Bir Ülke Nedir? – Ataol Behramoğlu

Bir ülke nedir diye sordum
Düş kuranın birine
Ülke düşlerdir dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Kırda açan çiçeğe
Ülke kokumdur dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Gökte uçan şahine
Ülke avımdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Yerde sürünen yılana
Ülke yuvamdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi dolu birine
Ülke paramdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi delik birine
Şöyle bir süzdü beni
Dedi ki git işine

Ataol Behramoğlu
-Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar-

SULAR TANIKTIR AŞKIMIZA – Adnan Yücel

En soluksuz sesleriyle anlamsız sözler
Özlem özlem dağılmış Avrupa kentlerine
Biraz gurbet olmuş tükenmişliğin adı
Cenk öykülerini rönesans yırtmış
Düşkırıklığı çökmüş coşkular üstüne
Biraz kötümserliğe çalmış yaşamın tadı
Koca bir efsane yalnızlığı kalmış geriye

Dilin yetmiyor şimdi geçen yüzyıllara
Türküleri dudaklarına kilitlemişsin
Defolu örnekler çıkmış ya hep karşına
Umutları kuşkunun potasında eritmişsin
Koyu bir eylül sarısıdır çıkmayan leke
Gözlerin buğulanırken birdenbire
Yeraltında bin kudüm ile coşan nehire
Sen de bir gün boğulursun demişsin

Karanlıkta yıldızlar kayarken avuçlarında
Bir rüzgarla hiç kol kola yaşadın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Birer birer kırılmış tutunduğun dallar
İnançsız öfkelermiş çabuk bitmişler
Kaçarak gelmişler bir tükenmişlikten
Başka bir tükenmişlik içinde yitmişler
Aşkı hiç tanımamışlar kartal yuvalarında
Kim bilir kaç mark uğruna
Kaç masada kaç devrim tüketmişler

Çıkarıp yüreğimi sürdüm bir çiçeğin özüne
Gece labirentlerinden ışığa koşuyordu
Dersim’den Sazlgitter’e metre metre
Kaç yürek kaç bin kez çarpar biliyordu
Bir şiire soruyordu yeraltı nehirlerini
Rüzgarların sesini yalnız şiirden dinliyordu
Koca bir Munzur boşalıyordu gözlerinden
Sular tanıktır aşkımıza
Sevdalar asla mevsimlik olmaz diyordu

Parmak uçlarında kayıp giderken Viyana
Berlin’de tutuşup hiç Sivas’ta yandın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Köln’de bir menekşe İstanbul açıyor bak
Renginde tomurcuklar barikatlaşıyor
Sınırlarötesi bir anlam çoğalıyor gözlerinde
Bakışlarında peş peşe mayınlar patlıyor
İzmir Dortmund kokuyor her akşamüstü
Yarınlara bir direnç ilayda fışkırıyor

Kimi kıvılcım telaşıdır yaban ağaçlarda
Nar dalında bademçiçeği patlaması her gün
Bir bahar bir yaz
Sessiz bir çığlık gibi sarar dostlukları
Coşkuları kendi yüreğine sığmaz

Kimi saz tutsağı tellerde senfoni düşçüsü
Bitimsiz konçertolar uğuldar kulaklarında
Hızla çözülür bütün yalnızlık bilmeceleri
Bir kızıl yıldız parlar morötesi tufanında
Denizler kabarır – dağlar bulutlaşır
Alplerde kaynayan pınarlar
Toroslarda coşan kar sularına karışır

Paris’te bir leylak Ankara’yı sarıyor bak
Mor salkımlarında komünarlar tanrılaşıyor
Güneşle temizliyor karanlık bulaşmış ellerini
Saine nehrine Kızılırmak’tan türkü taşıyor
Aragon Nazım Hikmet’le söyleşiyor sesinde
Yeryüzünde bütün devrimler şiirleşiyor

Londra’da gürültüleşen bir fesleğen
Her mevsim Çukurova püskürüyor sımsıcak
Bulutlar pamuklaşıyor gençlikevlerinde
Çınarlar filizleniyor yaprak yaprak
Biri şiir biri türkü besliyor dilden dile
Sular ki hep tanıktır aşkımıza
Ey nehirlere boğulur diyen eski toprak
Şiirin tadına hiç türkülerde vardın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Adnan Yücel
-Sular Tanıktır Aşkımıza-

©Atilay Ergüven.. Çat Vadisi /Rize..

ÇEKİNİK DÜŞÜNCELER – Afşar Timuçin

Kırların oralarda bir yerde
Zaman kendi şiirini süzerken
Düşünürüm uzanıp bir umuda
Birazcık geç de olsa
Yeniden başlayabilir miyim

Diyelim bir aşka her şeyiyle
Yeniden başlayabilir miyim
Acısıyla korkusuyla sevinciyle
Tepelerden düşmeyi göze alıp
Soğuk taşların üstüne
Gün gelip atılmış kağıtlar gibi
Ateşlerde kavrulabilir miyim

Uzakların oralarda bir yerde
Ölüm tanrısı buna ne der

Afşar Timuçin
-Bulutlar Deniz Kokar-

©Kay Walton..

