UMARSIZ AŞK – Ahmet Ada

UMARSIZ AŞK - Ahmet Ada

Telefonun öbür ucunda çiçek açıyor sesin.- Çık gel,
diyorsun. Sesin yağmurun çok yakından sesi. Oysa yaz baktım ki beni bekliyor. Camgüzellerinin kırmızısı saçlarının
içinde. Başını koyuyorsun dizlerime. Saçların çay kokuyor.
Gövdene sarılıyorum birdenbire sevdanın sesi. Damağımda
öpüşlerin sonsuz sesi. Bulutlar akıyor gövdemizden.

Çay demliyorsun hüzne benzer
Kaç yaz var içinde, umutsuz kaç aşk
Biliyor musun yeryüzünde hiçbir
Aşk yok ki benzesin bizimkine

Çalıyorum kapını eski bir hüzün
Yaz eteğinde kanatsız bir kuş
Hiç yaşamamış olacağız nasılsa bir gün
Kuşlarla dolu bu göğü

Ahmet Ada
-Begonyalı Pencere-

İnsanoğlu – Ümit Yaşar Oğuzcan

İnsanoğlu - Ümit Yaşar Oğuzcan

I
Ne tuhaftır şu insanlar
Kimi zincirler içinde hür 
Kimi esir olmaktan bahtiyar
Kimi de benim gibi bin bir şeyi düşünür

Ne tuhaftır şu insanlar
Kimini yel alır, su götürür
Kiminin çilesi sürer mezara kadar
Kimi de gününü gün etmeyi düşünür

II
İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer
Anlaşılamadı gitti mısralarım
Çünkü; insanlar benim halime güler
Bense onlar için ağlarım

İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer
Birimiz gülsek, ağlıyor onumuz
Bizden kara değilmi geceler
Bari karınlık olmasaydı sonumuz

III
Nice insanlar gördüm ki ben
Dudaklarında en ateşli türküler
Barış içinde yaşamayı bilmeden
Bir savaş meydanında öldüler

Nice insanlar gördüm ki ben
Dudaklarında en bayağı şarkılar
Ve gözlerinde ihtiras ışığı eksilmeden
Birer ilah gibi yaşadılar

IV
Yarabbi, adaletin bu mu
Kuş uçar, yılan sürünür
Düşünmek istemem fani olduğumu
Verdiğin nimetlere şükür

Yarabbi, adaletin bu mu
Yaşayan yaşar, ölen toprağa gömülür
Ve hayat sadece bir arzu mu
Bizi korkutan ölüm müdür

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Uyanış/
Şiir Denizi 1-

©Burak Evrim.

Kalsın Adı Da Soyadı Da – Refik Durbaş

KALSIN ADI DA SOYADI DA REFİK DURBAŞ

Çevresi bin adım, durup durup duruyor öylece yalnızlığın koyağında
bin yıldır kale ağası, neferleri ve tımar ehliyle
sis içinde bir pazar sabahı İstanbul’un
balıkçı tekneleri, sırları dökülmüş hüznü, ahşap güneşiyle
yenice tazeledim ateşini mangalın
balıkları temizledim: okunan mektuplar
rakılar buz muhabbette: okunmayan mektuplar
bitsin hele son macunu da sandalın
nicedir boynun büküklüğü Göksu deresi
gün olur görüşür müyüz bir daha?

Nicedir yalnızlığım, katran karanlığında ışıdığını
sis içinde bir pazar günü çığlığında İstanbul’un
nicedir hücrelerde zındanlarda
çığlıksız kaldığım, umarsız bir başınalığım

Bir çınarın gölgesine asın sesimi
onu yaptı desinler geçenler geceleri köprülerden
onu yaptı bu aman dilemez acılar
onu yaptı yalnız cumbalı evlerde konaklayan hüzün
saati dar sokaklarda durmuş gençliğim

Güzelce soydu ve dört parçaya ayırdı elmayı bir martı
biri muhabbetin közünden, biri bahçelerinden Niğde’nin
biri sisten, gurbetten aşınmış gökyüzünden
birinin saklı kalsın adı da soyadı da zulasında
suya vuran gölgesinde demir tarayan gemilerin

Nice bin yıldır künyesi okunmaz evlerin
okunmaz kimliğimin

Elmalar soyan ve parçalara ayıran olmak isterdim
yüksek, sağlam kale kapısı avlusunda
bir pazar sabahı Anadoluhisarı’nın
martılarla, dal sesi su sesi, hüzünlerle
mangal ateşinde kavrulan
balıklar ve rakı kokusuyla: uzaklara daha uzaklara

