YAZ DÖRTLÜKLERİ – Ergin Günçe

YAZ DÖRTLÜKLERİ - Ergin Günçe

I
Çok kaynamış Sular gibiyim
Çok kaynamış sular gibi
Göğsümü boyuna süngülüyorum
Geçiriyorum kendi ömrümden Uykular gibi

II
Her zamanki gibi oldu gene
Yalnız kaldığımda Kalemlerimle
Testiler konuşmaya başladı, Perdeler kımıldadı
Birazdan Ölü Annem de gelir dolaba süt içmeye

III
Burası kış köşesi, benimdir der ben dururum
Burası Yaz köşesi, bir Deliyi vururum
Burası Güz köşesi, koklarım Dağları
Burası Bahar köşesi, kudururum Ormanda

IV
Biz Onunla yakın şehirlerde büyüdük
Ben toz toprak içindeydim, O Mandolin çalardı
Neriman Öğretmenin çok sesli korosunda
Çocuktum, üzgün olurdum, saçlarım kıvırcıktı

V
Kuşlar savruluyor derken ortalığa
Gülüyor yan odalarda birileri
En yalnız adamıyım Orta Doğunun
Tanrım kabul et artık şiirlerimi

VI
Çok yoruldum öyle bir ölümden sonra
Sigara içecek göğsüm azaldı
Bu Paris’in sokakları üzüm gibidir
Acılar bir salkımda yerlerini alıyor

VII
Boğulmak cinsinden bir nesneydi
Çünkü esniyordu Kalbim, eskiydi
Bir tren geliyordu pofurdayarak
Tipinin kargalarıyla Ankara Bozkırına

VIII
Ömrümüzün çoğu mezarlıkta geçecek
Diye şakalaşan eski Arkadaş
Ne yapıyorsun sen Bandırma’da
Ölsek de dinlensek biraz, bana kalırsa

Ergin Günçe
-Türkiye Kadar Bir Çiçek-

SOFRAMDA KAVAL SESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SOFRAMDA KAVAL SESİ

Radyoda bir kaval sesi bu sabah
Bağdaş kurup oturdu soframa
Ekmeğim tazelendi sanki
Dağlı çiçekler serpildi yalnızlığıma
Biliyorum çaresi yok bu çilenin
İşte gerçek
Çıplak bir kaya gibi karşımda
Çay kırmızı bakıyor zeytin kara
Yine de susmuyor içimdeki pınar
Yaslanıp çok uzaklardaki dağlara
Az da olsa
Mor bakmak istiyorum insanlara

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi

 SEVDA YARATAN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SEVDA YARATAN GİRİT CRETE

Bu şehrin adları durmadan değiştirilen,
sokaklarında dolaşırken,
eski bir şarkıyı çağrıştırır bazen
aklına takılır olmadık adlar.
Örneğin, Konstantin Nikoleyeviç Batyuşkov
Puşkin’in bir çağdaşı –
hani şu ölen Tasso’ya ağıtlar yazan –
evet, senin Tasso’na,
Kutsal Kudüs’ü özgürlüğe kavuşturan.

Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.
Bir İsveç filminde miydi
o küçük madenci çocuğu
Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?

Her şey ne kadar kül rengi ve dağınık
gökle denizin maviliği ötesinde.
Bir kadın “Gecenin matemi”ni söylüyor öğle üzeri
ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda
kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken
belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.
Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,
denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.

Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,
rüzgârları, fırtınaları yararlı kılan.
Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:
Nigâr, Leylâ, Alişan.

Cevat Çapan
-sevda yaratan-