, anne, horoz, bahÇe - bejan matur

Bir Chagall resmi gibi
Günbatımında
Ev
Anne
Horoz
Bahçe
Zamanın açıklayamadığı karanlık
Ve bir çocuğun aklı
Saflık.

Ev
Anne
Horoz
Bahçe
Tepeler hep sis içinde.

Akşam bir inci tanesi
Karanlıktan daha ağır parlıyor.
Ve bir aşığın kalbindeki bekleyiş
Bilmediği
İlk kezmiş gibi uyandığı dünya
Ne güzeldir.

Bejan Matur
-son dağ-

İstanbul – Ziya Osman Saba

istanbul- zİya osman saba

Seni görüyorum yine İstanbul,
Gözlerimle kucaklar gibi, uzaktan.
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi’nden doğru,
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaş’ım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, on beş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla Boğaz,
Çengelköy`den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi dolu çamaşır.”

Göğünde tanıdım ayın ondördünü,
Kırlarında bilirim baharı,
Her şey içimde, her
şey,
İstanbul yadigârı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

Ziya Osman Saba
1952
-Nefes Almak-

BAKIŞIMLAR – Kenan Sarıalioğlu

kenan sarialİoĞlu bakiŞimlar

Ağaçlar, kuşlar, çiçekler,
Çocuklar ve kadınlar görüyorum
Ve bulutlar…

Bakışıyorlar,
Konuşuyorlar sessizce:

—Bozkırda yalnız değilim, diyor ardıç,
Tanrım var…

—Öterim sabah akşam, sadece güller değil,
Kurumuş otlar da beni duyar,
Diyor serçe…

—Kör dokunur rengime, diyor karanfil,
Acı acı koklayarak…

—Yüz yıldır babamı beklerim,
Barut dumanları içinde, diyor çocuk
Avluda biber kurutur annem…

—Nice bulanık sular geçtim, diyor o kadın,
Ömrümün tahta köprülerinden,
Sol mememin altındaki yuva hep avucumda…

—Kimi kez sözcüklerle, renklerle bazan,
Diyor bulut,
Ve seslerle uçuverdim aranızdan…
……………..

Bir kalemin mavi mürekkebiyle
Akıyor zaman…

Kenan Sarıalioğlu
-Sözcükler D. Ocak-Şubat 2019-

ÇEŞMİBÜLBÜLÜN İÇİNDEKİ CİN – Cevat Çapan

cevat Çapan ÇeŞmİbÜlbÜlÜn İÇİndekİ cİn

O uzun kış gecelerinde
neyi aydınlatıyorsa Alâaddin’in lambası,
biz onu ezberlerdik
bulutların arasından gülümseyen
aya bakarak.
Uluyan kurt sesleri duyulurdu
donuk, karla kaplı, uzayıp giden ovada.
Geceyi birlikte beklerken bu sesler miydi
bizi korkudan birbirimize daha da yaklaştıran?
Usulca açan bir gül gibi belirirdi sabah
sen o sıcak soluğunla üfleyip
lambayı söndürürken.

Sonra ilk vapur iskeleden uzaklaşır,
bu kıyıda da kuşlarla başlardı sabahlar,
uçan balıklarla yarışırdı son kuşlar.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Ocak-Şubat 2019-

PARAGRAFTAN – Ahmet Oktay

ahmet oktay rahatlarim

Ben Ahmet Oktay’ın kalbi
Büyük bir kederle açıyorsam gecede
Geceye sancılı bir sesle konuşuyorsam
Dağların arkasında uzayan
Çırıl çıplak hasretime;
Senin okşanası siyah saçlarına
Senin vurulası gözlerine dair
Acılı bir sesle konuşuyorsam;
Ve martıların, gemi direklerinin peşi sıra
Peşi sıra tren düdüklerinin
Yüz kilometre hızla kaçıyorsam;
Kaçıyorsam kahrolası sabahlar
Yağmurundan
Bu betonarme binalar
Renkli ışıklar şehrinden
Sebepsiz değil elbet
Sebepsiz değil geri dönüşüm hemen
Uzanıp ümidin bahçesine
Güven dolu geri dönüşüm
Bir kuş tüyü hafifliğinde
Benim kırk cıgara kahrında uzayan
katil kahrıma sebep
benim dağları deviren ümidime
sebeptir günde beş vakit dudaklarımdaki
dudaklarımdaki 63 vilayet
bir garip ceylan hüzniyle
dağlara taşlara karşı susan
ve bir gün bir nar tanesinde
çatlatıp bunca senelik sabrı
göklere gülecek insan
kar serpeliyor gecede
solmuş saksıda kasımpatları.

Solmuş daha dün yaprak yaprak
Mısra mısra açılan,
alıp götüren yaşanası bir düşe
Susmuş parmaklarımda sancı
susmuş komşu kadının
alto sesindeki firaklı şarkı
Bir sen uyanıksın kalbim
bir sen uyanıksın gecede
yirmisinde ağaran başını yasla
rahatça göğüs kafesime;
yasla da anlat
en içli en sevdalı sesinle
ki senin kahrındır:
benim gördüklerim.

Ahmet Oktay
1954
-Şairler Yaprağı, Sayı 1/
Kitaplarda Yer Almayan Şiirleri-