SOLGUN BİR GÜL – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SOLGUN BİR GÜL

Toprağın avucunda kireç badanalı bir evdi. Pencerelerinin her biri ayrı bir bahçeydi. Ağaçlar mı ırgalanırdı, rüzgâr mı camlarda soluklanırdı, yoksa biz lambaya baka baka pervaneye mi dönerdik, bilmiyorum. Bir baş dönmesiyle gövdemiz rüyalardan da ötelere giderdi. Belki de sevmeyi o baş dönmesiyle öğrendik. Yoksulluğun insanı iyilik duygusuyla sarmaladığı zamanlardı. Biz güldükçe kireç badanalar bembeyaz köpürürdü. Alnımız azıcık gölgelense, hayvanlarımızdan birisi eksilse, bacamızda bir baykuş biraz fazla dursa, o köpüklü duvar sapsarı yaprak dökerdi. İçimizden birisi hemen kalkar, yaprakları toplar, iğde kokularına yatırır, bahçe suyuyla durular, getirir koyardı yerlerine. Küçücük radyomuz dünyanın bütün ayrılıklarını, aşklarını, ölümlerini bir içli sesle acemi gövdemize işlerdi. Hayal gece, kanatsız arzu, sitemsiz keder… ey yokluğun hazineleri… başka hayatları sizinle sevdik biz. Bir menevişli yaşlardı ki, gökteki yıldızlar bile yalnız değildi.

Zaman ne, dersen, sadece bir avuç toz derim… bahçedeki ağaçlarda toz, kireç badanalarda toz, ağzımızdaki harflerde toz, rüyalarımızın buğusunda toz, çocuklarımızın gülüşlerinde toz, yağmurların mavisinde toz, kapı kollarında toz, hayvanların bakışlarında toz, sevdiklerimizin seslerinde toz… eşyalardan bize, bizden eşyalara yavaş yavaş geçen bir uzun ölüm. Eşiklerimizde çırpınan pıtraklı bir yorgunluk. Canımızda halkalanan elsiz ayaksız uzaklar. Gövdemizde pul pul hayal acıları. Biliyor musun, insan birden yaşlanıyormuş. Çocukların gamzeleri, yapraklı sular, büyüklerin gökyüzü saatleri, yatak kokuları, eşiklerin büyüsü, ay masalları, ağaçların düğünü… yaşama mucizesi diye sevdiğimiz ne varsa, birden bir çınlamaya dönüyor. Yaşlanmanın da ötesinde, insan zaman kılığında bir ölüm hecesiymiş…

Yalnızlık kötü. Çocuklar alıp götürüyorlar. Solgun bir gül, duruyorum öylece. Şehir soğuk. Sanki herkes kendi evinde misafir. Kimse bir yere yetişemiyor. Bazen bir şey söyleyeyim diyorum, birden uzaklarla konuşurken buluyorum kendimi. Hangisinin yüzü gülerse onun yanında kalıyorum. İnsan geçmişini sevmeden yaşayamazmış. Hatıra ne demek, yeni anlıyorum. Yaz ayları hâlâ iyilik veriyor. Yılda birkaç gün olsun geliyorum. Otların altında da kalsa, burada soluk alan zaman benim zamanım. İnsanlar öyle uzak ki, orada da burada da bir yerleşik yabancısın.* Bunun acısını da yeni öğreniyorum.

Şükrü Erbaş
2017
-kuş uçar kanat ağlar-
*Metin Altıok