Güneş Topla Benim İçin – Ülkü Tamer

 

—Karacaoğlan’a

Seher yeli çık dağlara
Güneş topla benim için
Haber ilet dört diyara
Güneş topla benim için

Umutların arasından
Kirpiklerin karasından
Döşte bıçak yarasından
Güneş topla benim için

Yazdan kıştan ilkbahardan
Mahpuslarda dört duvardan
Doludizgin sevdalardan
Güneş topla benim için

Seher yeli yar gözünden
Havadaki kuş izinden
Geceleyin gökyüzünden
Güneş topla benim için.

Ülkü Tamer
1986
-Antep Neresi-

YİNE AKŞAM OLDU – Nazım Hikmet

3 hazİran 17 feryadi vatan

Yine akşam oldu karardı sular
Boş dağlarda kaval akisleri var
Göllerden kayboldu beyaz kuğular
Eğilen dallarda inliyor rüzgâr

Gümüş çivilerle sema gerildi
Gecenin gölgesi düştü ovaya
Lâleler sarardı güller serildi
Bülbüller âşıktı doğacak aya

Nazım Hikmet
1919
-İlk Şiirleri/
Şiirler 8-

Nazım Hikmet, (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963) Anısına saygıyla…

nazim hİkmet kuvayİ mİllİye destani 920 nİn 16 marti 13 ocak 2019

Nazım Hikmet – Kuvayı Milliye Destanı 5. Bap
920’nin 16 Martı
Ve
Manastırlı Hamdi Efendi’nin
Hikayesi

920’nin 16 Martı.
Öğleden evvel
saat onda
makina başında şöyle bir telgraf aldı Ankara’daki :

“Der-aliye 16/3/1920.
İngilizler bastı bu sabah
Şehzadebaşı’ndaki Muzika karakolunu.
Müsademe edildi.
İşgal altına alıyorlar İstanbul’u şimdi.
Berayi malumat arzolunur.
Manastırlı Hamdi.”

920’nin 16 Martı.
Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara’yı :

“Etrafta dolaşıyor İngiliz askerleri.
Şimdi işte
İngiliz askerleri giriyorlar nezarete.
İşte giriyorlar içeri.
Nizamiye kapısına.
Teli kes.
İngilizler burdadır.”

920’nin 16 Martı.
Manastırlı Hamdi Efendi
buldu Ankara’dakini tekrar :

“Paşa hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz bahriye askeri
Tophane’yi de işgal ediyorlar bir taraftan,
bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor.
Vaziyet vehamet kesbediyor efendim.
Paşa hazretleri,
Emri devletlerine muntazırım.

16 Mart 1920
Hamdi”

920’nin 16 Martı.
Durumu bir daha tekrar etti Hamdi Efendi :

“Sabah bizim asker uykuda iken
İngiliz bahriye efradı karakolu işgal etmekte iken
askerlerimiz uykudan şaşkın kalkınca müsademe başlıyor.
Neticede bizden altı şehit, on beş mecruh olup
İngilizler zırhlıları rıhtıma yanaştırıp
Beyoğlu ve Tophane’yi işgal edip.
İşte Beyoğlu telgrafhanesi de yok.
İşte Beyoğlu telgraf memurları geldiler.
Kovmuşlar.
Burası da işgal olunacaktır bir saata kadar.
Şimdi haber aldım efendim.”

920’nin 16 Martı
uykuda kesti kafir üçümüzü,
kurşuna dizdi kafir ikimizi.
İngiliz’in hepsi değil domuzu
Sabaha karşı aldı canımızı.

920’nin 16 Martı
basıldı Vezneciler’de karargâh.
Uyan be tosunum uyan.
Üçümüzü uykuda kesti kafir,
üçümüz : Abdullah çavuş, Şarkışla’dan Osman,
bir de Zileli Abdülkadir.

920’nin 16 Martı
Bozdoğan Kemeri’nde
kurşuna dizdi kafir ikimizi.
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Memet benimkisi.

920’nin 16 Martı
uykuda kesti kafir üçümüzü.
Soktu Osman’ın karnına kasaturayı,
bastı göğsüne kafirin dizi.
Dört çocuk babasıydı Abdullah çavuş.
Doymadı dünyasına Abdülkadir.
Üçümüzü uykuda kesti kafir,
kurşuna dizdi ikimizi.

920’nin 16 Mart sabahı,
karakolun karşısında
bırakmadım elimden silahı,
yere serdim iki İngiliz’i.
Senin ırzını kurtardım İstanbul’um,
Sana can feda çakır gözlü gülüm.

Üçümüzü uykuda kesti kafir,
kurşuna dizdi ikimizi.
Şimdi üçümüz :
Abdullah ve Osman ve Abdülkadir,
taşları yan yana yatar Eyüp’te.
Arama, bulamazsın ikimizin kabrini,
belki maşrıkta, belki mağripte,
biz de bilemeyiz yerini.

Uykuda kestiler üçümüzü,
kurşuna dizdiler ikimizi,
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Memet benimkisi.
Bir de altıncımız var,
kara kaytan bıyıklı bir şehit,
son mekanı şöyle dursun,
adını da bilen yok…

Nazım Hikmet
-Kuvâyi Milliye/
Şiirler3-