Korku – Özdemir Asaf 

-Dünya Kaçtı Gözüme-

Aldanacaksan sevgilerinde, sâf sevgilerinde
İnsanların yalancı gururlarına..
Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde, 
Kelimelerinle onlara kapılacaksan,
Yaşama!

Oyun yapıp oynarlar seni
Geceleri aralarında.
Şarkı yapıp söylerler dostlarına,
Roman gibi okurlar boş zamanlarında.
Masal yapıp anlatırlar çocuklarına.

Aldanacaksan gecelerinde, kara gecelerinde
Aydınlık dünyaların şen insanlarına.
Yanılıp içini açacaksan,
Derdini gizlemeden durmayacaksan,
Yaşama!

Saklarlar dinlediklerini
En zayıf zamanında vururlar seni.
Uyduramazsan fikirlerine
Başıboş hareketlerini,
Defe koyup çalarlar seni.

Özdemir Asaf
-Dünya Kaçtı Gözüme-

Kuzey ve güney – Ingeborg Bachmann

INGEBORG BACHMANN KUZEY GÜNEY

Çok geç vardık bahçelerin bahçesine,
o hiçbir üçüncü kişinin bilmediği uykuda.
Kar yağmasını zeytin dalında beklemekti istediğim,
yağmuru ve buzların gelmesini ise badem ağacında.

Ama nasıl dayanabilir palmiye,
senin yumuşak yapraklardan örülü duvarı yıkmana,
nasıl yolunu bulsun yaprakları sisin içinde,
sen kış giysilerine büründüğünde?

Düşün ki, yağmur ürkütmüştü seni,
açılmış yelpazeyi sana getirdiğimde.
Sen onu kapattın. Yitirdin zaman sezgini,
ben kuş sürüsüyle havalandığımdan bu yana.

Ingeborg Bachmann
-Büyük Ayı’ya Çağrı-
Çeviri: Ahmet Cemal

geceleri hayal edilen şiirler – Ahmet Uysal

geceleri hayal edilen şiirler - Ahmet Uysal

daha dün gibiydi
her kimsemdiniz yanımda
yürüyüp giden belirsiz
patikalarında ormanımın
kır çiçekleri gözlemcisi
isimler bulucusu bitkilere
toprağa düşen cemreye
benzeten bütün böcekleri
avuçlarıma kuşdiliyle
dizeler yazma ustası

yenilgilerimle sığındığım
sunağımdınız denize esen
yaz yeli ürpertisi yalnızlığımın
kokusundan tanıdığım
ince ıssızlıklar çiçeği
dokunsam kırılan
yağmurlu nisanlar dalı
otların yüzüme değmesi
uzanınca toprağa

geceme upuzun serilen
dağ eteğimdiniz
yan yana getirilmiş
büyülü çiçekler senfonisi
sürüklenip yok olduğum
büyük sonsuzluk
renkleri tanımsız
gül çürüğü günlerinizde
unutmadım elimdeyken
kalbiniz olan elinizi

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-

harem-i hümayun – Attila İlhan

Haremden (1880)

birer sırça kadehtir
soframızda yıldızlar
büyülü bir rakıyla dolar
pancurlar kırılır
mehtabın ağırlığından
odalar
o mâhûr şarkıyla dolar

uzanmış lâhûr şal üstüne
çubuk sefasına dalmış
siyah perçemleri belâ
elâ gözleri âfet
bir nevcivan ki / gönül
kanrevan
aşkıyla dolar
mülkün her ucu başka felaket
rumeli’den bozgun haberleri
anadolu’da isyan
arabistan’da veba
kazan kaldırmış yeniçeri
mehter vurur / payıtaht
kılıç şavkıyla dolar

gizemli saray aynalarında
görünür kaybolurlar
yaşmaklı sultan çehreleri
gözleri kahrıyla dolar
boğdurulmuş şehzadelerin
körpe zambak boyunlarında
kaypak bir yılan yağlı ilmik
samurdan duvarlarına harem’in
çarpa çarpa uzar
sonsuza kadar çığlıkları
kubbeler
canhıraş bir yankıyla dolar

Attila İlhan
-serbest gazeller/elde var hüzün-

Görsel: Osman Hamdi Bey / Harem.

MOLA – Adnan Azar

 

ADNAN AZAR MOLA

saçlarımı erken rüzgârlarla dağıttım
alnımdaki lekeler eylül ıslıklarından
yüzüm kör bir aydınlıkta nedensiz şimdi 
yani nedensizim, yani yolum uzun, gün kısa

alıştım, artık çiçeklerle deniyorum kendimi
son kimliğim de aşınmıştı geceye karışmaktan
gülüşümün adını bulamayacaklar, biliyorum
çocukluğum yaşlanmayacak uğultularda

eskiyen günlerde bir ilenç var, bunu da biliyorum
resimler yırtılırdı bakışlarımdan, yine de üşümezdim
yine de uzanırdım sabahın buğusuna
unuturdum göğsümü delen ışıkları

seni artık yaz sularında aramıyorum
burda geceler yoksul, çocuklar suskun
ve binlerce söz ölüsü ellerimde
ben de susuyorum, sustum artık

sustum ve yüzüm kanamıyor hiç bir güle

Adnan Azar
-Parçalanmış Zamanlar-