BEYAZDAN SİYAHA BELGİN DORUK – Engin Turgut

belgindoruk

Puantiye elbiselerindeki solgunluğu siyah beyaz filmlerden sanırdık. Mağrur bir yalnızlık sarkardı asil yüzünden, sanki bir yaprağın içinde yaşardı. Annem elimden tutardı, yazlık sinemanın o ay çekirdeği bahçesine götürürdü. Ah, öyle bir gamzesi vardı ki, baktığınız zaman gam vakti bir lunapark neşesine dönüşürdü. Uzunkaya sineması bir Yeşilçam ülkesiydi o zamanlar, o zamanlar çarşılar bu kadar çok sıkılmazdı. Şimdilerde Emek sinemasını da alışveriş merkezi yapacaklarmış. Bu yüzden midir sokak çocuklarının emek sinemasına aşkla sahip çıkmaları, yani, aşkın sokaklara sürgün, hangi sokaklarda sırtına vurgun yediğini bilmiyorduk.

Belgin Doruk bize aşkın saflığını öğreten doruklardaki rüyamızdı çünkü. Ne acı ki, dünya dönüyor ama yorgun ve vefasızlıktan, sanki bir ölüm gibi dönüyordu. İlk yalnızlaşma nerede başladı, ilk yabancılaşma, ilk kirlenme, ilk o koyu hüzün. Sahi, denizi ve göğü kim böyle kirlettiydi, kim üzdüydü peri masallarını. Portakal ve gül kokan günler nerede şimdi? Ah, hepimizin güzel hanımefendisi. Yüzündeki ‘ben’ bencileyin ne kadar da yakışırdı gözlerini usulca kaçırdığında, Faruk Bey ilk göz ağrısıydı ama ” Yeşil Köşkün Lambası” hiç yanmıyordu.

Bir yıldızı gökten indirmek kimin haddineydi
Pembe panjurlu bir evin anılarında yaşamamışken!

Engin Turgut
-Mest-