Gitmek isterdim

Ama kaldım burada, nice bin yıldır öylece sis içinde
gölgesi suya düşmüş yitik geçmişimi düşünüyorum hâlâ

Geleceğimi bir de burada: Anadoluhisarı’nda, umarsız bir
başıma

Refik Durbaş
-Olağan Bazı Şeyler Mesela/
Adresi Uçurum-

UÇMA – Buket Düzgen

UÇMA - Buket Düzgen

Acıdıkça boy veren kalbime,
öğretemedim dünyalığı,
Bir yol ağrısı sırtım.
Kırmızı başlıklı ödevler,
Annemin yaptığı kurabiye kadın
Ve elimde dolanmış saçları dünyanın.

Çocukken de böyleydim,
Uğur böceği kumbaram dopdolu.
Yapraklarla beslerken, şarkımı söylemişim:
“Uçma uçma böceğim!
Kalbim, kalbini üzmeyecek…”

Buket Düzgen
-Hüznüm Çok Çalışkandı-

PAS – Gülten Akın

PAS - Gülten Akın

Doğduğum kente gittimdi bazı pasları silmeye
Yerinde görmeğe bazı taşları, bazı oyukları v.b.
Saçlarımı yine uzun tuttumdu bir ağırlık olsun diye
Dışarlıklı bir pabuç giydimdi
Yitmesin gelişim diye tozda toprakta

Beni kentin dışında tuttular karşılamaya
Çevirip yöremi ayrıladılar
Sanmazdım konuk olayım çocukluğuma
Geri göndermenin ilk adımı olsun hiç sanmazdım
Yengelerim için karşılama

Sanmazdım çocukları asfalta ve parka başlatsınlar
Oteller hanlar yapsınlar canım viraneliklere
Pastalar, vitrinler çiğdem pilavına karşı
Sanmazdım kar yerine buzdan dondurma
Bir tek çapanoğlu kalmasın Yozgat’ta

Dedem ölmüş ninem ölmüş annem ölmüş
Giremedim eski evimize
Dedem ki karşı durmuştu yıllarca
Tütünün ve ağıdın yıkımına
Ninem ki karşı durmuştu yıllarca
Yokluğun ve dedemin yıkımına
Annem ki karşı durmuştu yıllarca
Onulmaz bir inceliğin yıkımına

Gülten’i Yozgatlı demesinler bundan böyle
Nerde ölürsem oralı olayım
Doğularda, yolsuz dağların
Soğuk suların başında öleyim.

Gülten Akın
-Kırmızı Karanfil-

Görsel: Yozgat – Şahintepesinden şehre bakış..

KİM İZİN VERECEK RÜZGÂRA – Şükrü Erbaş

41738476_2068685346474916_2136575337306259456_n (1)

Sen Mem u Zin’i
Ben Ferhat ile Şirin’i

Sen Cigerhun’u Otuzüç Kurşun’u
Ben Nazım’ı, Cahit’i, Turgut’u

Sen gözleri deprem kızını kara çadırın
Ben Sürmeli Bey ağıdını

Sen Dicle’yi, durgun ve nazlı
Ben Kızılırmak’ı, mağrur ve geniş

Sen Siverekli öfkeyi Fransız önünde
Ben dağların onuru Kamalı Efe’yi

Sen Cudi’yi uçurum ve doruk
Ben Konya ovasını beyaz ve tenha

Sen düşmanını ağırlayan konukluğu
Ben son lokmasını konuğa sunan saygıyı

Sen karın türküsünü dağlardan dağlara
Ben köpük köpük büyüsünü denizlerin

Sen değirmen taşı bir zamanı boynunda
Ben göğsümde kadranı paramparça bir saati

Sen ancak benimle onaracağın acıyı
Ben yalnız seninle sileceğim utancı

Sınırların ardına çekebilir miyiz
Sınırların ardına neden çekelim ki
Sınırların ardında yalnızlık bitecek mi
Sınırların ardında yoksulluk daha mı az
Sınırların ardında ateş yakmaz su boğmaz mı
Sınırların ardında ölüm vakitli mi gelir
Sınırların ardında ay hilal ufuk hayal değil midir
Sınırların ardında aşk acı akşam hüzün vermez mi?

Ya nasıl ayırırız yıldızları
Kim geçiş izni verecek rüzgâra
Bu tarifsiz ayrılığı güneşe kim
Yağmura kim kuşlara kim öğretecek?

Şükrü Erbaş
-Dicle Üstü Ay Bulanık-

©Nuri İyem.