YALNAYAK – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET YALNAYAK

Kafamızda güneş
ateş
bir sarık.

Arık toprak
çıplak ayaklarımıza çarık.
İhtiyar katırından
daha ölü bir köylü
yanımızda,
yanımızda değil
yanan
kanımızda.

Omuz yamçısız
bilek kamçısız
atsız, arabasız
jandarmasız,
ayı ini köyler
balçık kasabalar
kel dağlar aştık,
İşte biz o diyarı böyle dolaştık!
Hasta öküzlerin
yaşlı gözlerinde
dinledik taşlı tarlaların sesini.
Gördük ki vermiyor
toprak altın başaklı nefesini
kara
sabanlara!

Rüyada gezer gibi gezmedik
Hayır,
bir çöplükten bir çöplüğe ulaştık.
İşte biz bu diyarı böyle dolaştık.
Biz
biliriz
o memleket
neye hasret çeker.
Bu hasret
bir materyalist kafası kadar çizgileşmiştir,
bu hasrette
madde var
madde!

*
Basık
suratı asık
evler
köstebek yolu sokakların üstünde
vermiş kafa kafaya.

Cin gözlü
güvercin sözlü
abani sarıklılar
dükkânlara bağdaşmış
Yarık
tabanı çarıklılar
önlerinde.

Yarma
bir jandarma
tarlada zina eden
bir çifti sürür.

Kahvede
piri mugan dede
sulanırken çırağa
“Lâhavle ve lâ” çekip derin derin
bu geçenlerin
suratına tükürür.

İşte şu
ekşimiş uyku kokan çömlek gibi şehrin
kara sevdası değil öyle romantik,
onun
ruhunun
iki kıvrak kelimelik
hasreti var:

BUHAR
ELEKTRİK!

*
Kör değilseniz eğer
görürsünüz ki
şu toprak yüzlü rençber
Kafkastan arta kalan
kalbur göğüslü oğlu
kel başlarında mültezimin
tırnakları oyulu,
kızıyla
karısıyla
kağnısıyla
son karış toprağına sarılmak,
ölse de burda onlarla ölmek
burda
onlarla
gömülmek
istiyor.

*
Dağların tarlaların özlediği,
arzulu bir kadın gibi şehvetle gözlediği
her tırnağında 1000 manda kuvveti
demirleşen
ve su çalkalar gibi toprağı eşen
ruhu buhar
makinalar!

*
Ey cam karınları
sarı
nargileler gibi horuldayan,
ey üç atlı yaylısının içinden
sağır
burunsuz
kör
köylülere
Pierre Loti ahı çekip geçen
ağzı gemli
eli
kalemli
efendiler!
Tatlı maval dinlemekten gayrı usandık.
Artık
hepinizin kafasına
şu
daaaaaank
desin:
Köylünün toprağa hasreti var,
toprağın hasreti
makinalar!

Nazım Hikmet
1922
-Varan 3-

hoşça kal yaz ırmağı – Ahmet Uysal

42782825_2086478318028952_9162329217159921664_o

senden bana dünya dolusu
sözcük, buğulu söğütler kalmıştır;
ölümü yendiğim tılsımlı çakıllar
ağzı kekik kokan semenderler
kırgın aşk ezgileri kalmıştır

ayrılık falan değildir bu, sonsuzluktur;
sevdiğim kuşlar seninle kalabilir,
kırk şiirim takılsın isterim kıyılarına;
sabah yürüyüşlerinde söylediğim
algın kadınların hüzünlü türküsü…

türkülerim sende kalabilir.

Ahmet Uysal
-Yaz Irmağına Kırk Şiir-

Sevda Göçebesi – Ahmet Ada

AHMET ADA SEVDA GÖÇEBESİ

Bir sevda göçebeliği benimkisi. Çiçekli yollardan geçiyorsun. Deniz üstü yolculuklardan. Kalbimde martısı, bulutu, kedisiyle koca bir dünya. Gün usulca kundurasını bağlıyor. Gökyüzü mavi şemsiyesini açmış. Bir fiskede döküyor çiçeklerini badem dalı. Fesleğen saksıları dizili pencere. Kuş konmuş gök.— İşte çayımız da geliyor ince belli bardaklarda.

Sevda göçebesiyim ben paçalı bir güvercin kılığında.

