KIRLARDA GELİNCİKLER – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KIRLARDA ÇİÇEKLERLE ENGİN TOPAL RESİM

O yıllar, “Beni seven arkamdan gelir!” derdin,
koşarak kendini dalgalara atarak.
Geçen yaz, bir gölün kıyısında,
yavaşça yitip giden bir ateş bırakmıştık arkamızda.
Sonra başka dalgalar, başka kıyılar,
başka ateşler girdi aramıza küllerin altında.
Şimdi kırlardan uzaklaşarak
yeniden denize iniyoruz birlikte, ince bir yoldan
ve deniz ne zaman yükselse,
“Lodostandır,” diyor yaşlı kaptan,
“Bakın, karşı dağlar da yaklaşıyor rüzgârda.”

Senden başka her şeyi nerdeyse unutmuşken
birden atıyla konuşan cengaverler geliyor aklıma
çocukken dinlediğim masallardan
hele o atta küheylanlık varsa
ve simya dedikleri nasıl bir sanatsa,
birden değişiyor manzara, rüzgâr diniyor;
sanki Edip, Turgut ve Memet Baydur’la
Bebek’te Şadırvan’dayız,
yük gemileri geçiyor açıktan,
bu masal uzarsa, gece ay aydınlığında,
Varna’ya yolcu taşıyan
Vasil Kolarov’u da göreceğiz evlere dağılmadan
şu simya dedikleri nasıl bir sanatsa.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Tem.-Ağ. 2018-

© Engin Topal, Bebek İstanbul..

SAĞNAK – Nihat Behram

AHMET UYSAL YAPMA

Üstümden atlılar geçiyor sanırdım uykudaysam
uyanır kurtarmaya çabalardım kendimi
kendi tasamdan;
gündüzse zaten
atlılar geçiyordu üstümden!
Sağnaklı günlerinden çocukluğum
bu duygu saklı kalmış içimde bu güne kadar,
bir de çıplak bilgisi
sesimdeki düğümün: insan ancak
sağnakta çözebillir
kollarından rüzgârı;
en uzak sokağında hasretin
en ürpermiş kederiyle ağladığında
ne gözyaşı görünür çünkü
ne kendiyle konuştuğu anlaşılır!

Uzaklık nedir? Ne yana dönsem
o yanımdan başlayan gökyüzünü
uzanıp avuçlayamam!
Uzaklığın ne kadarı ayrılık
ne kadarı rüzgâr?
Kavuşmanın rüzgârı
ayrılıkta mı bilenir?
Sağnak, ezberinden
çarçabuk verir bunların yanıtını,
üstelik ayrılık kadar acelecidir
dal ve toprakla dövünerek
nal sesleriyle boşanırken bağlarından
ve insan
bağırır gibi uyanır uykusundan sağnakta,
bağrışan damlalardan biri de artık odur!

Korkak, kırılıp dökülsün bırak
korkusunda! Korkunun sesi kök tutar mı?
Korkuyu nasıl beslesin sağnak?
Acının kökü mü daha derinde, coşkununki mi?
Hangi ses canın iniltisi, hangisi canda dirileşir?
Yanıtı sağnakta gizli!

Yaprak da, aslında
gökle toprak arasındadır.

Ben de gökle toprak arasındayım,
sağnak da!

Nihat Behram
-Çıkmak İçin Bu Karanlıktan-

YAKLAŞABİLMEK – Roni Margulies

YAKLAŞABİLMEK - Roni Margulies

Ya yosun tutmuş tek gözlü eski bir taş köprü,
ya çelik halatlara asılarak suları aşan bir çizgi…

Umutla uzatılmış eller gibi
Köprüler var sanki birbirimize bağlayan bizi.

Ya bir yamaçtan bir yamaca tren taşıyan ray,
ya yosunlu bir suyun üzerinde gıcırtılı kalaslar…

Kıldan ince, kaygan, uçurumdur altımız belki.
Mümkün olmalı geçmek bir yandan ötekine,

yürüyüp aşmak isteriz hep o kısacık mesafeyi.
Yaklaşabilme heyecanı, yalnız kalma korkusu…
Köprülerdir birbirimize mahkûm kılan bizi.

