GÖRÜNEN VE KAYBOLAN – Nurullah Genç

NURULLAH GENÇ GÖRÜNEN VE KAYBOLAN

Seni dalgın köprü üzerinde apansız
Görüyorum; vefakâr bir ayna tutuyorsun
Kapanan gözlerimde uyuyan bir yıldızın
Renginde gökyüzünü arıyor bakışların
Kâh kıvılcımlar düşen saçlarında o rüzgâr
Kâh toprakla karışıp lavanta kokuyorsun

Eski bir rüya kadar uzak mı bana leylâ
Sen ki bazen gözümün gördüğü son noktasın
Bembeyaz ellerine bakıyorum, nâfile
Baharımda sessizce soluyor resimlerin
Nice bin kez aradım karanlıkta gölgeni
Neden hep o perdenin ardındaki yoktasın

Nurullah Genç
-Yağmur-

TEN AKILLA BULUŞUNCA – Cevat Çapan

ten akılla buluşunca cevat çapan

“Eğer son menzilimizse gece,”
yaşartıyorsa gözlerimizi rüzgâr
masalların kırkıncı odasının
kapısında buluştuğumuzda
bir yaz yağmuru gibi ışırdı camlarda
içimizdeki ateş.
Gençtik, anılarla değil,
geleceğin düşleriyle esriktik,
coşkuyla sarmaş dolaş.

Öyle saatlerde,
kendi sessizliğini biriktirirken uzakta orman,
bahçenin bir köşesinde susmuş,
denize bakan yaşlı adam
yavaşça aramıza karışır,
“Yolculuklara çıkın,” derdi, “korkmayın.”
Sanki her akşam yinelenen bir sahneydi bu çağrı
o gizemli oyunda.

İşte ten akılla buluşunca başlardı o uzun yolculuklar.
gün olur dev dalgalarla boğuşurdu kimimiz,
kimimiz çöllerde yol alırdı susuz,
karlı dağları aşanlar
bağlık bahçelik düz ovalarda buluşurdu habersiz.

Tut ki sen Buda’dasın şimdi, ben de Peşte’de,
boz bulanık akan Tuna’yı seyrediyoruz ayrı kıyılardan.
Hani “vakit biraz akşamdı,” der ya Turgut
Büyük Saat’inin üç yüz elli altıncı sayfasında,
işte öyle bir saatte, bir sabit kalem çıkar da cebinden,
ıslatıp kurumuş diline uzun bir mektup yaz bana,
haber ver geriye hiç dönmeyenlerden.

Cevat Çapan
-son duraktan bir önce-

 (C) Trey Ratcliff..

BİR ADAM – Oktay Rifat

bir adam oktay rifat

Son bulut gökte temelli silinmeden önce, kararmadan önce ova,
bir kızıllık kaplıyordu ortalığı. Kayık kumsalda,
kumru dalda susuyordu, susuyorduk.
Kurması bitiyordu konsolların üstündeki saatlerin.
Kadın elini çekiyor tepsideki mercimekten, gözleri boşlukta.
Çıt yok. Çorba suyu kaynadı. Testi terliyor. Somun
bölünmek istiyor tahtasında. Adamsa
görünmez olmuş sekide. Gece burnunun dibine gelmiş,
yak bir cıgara, diyesi, şu efkâr saatinde.

Oktay Rifat
-Bir Cıgara İçimi-

deniz orakçısı – Kemal Özer 

kemal özer deniz orakçısı

sor kendi kendine bir sabah,
av hazırlığına başlarken;
sulara kim salar ilk güneşi
sen kayığına binmesen,
orağını almasan eline
ilk ürünü kim biçer denizden?

kent niye bir büyük gergeftir,
geçirmiş ilmiğini alınterine?
niye aç ağızlardan örülü
bir martı çığlığıdır gök;
iner kalkar başının üzerinde,
küçük dalışlarla yoklar tekneni?

bir başınasın yaşamı üretirken
zıpkın çizer, kürek acıtır, ağ yorar.
neden elleri bulunmaz elinin yanında,
yorgunluğu neden paylaşmazlar
sofrasına çökerken yeryüzünün,
sor kendi kendine bir sabah.

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği-

50. Sone – William Shakespeare

W SHAKESPEARE SONE 50
Yola koyuldum ama ilerlemek ne de zor;
Şu yorucu yol var ya ben sonuna vararak
Rahata kavuşmayı umarken şöyle diyor:
“Sen ne kadar gidersen dostun o kadar ırak.”
Beni götüren hayvan üzüntümün yorgunu
Güçbelâ yürür benim dert yükümü taşırken;
Zavallı, bir sezgiyle öğrenmiş sanki şunu:
Binicisi hız sevmez senden uzaklaşırken.
Kanlı mahmuzum bile onu öne süremez
Sağrısını öfkeyle bazen dürtükleyince;
Yalnız inilder de başka yanıt veremez
O derisini deşen mahmuzdan keskin bence.

çünkü o inleyişten şu doğuyor kafamda:
benim derdim önümde sevincimse arkamda.

William Shakespeare
-Soneler-
Çeviri: Talât Sait Halman

Arkadaş Zekai Özger (8 Ocak 1948 – 5 Mayıs 1973) Anısına..

ARKADAŞ ZEKAİ ÖZER FERHAT 8 OCAK- 5 MAYIS

Ferhat – Arkadaş Z.Özger

kara yeller ak yerleri dövende
sevdanı yüreğine kuşat
al sesimi vur kanının gümbürtüsüne
zamanıdır dağları delmenin, Ferhat

dağların başı yaslı
Ferhat’ın sevdası kan ağlar
yüreğin sağlam, bileğin güçlü Ferhat
istesen dağlar dağlar…

ateşi üfle Ferhat
körüğü iyi kullan
bu can bunca hasrete dayanır
soludukça içimde sevdan

sevdan ki bir yakıcı kuştur yüreğimde
gümbürder zulme karşı kan gibi
ölürsem dağlar için ölürüm Ferhat
kalırsam vuruşkan şahan gibi

Arkadaş Zekai Özger
-sakalsız bir oğlanın tragedyası-

SAAT BEŞ – Cemal Süreya

CEMAL SÜREYA SAAT BEŞ AKIF KARAKUŞ, DOLMABAHÇE SAAT KULESİ

İstanbul’da elimi kaldırdım
Biraz içkiliydim, biraz sevdalı, biraz da minareli
Geleni geçeni durdurdum
Bakın dedim bakın gökyüzü nasıl eskimemiş
Bir de şu martılara bakın nasıl alıngan martılar
İstanbul’da en ince minarede
Beş tane gözüm vardı mavi

İstanbul’da gözümün birini söndürdüm
Balıkların yarısı yok oldu gitti
Hiçbir balığın kuyruğu yok kör oldum
Ben bir zamanlar yelpazeli kadınlar görürdüm
Evlerinde kocalarında uykularında
Yarı yarıya saç yarı yarıya dudak
Nasıl sıcak olurlardı düşünürdüm

İstanbul’da Divanyolu’nda denizin orda
Bütün milleti başıma topladım
Herkes birşey söyledi kendine göre
Bir kadın döktüre döktüre susuyordu
Yaklaştım yanına elini tuttum.
Bak dedim martılar ne kadar alıngan
İşte tam bu sırada saat beşi vurdu

Cemal Süreya
-Dergilerde Kalan Şiirler/
Sevda Sözleri-

(C) Akif Karakuş, Dolmabahçe Saat Kulesi..