FOÇAKARASI* – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ FOÇAKARASI

— Kimlerdenmiş?
— Foçakarasıgillerden bir damla!..

Çubuğu yurt edinmiş sürgünlüğü
Sularla teşne bir halk gizlenmiş teveğine
Salkımıyla gönüldeş
onulmaz yarasıyla…

Derler ki çile çıdam göçler
Siren Kayalıkları’nda düşürmüş ıslığını
Homeros liriyle emzirilmiş
kor ağıtlar boylanmış hüznünden
kanayan hasretiyle eşdeğer
yana yakıla…

Şarabını tanı, asla unutma!

Ah gidip foçalarda ölmeli!
Ölüm dirimine kavuşurmuş oralarda
tirşecik menevişli…
Sulardan süzülmüş gümüşi bir incelik
yitik güneşler taşırmış yelkeninde

Gidip Foçalarda sere serpe
zeytinli bir yamaca dayayıp başımı…
Mübadil bir rüzgâr saçlarımı okşar
taşıma komşu durur belki Kozbeyli

Aşksa aşk… sonuna kadar!..
Kırgın bir yaz imgesine gömün beni.

Ölümün de bir penceresi olmalı, öyle değil mi?
Baktığı yere değmeli
Issızlığımı bölüştürüp birkaç adaya
gidip Foçalarda ölmeli

Termik hançerini çekmeden Gencerli!…

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

* Foça’nın en ünlü şaraplık üzüm cinsidir.
Kökeni antik çağlara dayanır.

bir doğum yıldönümünde söyleşi – Kemal Özer

KEMAL ÖZER BİR DOĞUMGÜNÜNDE SÖYLEŞİ

9 Mart 1973

Karşısına oturup konuştuğun biri
sormuş gibi usulca sana
anlat nerden kalkıp nereye geldiğini
ne yaptığını otuz sekiz yıldır —
oturup karşısına bir park sırasında
üç yanı denizlere açılan bu kentin

Anlat annenin kimsesiz yüzünü
direnci tanımamış hiçbir zaman
bilmemiş dayanmayı, yenilmemeyi
kavrulup ufalmış acının karşısında.
Ayır birbirinden onu sevmekle
içe kapanıklığı küçümsemeyi.

Baban bir gurbet hazırlığıdır
eşiğinde bozkır kapısının.
Yüreğinin içinde hep aynı duyarlık —
sanırsın yeni çıkacak yola
yoksul bir köyünden Sivas’ın
yaşı erdiğinde erlik yaşına.

Anlat nasılsa buluştuklarını
toprağına dönmeyen bu ırmakla
kökünden ayrı düşmüş ağacın.
Anlat taşıdığın göçebe kanı —
bunca yıl bir tutarak sılayı yaşamla
gurbetle aynı düşünerek dünyayı.

Bunca yıl bilmedin açmayı ama
bir güneş gibi karların üstüne.
Öğrendin küçücük bir sözcükle
koskoca bir duyarlığa varmayı,
ardına takılıp çağrışımların
bir hüzünden bir şiir çıkarmayı.

Nasıl açıksa şu Mart göğü
şiir de öyle okunaklı şimdi —
mekik vuruyor cesaret kumaşına
yarını kuracak aydınlık için,
yalandan ayırmak için gerçeği
sürüyor kavga terimlerini namluya.

Şimdi biliyorsun bir türkü
ulaşmıyorsa herkesin diline,
çoğaltmıyorsa direnme gücünü
karanlığa karşı insanın,
suçludur görüp de susmak kadar
insandan esirgendiğini yaşamın.

Seni değişmeye zorlayan neyse
bilinç isçisine bozkır tohumundan
tarihe yön veren de o —
başından geçenleri andığın vakit
görsünler değişmek olduğunu
evrende en değişmez yasanın.

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiirleri-

KÜÇÜK SAKSILI ODA – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY KÜÇÜK SAKSILI ODA

Sen bilmiyorsun teyze
bir yanım var iyicil,
düşkün değil yasak kitaplara
denize gitmek diye tutturmuyor;
tırnaklarını yer dairede
bir ilkokul öğretmenine vurgun
konyak zaten dokunur.

Bütün o sıkıntıları yapan başkası
olmayacak kadınların peşinde,
gülmezin, avunmazın biri.
Zoru ne hiç anlamam,
meyhanelerde
sabahlara kadar mavi bir deli.

Kanma söylediklerime teyzeciğim
odama dönüyorum erkenden,

bir de öğretmen beni sevse.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak/Bun-