Ahmet Ada
-Begonyalı Pencere-

 

ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA
“Çok eskiden yaşadım bu ânı ben”
Dersiniz şaşkınlık içinde.
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
Birden güneş vuran pencere,

Ve tam sırasında tren düdüğü…
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya.

Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
Sanmam, biz de bir sestik belki
Birileri için yıllar önceki
Şaşırtıcı karşılaşmada.

Melih Cevdet Anday
-Yaşarken-

Geçmiş Yaz – Ataol Behramoğlu

ATAOL BEHRAMOĞLU GEÇEN YAZ

Gövdemden sızan sular gibi
Akıp gitti bir yaz daha
Sevişmelerle gündüz vakti
Ve beyaz öğle uykularıyla

Bir yazdı artık geçmiş olan
Oysa hâlâ tenimde tuz tadı
Aynı ağlardan çıkardığımız
Bir akşam güneşiyle balıkları

Bir yazdı uzak Gürcistan’da
Kıyısında kartal dağların
Mavi gözlü bir göl bırakan
Düşlerine çocukların

Bir yazdı yaşanan her saniyesi
Ve şimdi kumsaldan eserken rüzgâr
Üşür bir deniz kabuğu belki
Ve küçük bir kızı anımsar

Ataol Behramoğlu
-Beyaz,  İpek Gibi Yağdı Kar-

 

NAZIM’A GAZEL – Ahmet Ada

AHMET ADA NAZIMA GAZELVIII nazmi-ziya-nazim-portresi

VIII
—Yağmuru çağırdım
keşke yağmuru değil kuşları çağırsaydım

geyiklerin yok senin oturursun dünyada
hiç düello etmeden de yakınsın acıya

hep bir yerlere gidecek gibisin: bolu, bakü, tiflis
zamana akan vakitsin, birikirsin o hızla

yağmurun iyiliği gibisin. kuşlar gibi uçan
salıverirsin kuşları kafesten gök çatıya

domates, çilek, kiraz getirmek isterdim sana
memleket havası bir kuşun kanadında

rüzgâr çiçeklenir. sular durulur ya
seni görmeye gelir çocuklar gelecek yaza

mutlu değilsin biliyorum mutlu gibisin

Ahmet Ada
-Agora 26, Temmuz-Ağustos 2002-

©Nazmi Ziya (4.1.36)

gidelim- Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİDELİM
I
uzaklara gidelim, yağmurun çanlarına
ışığına gölgeler kralının, suyun çıplaklığına
yürüsün yol, uysal ve inatçı bir yoldaş
yanımız sıra, biz gidelim, çoğalan arzusuna
patikaların, kanın çığlıklarına
 
dursun zaman, biz gidelim
seke seke gidelim
göğün suretini çizen denize,
kımıldayan taşların şarkılarına
yeraltı madenine kardeş dağların
çağrılı bir konuk gibi gidelim
ırmakların soluksuz yankılarına
altın bir muştu gibi soluk soluğa
 
morötesi sözcüklerle gidelim, yalanların
ürkünç gece kuşlarının uğramadığı orman
yalınlığına, art arda örülmüş duvarların
ötesine geçelim, okşayan yalımına
otların, karanlık sokakların kıvılcımına
içimize gidelim ateşin ve külün barıştığı toprağa
 
II
çocuk yüzlü sabaha
direncine delikanlı çağların
kurumuş dalların içindeki yaprağa
bekleyen rüzgârına çöl yıllarının
kızıl bir nar olup çatlasın güneş, biz gidelim
üzüm buğularına
yıldız kavşağına haritaların
 
ufkun yatağını sersin gökyüzü, çıngırak seslerine
bilge hayatın, dans ederek kanın mağarasında
dönsün mavi bir buğu gibi dünya
biz oraya gidelim, elma kokularına
yitirilmiş ne varsa çağırsın aşk
adımızı güzelliğe sora sora gidelim
 
saf mücevher günlere
mor sümbül gecelere, ömrün köpüklerinde
açan o kızıl güle
çamurun kalbindeki acıyla yakıp meşaleleri
unutulmuş saflığın izlerini süre süre
gidelim
 
biz nereye gidelim?
o yakut ülkesine yüreğimizin
hadi gidelim
 
Ayten Mutlu
-çocuk ve akşam-