İSTANBUL’DA SIRADAN BİR GÜN – Ahmet Ümit

AHMET ÜMİT İSTANBULDA SIRADAN BİR GÜN

İstanbul’da güneş tutuldu;
pembe blucinli bir afet,
savurarak permalı saçlarını
sakallarından yakaladı onu.
Bulutlar, minarelerle birdirbir oynuyordu,
Mahmutpaşa’da podyuma çıkmıştı gecekondular;
gümüş kanatlı bir uçak
zabıtalarla aynı anda saldırıya kalktı.
Yeni Camii önlerinde kuşatıldı çocuklar,
olayı gören bir vapr haykırdı “OLEY”,
çımacının kuru ıslığıyla
başladı makinalar Rock’n Roll’a.
Bir elinde eynir, bir elinde zeytin
Eminönü’nde trapeze çıkınca ekmek,
işçiler saçlarının yarısını kestiler,
palyaçolar işsiz kalırız diye düşünmediler ama,
duraktaki izleyiciler ceplerini karıştırarak
taksitli satış mağazalarının yolunu tuttular.
Kırmızıda durmadılar, yeşilde geçmediler,
Sarı yanınca biribirlerini yediler.
Aç martıların son çığlıkları;
son balıkların, son pullarına takılmıştı.
Bizans’tan kalma bir yılan
asfaltın üzerinde intihar etti.
Kimseler görmedi, kimseler duymadı;
Sadece surlar ağladı.
Haliçin dibinde semaya durdu Bizanslı ölüler,
Romanyalı rahibeler, cinsel devrimi anlatıyordu Galata’da.
Karaköy sergisinde deniz mahçup oluyordu ha bire,
azaldıkça azalıyordu balıklar,
Dolmabahçe gerinirken denize karşı,
Boğaz vapuru, gözlerini dikmiş Köprü’nün bacaklarına,
acımasızca saplarken çıpasını Ortaköy önlerine
benzi solmuş balıkçı tekneleri
platonik bir aşkla Kız Kulesi’ni seviyordu hâlâ.

Ahmet Ümit
-Sokağın Zulası-

Görsel : ©Savaş Simitli.

Gecenin sürmesi için küçük bir katkı – Adnan Azar

ADNAN AZAR GECENİN SÜRMESİ İÇİN KÜÇÜK Bİ KATKI

beni hayatla barıştıran dünya içinde
geçtim arnavut bir aldırmazlıkla
sayarak kaldırım taşları kaç tane

geçtim kaç geceyi daha geçtiğimi
sayarak deli miyim deli miyim ne

geçtim aklımda yok sayma unutma provaları
bir çocukluk hastalığı olarak hatırladığım hayatı

geçtim yeni durakları yeni kumruları ve hatta metro
oysa yeni arabam siyah/beyaz ve saatte 220 km

geçtim yeni yıla hazır girmeliyim yani
kaşkol ve milli piyango ve hindi meseleleri

uzun upuzun bir çığlık edindim
karışsın içine alsın hem içimi hem bazı yeni geceleri

ertelenmiş kelimeler ve benim olmayan ne varsa
yani duruşlar bekleyişler afişetler film setleri

geçtim geçtim çam ağacı benim ağaç kaldı geriye
geçtim aslında bir genel prova olan hayatı

ve nokta

Adnan Azar
-rüzgâr istasyonu-

Sesler, Yüzler, Sokaklar – Murathan Mungan

Taş baskısı bir plakta
Yorgun bir ses cızırdar
Küflü sayfalarında bir albümün
Gülümser o soluk fotoğraflar

Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar

Yankısı kalmadı seslerin odalarımızda
Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların
Adımlarımızdan yoruldu yollar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar

Şarkısını yitirmiş sesler
Gençliğini yitirmiş yüzler
Evlerini yitirmiş sokaklar
Kaç hayat yaşayacaklar daha?
Daha kaç hayat yaşayacaklar?

Unutulur mu yoksa birgün
Sesler yüzler sokaklar
Bunca yaşamışlıktan sonra
Hiç unutulmayacaklar
Hiç unutulmayacaklar…

Murathan Mungan

Müzik: Selim Atakan

Ursula K. Le Guin (21 Ekim 1929 – 22 Ocak 2018) Anısına..

Ursula K. Le Guin

“Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemiz. Sevgi değil. Sevgi akla boyun eğmez, zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz.
Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.

“Vaadi yerine getirdik biz Anarres’te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz
savaşlarımız yok. Başkada pek fazla şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız. Varlıklı değiliz. Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres’se aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir şeyi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşam için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi.”

Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir

Ursula K.LeGuin / Mülksüzler

 

Oscar Wilde..

OSCAR WİLDE ORUÇ ARUBA ÇEVİRİSİ

Önümde uzayıp giden, geçmişimdir.
Kendimi ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
dünyayı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
Tanrı’yı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
Onu görmezlikten gelerek yapamam bunu,
ya da küçümseyerek, ya da yücelterek,
ya da yadsıyarak.

Onu yaşamımın,
kişiliğimin geçirdiği evrimin
kaçınılmaz bir parçası olarak kabullenmekle
tam yapılabilir bu ancak :
acısını çektiğim her şeyi
onaylamamla.

Oscar Wilde

Çeviri: Oruç Aruoba
(yürüme sf 156)
“De Profundis”/1896/97’den alınarak..