NEŞTER – Ahmet Telli

Sitem de insana dair
Demişti hayatımızdaki biri
Nefret de öyle ayrılık da
Yazıya sızarken bozuk imlayla
İntikamcı ve barbar olmasın
Diye bitirmiş olmalı sözünü

Sen şimdi ömrüne vurduğun
Neşterle heyhat! Dilini
Köpürttüğün kime benzemektesin
Ey saygılı güneş
Ey eski hâtıra
Yazı dikkat ister senden

Diyor ki Konfüçyus:
“İnsanın boyundan uzunsa gölge
Orada güneş batıyordur”
Sayfalar da delikdeşiktir orada
Ve belli ki çekirge istilasına
Uğramıştır yürek

Ahmet Telli
-Bakışın Senin-

TEK BAŞINALIK – Ataol Behramoğlu

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbirşey yapmamaya 
Karar verdi

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının 
Kuytuluğuna çekildi

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına 
Düşünmeyi sürdürdü

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüzbinler
Ve tek başınalıklarını 
Sürdürdüler

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar

Bu arada 
Birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi

Tek başına 
Olduklarını sananlar
Topluca ortadan 
Kaldırıldılar….

Ataol Behramoğlu
1988
-Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar-

KAR YAĞACAK – Edip Cansever

Evet baylar bu taraftan
Yolların otobüslerin iççekişlerin anıtına
Durmanın duraksamanın
Yoksul gözün yoksul gülünün anıtına

Bir eğilişle başladı, elimi alnıma siper etmemle
Doyasıya baktım buz renkli bulutlara
Ne kadar büyük olursa olsun umudum
Zorunluktur umutsuzluk da bir parça

Anlaşıldı yarın bir gün kar yağacak
Eski bir aşkın da anısına
İyidir, her şey durulunca kaygımız bütün olur
Hem nereden bileyim herhangi bir çocuk kaç yaşında.

Ne buruk bir dönemdeyiz, suyla bakarız
Bir çiçek sergisine bir panayıra
Suyla görürüz suyu ve her şeyi
Bir saçak altında buluşmanın kuğusunu da

Bakıp bakıp bir daha yazıyorum
Ufacık defterime saat kayışıma
Ve bu kentin gül renkli armasına
Bir daha.

Anlaşıldı yarın bir gün kar yağacak
Bir çorapçının gözlerine kollarına
Kedi gibi yumuşak bir çarşının
Bir türlü bitmeyen eşyasızlığına.

Kar yağacak
Sevdim mi sevildim mi bir vaktin orasına.

Edip Cansever
-Kirli Ağustos-

ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN – Ümit Yaşar Oğuzcan

Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
Ne zaman ta derinden sevsem bir kadını
Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
Alkol gibi damarlarıma yürümeli
Sarmalı her yanımı gece olunca
İçimde bir çıbancasına büyümeli

İnsan sevince her gün bir kez ölmeli
Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun
Yollara düşmeli, perişan, deli divâne
Erimeli potasında o garip var oluşun

Artık uzak bir anıdır huzur ve sükûn
O büyük yangın başlamışsa yürekte
Bir gün gelir de bu çaresizliğin
Aranır bütün tesellisi ölmekte

O yerde sevilmek de yalan sevmek de
Nereye baksan diz boyu karanlık
Boşuna bir ışık arama göklerden
Her şeyinle aşkın içindesin artık

Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı
Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
Aşk dediğin karşılıksız olmalı

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 2-

DİRİLİŞ – Aziz Nesin

Gittikçe artıyor yerçekimi
Çek elimden
Kurtarsın yerçekiminden
Aşkın çekimi

Akıyorum aşağılara sızım sızım
Duyuyorum içimdeki derinlikleri
Öpe öpe çek çıkar
Soluğunla dirilt beni

Kumsaldan nasıl sızarsa sular
Çöküyorum en dibe azar azar
Dağılıp parçalanıp ayrılıyorum
Topla beni tut beni

Yağmurca gözyaşlarınca
Aşağı aşağı çizgilerim
Al avuç avuç fırlat gökyüzüne
Yeniden yarat beni

Aziz Nesin
-Seviye On Ölüme Beş Kala-

ADA ŞİİRLERİ – Melisa Gürpınar

17

Kendimden kaçarken
kendime yakalandığım
o şiir ülkesinde
savrulup dururken göklerde,
dallı budaklı şimşekler
düşerdi sanki 
kömürleşmiş yüreğime.

Yazılı bir kayanın
ağırlığıyla,
yerleştiği her dizeden
mümkün değildi
aşkı kıpırdatmak,
süslü bir sözcüğün
gücüyle.

Bilmem ki
bağışlar mı aşk beni şimdi,
bir eski zaman kızının
kuruttuğu çiçekler gibi
unuttum onu
defterlerin içinde.
İçsem de doyasıya
akrebin zehrini,
ölmedim aşk yüzünden
ömrümde bir kez bile.

Bir avcının sessizliğiyle
susarak bakıyorum da
çevreme,
yaralı aşkların
söylencesinden artakalmış
kanlı bir tüy bile
süzülüp inmiyor artık
ayaklarımın dibine.

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-

BALIKLARIN GÜNEŞİ – Melih Cevdet Anday

Balıkların güneşi yapın beni
Yosunlar arasında parlayayım
Batık bir eski para gibi.

Bulutların ikindi çanı yapın beni
Rüzgârla yedi kez soluklanayım
Asma yaprağının değdiği.

Ağaçların belleği yapın beni
Kuşlarla her gün tükeneyim
Çiğ tanesinden dara gibi.

Gökyüzünün bağcısı yapın beni
Şarabın bayrağını taşıyayım
Yıldızların delik deşik ettiği.

Taş gibi maviye boyayın beni
Zakkumların dibine atın beni
Irmağın güncesine alın beni.

Melih Cevdet Anday
-Ölümsüzlük Ardında Gılgamış-