Didem Madak (8 Nisan 1970 – 24 Temmuz 2011) Anısına saygı ve özlemle..

DİDEM MADAK 24 TEMMUZ 17

Enkaz Kaldırma Çalışmaları

I-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Üç kuruşluk acıya müdahale edemem
Kanatlarımda sigara yanıkları
Gül diye okşadım onu yıllarca
Sen istersen derdim müşterilerime
Sen istersen kalbimin hepsi de melek olsun
İnanırdım bazen bir kâse bal bile umutsuzdur.
Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra
Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.

II-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Kendime alıştım bodrum katlarında
Geceleri yokluğum karşıladı beni
Kuru yapraklar sererdi merdivenlerine
Viks sürdüm burnuma, coca-cola içtim
Ağlamaklı oldum kaç kere çilek reçeli yüzünden.
Büyülendim Sibel Can çalınan taksilerden
Büyülendiğin şeyler,
Büyülenmediğin şeyleri döverdi bilem.
Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?
Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım.
Kezzap attı yüzüme sokak lambaları
Tenekeden bir aydınlıkla kestim
Hayatla ilgili bütün bağlarımı
Hazırım ben
Bir anne ismine bağlamayı her şeyi:
Füsun…

III-
Acıklı sözler kraliçesiyim ben
Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı
Hızlı daha hızlı
Fazla vaktim kalmadı
Artık ifadem alınmalı.
Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiğiyle asın.
İnanın kendimin
“Yokluğunda çok kitap okudum”
Bana birkaç hayatî meseleyi ödünç ver kalbim
Görüş günlerinde seninle konuşabilmem için.
Kalbim neden ben?
Sırf sevinesin diye seni bir kere bile
Elinden tutup parka götürmedim.

IV-
Melankoli ve kolonya şişesi
Kalbim ile İzmir aynı şey mi?
Boyunlarında simsiyah birer halka
Kumruların hepsi de dişi mi?
Gugukguk yusufçuk
Nerdesin? Burdayım.
Bekleyin, bekleyin geliyorum!
Melankoli ve kolonya şişesi

Hayatımın üstünde imkânsız kuşlar uçuyor.

V-
Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda
Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
Son şiirimi de kaybettim.
Kalbim! Neden ben?
Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.

Didem Madak
-Grapon Kağıtları-

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına saygı ve özlemle…

 

2018

AĞUSTOS VE RÜZGÂR

Anlamını yakalamıştım bir menekşenin
Tam da taşırken yüreğime
Soldu dediler
Bir anda çürüyüp döküldü dallarda pembeler
Ardında baharsız mevsimler
Ardında saçları buz tutan bekleyişler.

Artık imzalamıyorum hiçbir kitabımı
Yeter kanım döküldü kendi yapraklarıma
Yıllar boyu ne kızaran bir ufuk
Ne de yeşeren bir yaprak var ortada
Yalnıca bön bakışları mil çekilmiş gözlerin
Ve kulakların kurşun geçirmez sağırlığı.

Hangi menekşeydi anlamını yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı anlamı grevleyen işçiler
Ellerinde bayrak diye ayakkabıları
Yüzlerinde kesik saçlarıyla yürüdüler
Sığmaz oldular caddelere
Fabrikalar ve alanlar dolusu büyüdüler
O mor haykırışa soldu diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Sesini yakalamıştım bir güzel kuşun
Tam da taşırken şiirierime
Öldü dediler
Sustu bir anda bütün ezgiler
Ardında geleceksiz umutlar
Ardında peş peşe mühürlenen konutlar.

Artık çalmıyorum hiçbir dostun kapısını
Yeter sözcüklerim öksüz kaldı eşiklerde
Yıllar boyu ne tekleşip yükselen bir ses
Ne de bayraklaşan bir imge var ortada
Yalnızca ihaneti kalkmayan ellerin
Ve çıldırtan suskunluğu bağlanmış dillerin.

Hangi güzel kuştu sesini yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı sesi Ağustoslayan direnişçiler
Aydın’dan Eskişehir’e açlık sazıyla o sesi
Ölüm ezgisinde ölümsüz türkülediler
Sığmaz oldular zindanlara
Gazeteler ve dergiler dolusu büyüdüler
O güzel kuş için öldü diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Rüzgârını yakalamıştım bir soluğun
Tam da düğümlerken kendi soluğuma
Kesildi dediler
Durdu bir anda denizlerde dalgalar
Ardında boğulup kuruyan ırmaklar
Ardında kavrulup çölleşen topraklar

Artık aldırmıyorum söylenen hiçbir söze
Hatta binilen trenlerin
Hangi kente ve nasıl gideceğine bile
Yıllar boyu hep aynı yılgın sesler
Soldu dediler
Öldü dediler
Bitti dediler
Her şeyi dediler ya demesine
Yaşayan kimdi bütün bu yangınları
Söylemediler
Gözlerine düşmüş gözlerimi bile göremediler

Hangi soluktu rüzgârını yakaladığım
Hangi savruluştu saçlarımda
Tam da unutmak üzereyken demiyorum
Bir menekşenin anlamı gibi biliyorum
Ve o rüzgâr hiç mi hiç kesilmedi diyorum.

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-