VARSA ÖLÜMÜN ARİFESİ – Can Yücel

CAN YÜCEL VARSA ÖLÜMÜN AREFESİ

Bakmayın siciline “emekli yüzbaşı” kaydı işlendiğine,
Kendisi mirlivaydı…
Nası da sürerdi yavrum, gebelerden aşağı
Şiir-aşkın komutu üzre
Livalarını
O umarsız ve umulmaz güzellikteki benliğimize doğru!..

Gördünüz hepiniz arazide onu
Bütün piyade ve süvari tatbikatlarında…
Derken indirirdi bir paraşüt bölüğünü
Benlen karımı barıştırmak için
Oturup patlıcan salatası yapardı
Unutmaz kırmızı biberi, sarımsağını…

O, aynı zamanda, Napoleon’un ordusunda
Mısırların, kıtaların ta önünde
Yürüyen bir trampete çocuktu
Waterloo veya 12 Mart’ta…
Belki de İspanyol İç Harbi’nde
Pisi pisine ölen bir Lorca…

Ben Turgut’la okuşup koklaştığımda
Yaşamanın umman soluğunu soluduğumda
Denize açılır olurdum hep
Fethe çıkarcasına “Dünyanın En Güzel Arabistanı’nı
Şiirimizin o en kızıl saçlı levendiyle…

Can Yücel
-Portreler-

Turgut Uyar (4 Ağustos 1927 – 22 Ağustos 1985), Anısına saygıyla..

TURGUT UYAR BİTMEMİŞ ŞİİRLER VI

ELÂLEM – Turgut Uyar

I.
Siz gidiniz ben duracağım
Büyük yıldızlara ve dağlara karşı
İşte bu yol kavşağında dinelip yıllarca
Genç ihtiyar fakir fukara demeden
Gelen geçen ben-i Âdemin adını soracağım.

Kimse adını demezmiş varsın demesin
Elâlem gülermiş varsın gülsün
Yağmurlar yağarmış varsın yağsın
Bir şeyler olurmuş varsın olsun.

Bir köprünün altından sular geçecek
Denizler Bahri Sefit Bahri Ahmer Bahri Bilmemne
Koyup ellerimi başımın altına toprakta
En uzak en yakın ikisi ortası yıldızlarda
Beyler paşalar gibi kadınlı kızlı
İpe sapa gelmez hayaller kuracağım.

Ama bunlar olmazmış varsın olmasın,
Ama elâlem …
Ne derse desin.

Benimki sevda değil baş belâsı
Bunun sonu olmaz biliyorum
Ne kadınım diyebilirim elâleme ne kardeşim
Hiçbir kapıyı çalamam dileyince madem
Ben gidiyorum siz durunuz
Gül kurusu vişne çürüğü limon küfü
Diyarı gurbetlerde de bir deva bulamazsam
Başımı taştan taşa vuracağım.

Turgut Uyar
-Türkiyem-

 

Yaşasın Cazın Getirdiği Devrim – Can Yücel

CAN YÜCEL YAŞASIN CAZIN GETİRDİĞİ DEVRİM

Hiçkimse kalmadı
Çiçekler çarpık açıyorlar
Ampüller eğriydi
Merdivenlerden çıkamıyordum
Tavan basıktı
Sifon işlemiyordu
Sıçamıyordum
İşeyemiyordum
Bir ölü militan baharı
Bir apartman dairesinde bekliyordum
Ben ki beklemeyi sevmem
Beklemek benim için bir azap olduğuna göre
Beni gazaba getirir
Tramvay ihtiyarı duraklarında bekleye bekleye
İhtiyarlamış bir komünist olarak
Gitardan çıkan tın sesleri
Beni yeniden adam edecektir
Havada Havva olan bir Âdem
Ve yaklaşırken bütün güzellikleri baharla birlikte
Arkadaşlarım olan cazcılar
Elbette bulacaklar bir acıbadem
Ve biz yaşamayı yeniden kuracağız
Bu zıkkım denilen ritim
Ve stringtin
Hepimiz yaşamaktaki inkılap içinde değiliz
Yaşasın cazın getirdiği devrim!

Can Yücel
-Gece Vardiyası-

 

DİRİ DOĞA – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN DİRİ DOĞA

… Örneğin o ulu çınarın altında çektirdiğimiz resim:
hepimiz ordayız işte, bir gün, belki birkaç kişinin
okuyacağı o anılar kitabında 
adları anılacaklar.
Az ötede mezarlığı gezmişti kimimiz,
kimimiz çiçek toplamıştı mavi badanalı evin
çardaklı bahçesinden.

Sonra bir ney sesi ve Neyzen Tevfik’in görüntüsü,
havuzlu Beyazıt Meydanından aheste beste
Şehzadebaşı’na inerken:
“Aksırıyorum, tıksırıyorum, bir türlü geberemiyorum”
diye yakınıyor
kendi gibi derbeder bir arkadaşına.
Sağda, yanan Ferah’ın yıkıntısı ve üç film birden oynatan
Turan Sineması,
solda, Hilal’le Milli; afişte “Ali Baba ve Kırk Haramiler”.

Şimdi bir başka bahçedeyiz, uzak bir adada.
Karlı dağlara bakıyoruz
denizin sesini dinlerken
ve hicazkâr bir şarkı Lavtacı Ovrik’ten.

Cevat Çapan
-ne güzel yolculuktu
aklımdan çıkmaz-

O YOL MAVİDİR – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT O YOL MAVİDİR

Ben gündelik gülüşünün
geçidinde şimdilik
bir çiçekçi dükkânı gibi durmaktansa
ahşap balkonumun mendilini
bırakıyorum dizine
gül kokuyor fistolu yastığın ardı

dışarda güneşin çisentisi
çakıp sönen denizin peşi sıra
geçiyor yoldan bahçeye giriyor
geçmiş günün merdiveni kırık dökük
unutulmuş bir ağaca boyalı
gözlerin yaprak kokuyor

bu akşam yasemin ağızlık
zeytin çekirdeği tesbih
bu akşam yokmuşum gibi gölgesiz.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-

ZAMANLAR – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY ZAMANLAR

Hepsini gördüm ayrı ayrı,
Kuşların zamanı tunç rengindedir.
Tanrılardır taşın zamanı,
Denizin zamanı ölür dirilir.

Göğü tanıyamadım, yok ki,
Sahipsiz zamanlarla doldurmuşlar,
Ama ordan iner o eski
Ölümsüz sevdaların zamanı kar

Ve havlamayan dev köpekleriyle
İnsanın zamanı… Olmayan
Ama hayalet bir yasemin gibi kokan,
Toprağımız eşelendikçe.

Melih Cevdet Anday
-Yaşarken-