YADİGÂR – Murathan Mungan

M MUNGAN YADİGAR

Ne zaman onu düşünsem
sektirmeyen muşta, içe dönük
gönül burcunda doğanlardandı 
çıktığında yola, vakitlerden kırlangıç
yıldızların adsız kervanları
için tutulan defterlerde
adına rastlandı çok sonra
ipek örtülere bürünmüştü
mağrur ve vahşi
ne yapsa sığmaz artakalırdı

çocuktum, yollarına çıkardım
başımı okşar geçerdi, esmerdi elleri
belki ona sebep ben en çok
esmer sözcükleri sevdim
oysa onları okuyacak zamanı olmadı
acıkmış gözleri yıldızlara bakıyormuş
bir dere kenarında bulduklarında
onu vuran mermi benim de bir yerimde kaldı

Murathan Mungan
-Eşkâl/ Doğduğum Yüzyıla Veda-

GENÇ KIZLIĞININ ÇEYİZİ İÇİN HÜLYALARININ HALISINI DOKUYAN ESMA MAKBULE’YE ŞİİR; – Refik Durbaş

 REFİK DURBAŞ

Adımı, dokuduğum halının ilmiğine yazdım
adımı, bir de gözbebeklerimin nakışına…

Hülyalarımın batmayan güneşi için
deniz kaptanı sevgilim için yazdım

Adımı, on beş yaşımın sevincine yazdım

Halı değil dokuduğum, genç kızlığımdır
her yün yumağımda düşlerim saklı, bir de geleceğim

Gençliğimi, geleceğimi, genç ömrümü
bir de göründüğüm gibi kalmayı yazdım

Refik Durbaş
-hatıram olsun 2-

©Remzi Taşkıran ..

AVCIOĞLU’NA – Can Yücel

CAN YÜCEL

Doğan’la bir tarihte
Bu, şimdi yaşadığım mor sahillerde
Üçer beşer yaşındaki oğullarını gördüydüm
Dudaklarında birer kibrit çöpü
Ve elleri arkalarında
Yürüyorlardı kumları tekmeleyerek
Babalarının arkasından…
Babaları da arkasında olup bitenden habersiz
Dudaklarının ucunda cigara, sarkmış öyle külü
Elleri arkasında yürüyordu kumsal boyunca
Düşünceli düşünceli
Memleketi nasıl kurtarayım diye
Ölmek için…

Can Yücel
-Portreler-

YANLIŞ ADRES KORKUSU – Engin Turgut

ENGİN TURGUT YANLIŞ ADRES KORKUSU

— Adres, bendekine postalıyorum
Değişmiş olabilir
Geçmez de eline bir yerde kalırsa
Bir gün açar birisi
Belki kendisinedir.

Behçet Necatigil

 

Pulsuz ve zarfsız bir mektubun gideceği adres kadar yalnız biri değilim fakat postacısı yorgun bir evin dalgınlığı durur üzerimde nedense… Pulsuz ve zarfı olmayan bir mektup daha çalışkan olmasa da rüyalarımızdan, mektuplara sığmayan hasretin kederine ne buyurulur?… Mektup kaç canlıdır bilmiyorum fakat yağmuru hiç susmayan bir trende saklanan aşk kaçaklarıydı yazıp da kendinize gönderemediğiniz mektuplar…

Mektupların içinde yazılmış olan her şey, tıpkı bir suyun ıslığı gibi, kelimelerin alınyazısı gibi, itinasız ve sabırsız, gümüşü altına dönüştüren sessiz bir efkâr gibi dururlar…
Yazılmayı bekleyen her mektup küçük bir melek tadında, küçük bir arzunun paylaşılması ya da parçalanmasıydı belki de… Mektuplar adresine terkedilmiş gibi yaşasa da hayatlarını, göçebe bir ruhu vardır beyaz kağıttan aşağıya düşen kelimelerin… Mektubun yakasını bırakmayan zarf, ne kadar memnun gözükse de bir giz oluşundan yine de bir çöl yalnızı olmaktan kendisini kurtaramayacaktır!..

Mektupların oluş ve bozuluş hallerine eziyet etmememiz lazım… Gönderilen her mektubun okuyanda bir güvercin tadı bıraktığına inanıyor ve hayal gücünün zekâsını bir tek mektuplar anlar diye düşünüyorum… Her evin başı ağrırdı, gülümseyen bir postacısı yoksa!.. Can çekişen bir mektup gördünüz mü hayatınızda? Kaybolan her şey kadar gerçek, bize bakan her şey kadar saçma, hem umutlu, hem uykusuz, her an bir ceset olabilecek kadar sahici sırları yok mudur mektupların?.. Ve bazı mektuplar gizli bir aşk kokusu taşırlardı…

Henüz adresi yazılmamış her zarf, kimsesiz bir rüyanın boşluğu ve ağırlığı kadar içinde saklayacak sırları bekler… Bazı mektuplar gam yüküyle ve sonsuz bir iştahla yazılmadıkları için; postacıyla pul arasında, tereddütle uzaklık arasında, kalple ruh arasında gidip gelmişlerdir… Belki de bu yüzden bazı mektuplar okunmak için değil; yırtılmak ya da kaybedilmek için yazılmışlardır!.. Bazı mektupların gündüzü hiç olmamıştır, gece feneriyle yazılmışlardır çünkü!..

“Aslolan unutuştur, ben daha önce vardım” cümlesini söyledikten sonra Borges, bana da “sahtekâr bir dünya için, zarfla yola çıkılmaz fakat pul olmuş bir hayat için, yokluğun acısını biraz olsun dindirebilmek için, her mektup açılmayı bekliyor” demek düşer!..

Bazı mektuplar gül soyundandır, gönderilemedikleri için solmuşlardır ve fil gibi yalnızlığı, bir köpek gibi havlayışları bundandır. Eskiden aşk makamında yazılırdı ya mektuplar, vefa duygusu kalmadığından mıdır nedir, şimdilerde küçük bir melek gibi durmuyor zarfın üzerindeki pullar!.. Belki de mektup yazmak eylemi tehlikeli “oyun”larımızdan biriydi, hem kendimize, hem karşımızdakine dürüst olmalıydık; öyle ya; yalanlarla kaplı şu ikiyüzlü çağımızda belki de en çok cümlelerimize kıyamıyorduk!..

Keşke bir mektup gibi yaşasaydım, kalpleri ve ruhları çöp dağı olmuş insan figürlerinin üzerinden atlayarak sürdürdüm hayatımı…

Sevgili mektup, sakın kendini herkese açma çünkü varlığın adresi sürekli değişiyor buralarda, hem senden daha zarif daha sıcak ve hüzünlü ne kaldı ki hayatımızda… Özellikle şairlerin yazdığı her mektubu pamuklara sarmalı diye düşünüyorum… Bir mektubun iç çekişini duydunuz mu hiç?.. Bazı mektupların içinde bir hayat saklıdır ve kime gönderildiği önemlidir çünkü hayatımızı kurtarır bazı mektuplar…

Bana bir mektup yazar mısınız, sizin de küçük bir “hakikat”iniz olsun!

Engin Turgut
-hiçbir zaman sığmayan/
Denemeler-