NAZIM’A GAZEL – Ahmet Ada

AHMET ADA NAZIMA GAZELVIII nazmi-ziya-nazim-portresi

VIII
—Yağmuru çağırdım
keşke yağmuru değil kuşları çağırsaydım

geyiklerin yok senin oturursun dünyada
hiç düello etmeden de yakınsın acıya

hep bir yerlere gidecek gibisin: bolu, bakü, tiflis
zamana akan vakitsin, birikirsin o hızla

yağmurun iyiliği gibisin. kuşlar gibi uçan
salıverirsin kuşları kafesten gök çatıya

domates, çilek, kiraz getirmek isterdim sana
memleket havası bir kuşun kanadında

rüzgâr çiçeklenir. sular durulur ya
seni görmeye gelir çocuklar gelecek yaza

mutlu değilsin biliyorum mutlu gibisin

Ahmet Ada
-Agora 26, Temmuz-Ağustos 2002-

©Nazmi Ziya (4.1.36)

gidelim- Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİDELİM
I
uzaklara gidelim, yağmurun çanlarına
ışığına gölgeler kralının, suyun çıplaklığına
yürüsün yol, uysal ve inatçı bir yoldaş
yanımız sıra, biz gidelim, çoğalan arzusuna
patikaların, kanın çığlıklarına
 
dursun zaman, biz gidelim
seke seke gidelim
göğün suretini çizen denize,
kımıldayan taşların şarkılarına
yeraltı madenine kardeş dağların
çağrılı bir konuk gibi gidelim
ırmakların soluksuz yankılarına
altın bir muştu gibi soluk soluğa
 
morötesi sözcüklerle gidelim, yalanların
ürkünç gece kuşlarının uğramadığı orman
yalınlığına, art arda örülmüş duvarların
ötesine geçelim, okşayan yalımına
otların, karanlık sokakların kıvılcımına
içimize gidelim ateşin ve külün barıştığı toprağa
 
II
çocuk yüzlü sabaha
direncine delikanlı çağların
kurumuş dalların içindeki yaprağa
bekleyen rüzgârına çöl yıllarının
kızıl bir nar olup çatlasın güneş, biz gidelim
üzüm buğularına
yıldız kavşağına haritaların
 
ufkun yatağını sersin gökyüzü, çıngırak seslerine
bilge hayatın, dans ederek kanın mağarasında
dönsün mavi bir buğu gibi dünya
biz oraya gidelim, elma kokularına
yitirilmiş ne varsa çağırsın aşk
adımızı güzelliğe sora sora gidelim
 
saf mücevher günlere
mor sümbül gecelere, ömrün köpüklerinde
açan o kızıl güle
çamurun kalbindeki acıyla yakıp meşaleleri
unutulmuş saflığın izlerini süre süre
gidelim
 
biz nereye gidelim?
o yakut ülkesine yüreğimizin
hadi gidelim
 
Ayten Mutlu
-çocuk ve akşam-

ırmağın adı – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL IRMAĞIN ADI

I
kim bilir kaç kez geçtim buradan
yolun eskime payı
daha küçük hayattan
ne adımlarım, ne aklım
anlıyor uzayan mesafeleri

hayat bir mum alevi
kısaldıkça büyüten gölgeleri
eskiyi daha iyi bilmemiz bundan
elin duvara vuran hayali
bir oyundur, gözer çarpar hani
anımsamak gibi
geçtiğim yolun sonuna geldiğini
hissetmek ve bilmek
tam bittiği yerde biri
karşılayacakmış gibi beni

II
şuraya hemen uzanmak
istediğim günler oluyor
“ört üzerimi” demek yakın birine
zaman
suyun ışığı bir gömlek gibi
sıyırıp attığı yerden sesleniyor:
“bekle vakit var daha”
akmak onunla birlikte
artık orada olmayan bir zamana

kim hatırlar bizi zaten
gözlerimizdeki ırmağa yansıyan
hayatımızdan başka

III
bir deriye benziyoruz hepimiz
ruhun altına sığındığı çatı
kendi benzerlerimizi
ararken kayboluyoruz
kendi gözlerimizle arıyoruz
çünkü kendimizi

aynaları sevmemiz bundan
içimizde Tanrı’dan kalan
parçaya bakıyoruz orada
orada yıkanıp durulanıyoruz
günahlarımızdan
her şeyin tersi olan
kendimize bakarken

IV
gençliğimde dolaştığım
yerleri dolaştım gene
adımlarım aldırmıyor geçmişine
gitmek istiyor kendi bildiği gibi
anımsıyor aklın anımsamadığı yeri

şurada durmuştum
yağmurlu bir günde elimden tutmuştun
beni çıkarıp kendi içimden
gözlerindeki nehre atmıştın

ben akıp gittim yıllarca
kaynağını arayan bir su gibi
kendi çığlığının peşinden
nehrin sorup durduğu ismi
kimse duymadı neden

V
nereye gitti onca zaman
bir saman yığını, havalanan
her bir parçası
rüzgâra asılmış duran

tek tek bakmak mümkün mü
günlere, saatlere, dakikalara
ayırmak hayatı parçalarına
her anı kutsaldı, her an
tatlı bir sızı gibi akıyor
hâlâ açık duran yaradan

VI
başkasını düşündüğümü
sanırken bile
seni düşünmüşüm
uyandım işte
içimdeki aynadan

Tuğrul Tanyol
-gelecek günlerin şarabı-