Roni Marguiles
-Sözcükler D.Tem./Ağ.2018-

 

“Nehir” – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN NEHİR SIVAS ERMENİ EVLERİ

Eski öykülerin kahramanları eski cümlelerde kalır
nehre bakmaktan “gölgeli yeşil gözler” kalır
bir deniz mülazımevveli dolaşır sayfalarda
nişanlar atılır, sular değişir, tangolar yarım kalır

Sevişilmemiş odalarda limonun soğumuş kokusu kalır
nehre ağlayarak bakan kalmış Ermeni evleri kalır
gözlerini yumsan da, koyu üzüm salkımları tavanda
nehir hayvan ölüleriyle kabarırken geçmiş soğuk kalır

Haydar Ergülen
-Parasız Yatılı/
sen güneş kokuyorsun daha!-

 

KUMRUNUN ŞİİRİ – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER KUMRUNUN ŞİİRİ

Geceleyin bülbül sesi
Kedi mırıltılarına karışıyor odada

Sıcacık, sıcacık kumrunun göğsü

Aşağıda, mutfakta
Naneler hışırdıyor usulca
Seni uyandırmaktan korkuyorlar sanki

Kumru
Yummuş gözlerini
Sıcacık, sıcacık kumrunun alnı

Koruya fırlıyoruz seninle
Katırtırnakları içinde yüzüyoruz
Böğürtlenler, papatyalar, sevdalar içinde
Elin bir kuşun ılık kanadı
Gözlerin bayram yerinin fişekleri
Burnun uçsuz bucaksız düşü bir kedi yavrusunun

Süzülüyoruz, süzülüyoruz
Gündüzlerin, gecelerin göğünde
Güneşlerden, yağmurlardan geçerek

Hiç, ama hiç susmuyor bülbül
Bizi izliyor nereye gitsek
Bir yaprak oluyor bizi izliyor
Pencerenin camına konuyor
Ve sana bakıyor uzun uzun

Uyuyorsun
Kumru uyuyor

Sıcacık, sıcacık kumrunun yüreği

Ülkü Tamer
-bir adın yolculuktu-

 

Didem Madak (8 Nisan 1970 – 24 Temmuz 2011) Anısına saygı ve özlemle..

DİDEM MADAK 24 TEMMUZ 17

Enkaz Kaldırma Çalışmaları

I-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Üç kuruşluk acıya müdahale edemem
Kanatlarımda sigara yanıkları
Gül diye okşadım onu yıllarca
Sen istersen derdim müşterilerime
Sen istersen kalbimin hepsi de melek olsun
İnanırdım bazen bir kâse bal bile umutsuzdur.
Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra
Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.

II-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Kendime alıştım bodrum katlarında
Geceleri yokluğum karşıladı beni
Kuru yapraklar sererdi merdivenlerine
Viks sürdüm burnuma, coca-cola içtim
Ağlamaklı oldum kaç kere çilek reçeli yüzünden.
Büyülendim Sibel Can çalınan taksilerden
Büyülendiğin şeyler,
Büyülenmediğin şeyleri döverdi bilem.
Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?
Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım.
Kezzap attı yüzüme sokak lambaları
Tenekeden bir aydınlıkla kestim
Hayatla ilgili bütün bağlarımı
Hazırım ben
Bir anne ismine bağlamayı her şeyi:
Füsun…

III-
Acıklı sözler kraliçesiyim ben
Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı
Hızlı daha hızlı
Fazla vaktim kalmadı
Artık ifadem alınmalı.
Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiğiyle asın.
İnanın kendimin
“Yokluğunda çok kitap okudum”
Bana birkaç hayatî meseleyi ödünç ver kalbim
Görüş günlerinde seninle konuşabilmem için.
Kalbim neden ben?
Sırf sevinesin diye seni bir kere bile
Elinden tutup parka götürmedim.

IV-
Melankoli ve kolonya şişesi
Kalbim ile İzmir aynı şey mi?
Boyunlarında simsiyah birer halka
Kumruların hepsi de dişi mi?
Gugukguk yusufçuk
Nerdesin? Burdayım.
Bekleyin, bekleyin geliyorum!
Melankoli ve kolonya şişesi

Hayatımın üstünde imkânsız kuşlar uçuyor.

V-
Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda
Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
Son şiirimi de kaybettim.
Kalbim! Neden ben?
Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.

Didem Madak
-Grapon Kağıtları-