Açık Siyah Bir Gül – Perihan Baykal

PERİHAN BAYKAL Péter Bognár

-“Yol Üstündeki Semender” için-

bazen anlıyorum
Zweig’i
Benjamin’i, bazen
salaş cebinde yüreğinden
daha ağır olmayan çakıl taşlarıyla
Virginia’yı

ben ki uzun bir imâ gibi okudum hayatı
acı bir bıçaktı…
çektim!

dilim lâlmekân
ilim lâ!

tuttum mavi oldum baka baka göğe
yağmura su
kalbimin kirmeninde bir elvan gül
-külliyen ateş! ateşleyin kül!-
belki tutar yara olur -bir ihtimal!-
ağular içmiş eminize

güz elim, Nilgün
içi baştan başa çığlık
Sylvia!

daldırıp elini kalbine
sapı gül ağacı bir bıçağı çeker gibi
gülümsemesi değil miydi şiir, şairin
meydan okuması
acıya

bütün denizlerin, denizliklerin kıyısında
ve altında mavi göğün
“bağırırız avaz avaz”

siyâh kabarcık! âh kabarcık!
içinizdeki en hakiki şey bendim diyor
tek canlı, bu ölü boşlukta

yaşıyordum hâlâ
gömmeye geldiğinizde

tanrının unuttuğu bahçedir intihar
bütün ihtilâller yarım kalmış hikâye

zorunlu ek:
sonra…
bir çiçek, uzatır boynunu
bir kuş cıvıldar

Perihan Baykal
-Akatalpa, Şubat’14-

© Péter Bognár

Ve Gittikçe Irayan – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU VE GİTTİKÇE IRAYAN

buğulu bir camdan bakar gibisin
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan bu dargın bulut

yaban bir yağmur sonrası sesin
dallarına çekilmiş durgun bir çınar
gibi sakin
suskunluğu telâşsız sözlere sarıyorsun
yüreğim örselenmiş kırık kanatlarıyla
düşerken avucuna anlamıyorsun

böyle mi biter aşklar
gün batımına uçan göçmen bir kuşun
yitivermesi gibi
bir rüyanın ansızın bitivermesi gibi

nasıl unutursun?
nasıl unutursun beni sevdin
harlı ateşler yaktın karanlığıma
aşkların haraç mezat satıldığı dünyada
yıldızları birer birer indirdin saçlarıma

seni sevdim
kocaman bir dağ gibi genişledi yüreğim

ne çok şeyimiz vardı anlatacak
kimsenin bilmediği ne çok şeyimiz
ne çoktuk, ikimizdik, ne çoktuk
ne güzeldik, hiç olmadığımız kadar

sen alır gelirdin kendini
beni getirirdin yüreğindeki
öyle anlardı, aşardık insanın yazgısını
nasıl unutursun?

giderdin
masamda söylenmemiş şiirleri bırakıp
sen gelinceye kadar
nasıl da yalnızlıktı yastığımda unuttuğun
ve artık hep yokluğun……

bir rüzgârdı, kapandı pencereler
son sesleri bunlar ezgimizin
duyuyor musun?
gidiyorum
kal, demiyorsun

şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
kahır yüklü bir yabancı gibiyim
kimsesiz bir aşkın ayak izinden
uzak yıldızlara doğru yol alan
ve gittikçe ırayan
ve gittikçe ırayan

Ayten Mutlu
-Seni Özledim-

O TEMMUZ Kİ DÖKTÜ TAÇ YAPRAĞINI – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU

—Asım Bezirci’ye

temmuzun ikisinde
tesbihböceklerinin harlanmış nefesinde
çürüdü akşam

döküldü temmuzun taçyaprakları
suların gölgesine uzanırken
çırılçıplak
zambak kıyımı
göğsümün kafesine
indi gecenin örsü

(—ah bu mağma gülünü
saklayayım, nereye…?)

söyleyin! o solgun yarasıyla
yangısı düş uçuşun ateş kanatlarıyla
arıkuşum hangi ormana düştü…?

(—hangi sulara aktı
yüreciğinin izi…?)

dediler ki,
değdi kan
eylül ocaklarında asitle harmanlanan
kaldırım taşlarına

dediler ki, ölümün çan çiçeği
döktü gözyaşlarını arıkuşunun
çiyden kanatlarına

(—ben şimdi içimdeki
bu zakkum çiçeğini
sığdırayım, nereye…?)

sen, kuruyan sarnıçlarda yağmurun sesi
sen
ipekten açkısı ortaçağ kilidinin
söyle bana!

de ki, ateş
ateşle aklayamaz tarihçesini
de ki,
kör ateştir yakamaz
o en eski denizi

ama söyle,
hangi su yıkayacak
ülkemin
derin ırmaklarını
yakan
bu sessizliği…?

temmuzun ikisinde
ateşin kör sesinde
kanıyor yaram

ah, sen
delikanlı açkısı
ortaçağ kilidinin
çığlığımda kül izi
o, atlarla gidilen
yangın denizlerinde

(—bu acılar çağını
savurayım
nereye…?)

Ayten Mutlu
1993
-kül izi-