güzel acılar ülkesi – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR GÜZEL ACILAR ÜLKESİ 26

-26-

Her sözün iklimi başka
her bakışın büyüsü ayrı,
belki bunun için sığmıyor
iki kişi artık
bir tek dünyaya.

Ve şaşılmıyor
ilkçağdan kalma
bir bağbozumu şenliğinin
coşkularıya
savaş için atılarn nâralara.
Parlarken
kiminin gömleğinde
yaldızlı bir marka,
kiminin yüreğinde
sudan ucuz bir mermi,
kutsal kitap okuyor kimileri de
yüzlerini dönüp duvara.

Bir korku takvimi
dolaşıyor aramızda,
kıyâmet sanki çok yakın
ve yalanın alıcısı o kadar çok ki,
herkes indiriyor malını
erkenden pazara.
Bilmiyor kimse birbirinin
künyesinde yazılı olan ad
gerçek mi değil mi,
paylaşıyorlar yalnızca
danışıklı bir alışverişin
getirisini
ellerindeki kiri temizler gibi.

Melisa Gürpınar
-güzel acılar ülkesi-

nada nada y nada* – Attila İlhan

saat hiçe doğru ispanyolca bir çakal
etlerimi ısıran nada nada y nada
kusarsam siyah bir su çıkarıyorum
silahsızım seviştiğimizi de unutma
kaçarsam bıraktığın şarkıya kaçıyorum
verdiğim adreste yoğum nada nada y nada

seni kaybettiğimi anlamıyacak mıyım
silahsızım yüzümde kaç günlük bir sakal
kırarsam içimdeki camları kırıyorum
saat çaldı mı seviştiğimizi de unutma
geç vakit sular çekilmeye başladı mı
asarsam bel kayışımla kendimi asıyorum
verdiğim adreste yoğum nada nada y nada

Attila İlhan
-belâ çiçeği-

nada nada y nada* hiç hiç ve hiç

ÜNLEM – Oya Uysal

OYA UYSAL ÜNLEM
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Başı yastığa değmemiş bir keder gibi duran
sokağın hal hatır bilir ahşap yaşlı evleri
daha bir sokulur birbirine şimdi
karlı damlara konup karkar sabaha güvercinler.
 
Ah! Kısacık bir ünlem bir uzun ömrün özeti oluyor ya bazen,
uzanıp yatınca sonsuz uykuya hatırlamak için,
aklın kıvrımlarına nakışlamalıyım bu ışıklar içindeki şehri
bu akıp giden sularında gözyaşlarım olan nehri
ve sen sevgili elbet,
acısı soğumuş kalbimdeki suretini.
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 
 
 

ESKİ EV – Afşar Timuçin

AFŞAR TİMUÇİN ESKİ EVLER Vasıl Vasilev

Geçici dinginliğini kurar kuşku
Bir yağmur öncesinde bir susuşu andırır
Çoktan eridi biten bir yaz gibi
Yüklenerek aşınmaları tahtalar
Bir zamandır unuttuk merdivenleri
Ayak izleri öylece kaldılar

Sessizce dibe çökmüş anılarda
Okunmuyor artık karmakarışık
Gittikçe kapanan bir göz oluyor
Tahtalarda silinen bakışların artık

Söze vurulmaz bir yıpranmışlık
Günden güne gevşiyor çivilerden
Onarmalı basamakları boyamalı
Uydurma bir gök mavisine biraz

Yeni gelenler merdiveni
Yeni kesilmiş tahtalardan sanırlar
Boya çekin yaşanmışın üstüne
Onlar orada okunmadan kalırlar

Afşar Timuçin
-Çöl-

© Vasil Vasilev