TUNA’NIN KAYNAĞINDA – Turgay Fişekçi

TUNA'NIN KAYNAĞINDA - Turgay Fişekçi

Şair eder insanı çocukluğun taşra kentleri
Parklar içinden geçen okul yolları
Sırtta çanta ile yakalanılan yağmurlar
Tahta köprüler, su kıyılarında gezinen ördekler

Gök ne sonsuzdur, yürek ne kadar aç
Pastane vitrininden geçip
Okul yolunda koşunca
Dolacakmış gibi gelir.

Demiryolu boyunca trenlerin tıkırtısı
Tıp tıp atar içinde göğüs kafesinin
Derken rüzgârda uçuşan bir kumral saçın
Ardından dağılıverir bütün hayallerin

Sanki çocuklar şair olsun diyedir
Çam ormanlarının kokusu
Bahçeli evler, karlı sessiz yollar
Sevgili öğretmenler, birkaç kitap, film…

Turgay Fişekçi
-Nerdesin?-

 

GÜL DİKENİ ÇİZİKLER – Neriman Calap

GÜL DİKENİ ÇİZİKLER - Neriman Calap

Yitip bir karmaşada bozulmadan evren
künyemize kazınmadan ezilmişlik hükmü
güne umutlar büyütüp / sözcükler ektik geceye
söylendi mevsimlerce masallarımız
—pabucumu çimende unuttum bir sabah
ayaklarımda gül dikeni çizikler—
inatla yürüdük hep aşılmazı
yaşanası özgürlükçe aşılır kılıp.

Güzümüz harmanlandı ölçütü yoktu yitenin
zamanlı zamansız geçtikçe kuşlar
bulutlara gömülü lacivert göklerimden
ne özümü yargıladım / ne değişti hüküm
susmak şimdi çocuk kalmak birbirimize.

Suyu tutsak kılmak olur taşı un ufak etmek
yelkensiz / özlemidir limandaki geminin
çağrışan dalgalar / nasıl olur unutmak
rüzgâra karışır yankısı söylemin
ne eklentiyi taşır ne yiter sanrılarda
yazgındır / an gelir kopar film.

Neriman Calap
-Akşamdı Dökülen-

YAZILIR – Refik Durbaş

YAZILIR - Refik Durbaş

Daha önce de kullanmıştın
bu sözcükleri : hatırla

Ömrüm

Hiçbir gün kalmasın isterdim günlerden
geçen ve gelecek yıllara hatıra

Uyan uyansın nasıl dayansın bir sabah
git ve unut, kime yazılırsa yazılsın

Yazılır ömrüm

Bir sabah hatırlamış olarak uyanırım ansızın
daha önce kullandığın nice sözcükleri

Ömrüm, ansızın bir sabah unutma
unutmuş olarak uyanırım seni, beni ve herşeyi

Refik Durbaş
-Geçti Mi Geçen Günler

GÜCENİK YOKSUL GÜNLER – Gülten Akın

GÜCENİK YOKSUL GÜNLER - Gülten Akın

O kadınlar kendini tüketme okullarının
Ezberci küçük kızlarıdır, hiç değişmezler
Oynar kara kılıcıyla saçlarından 
Ölüm, umutlanır ama ürker

Onlar alayların sessiz kaleleri
Durur yüzlerinde sevgilerden
Gücenmeye düşen mor güller

Dalda sincap gelişli, ala güvercin
Barış, kutsal barış evler senin
Gürleyip bayrak açsın, varsın açsınlar
Bencil erkekler, yoksul günler

Gülten Akın
-Sığda-

FELEKTEN BİR GECE – Cahit Sıtkı Tarancı

FELEKTEN BİR GECE - Cahit Sıtkı Tarancı

Dünya gözüyle görsek murada ermek nedir!
Sen olsan, ben olsam, felekten bir gece olsa!
Unutup ağarmayı tanyeri kırk yılda bir,
Ortalık ayışığı, etraf bağ bahçe olsa!

İkimiz de bu sevinçle uçar gibi desem,
Su boyunda, söğüt altında, baş başa mahrem,
Hazdan ürperdiğimiz, mestolduğumuz o dem,
Varlık beraber çözdüğümüz bilmece olsa!

Cahit Sıtkı Tarancı
Varlık, 1946
-Otuz Beş Yaş-

Dönüş – Cevat Çapan

Dönüş – Cevat Çapan

Yıllar sonra
odanın kapısını açınca
senin yerine
arkası dönük iki kadın görüyorum
yaşları belirsiz
biri kollarını balkonun korkuluğuna dayamış
öbürü kapının pervazına yaslanmış
uzanıp giden ovaya bakıyorlar
akşam serinliğinde.
Bakışlarının ucunda
mor dağlar yükseliyor
ve inen davarın
çan sesleri duyuluyor uzaktan.
Kapıyı aralık bırakıp
alacakaranlıkta
dağın doruğuna tırmanıyorum
yorgun atımın yedeğinde.

Cevat Çapan
-dön güvercin dön-

Dönüş Yeri – Ahmet Ada

Dönüş Yeri - Ahmet Ada

Düşen iğne, kırılan buzlu cam, çiçeklerin teni kadar incindim. Alıştım artık kentin bağrı delik deşik acılarına. Kardeş yüreklerin derinliklerinden fışkıran acılarına. Kör aydınlıkta sustum. Yürüyüşe çıktım avutmak için içimdeki bozkırı. Eski ve yabanıl bozkırı.

Koyu gölgelerden yürüdüm, dün, bugün. —Biliyor musun gölgeler yazı anımsatır. Yazsa ve akşam sularıyla başlayabilir aşkın tarihi. Yüzünü eşiğe gömersin saçında çobançiçeği.

Yaz mutlu gezer çobançiçeğiyle
Yüzün durulanır begonya gölgeleriyle
Yüzün buğday tarlalarındadır
Yüzün yüreğimin derinliklerindedir
Dönerse oradan döner yıkıp anıtları
Nedensiz anıtları gürültülü anıtları
Delikanlı duruşların sularını gönderir
Çakılların özündeki sesi
Yeni bir güce ulaşır dörtnala

Soluğunu duyarım yanımda
Şölene dönerken başımın üstünde yeni bir gök.

Ahmet Ada
-Begonyalı Pencere-