Yunus Emre..

26169101_1752529014757219_7491930179742739456_n
Yunus’ta dervişlik ayağı yerden kesilmeyen, yalancılar, yobazlar, sahte peygamberlerle savaşan bir bilgeliktir, bir köşeye çekilip etliye sütlüye karışmayan bir uysallık, uyduluk, neme lâzımcılık değil. Yunus’u ve dervişliği böylesi sananlar iyi dinlesinler şunları:

Ben dervişim diyenler
Hiç haram yemeyenler
Haramın yenmediği
Ele geçmeyinceymiş

Götürmedi kimesne
Kimesnenin yükünü
Yük götürürüm diyene
Eli değmeyinceymiş

Çalış kazan, ye, yedir
Bir gönül ele getir
Yüz kâbeden yeğrektir
Bir gönül ziyareti

Kerametim var diyen
Halka salusluk satan
Kendin Müslüman etsin
Var ise kerameti

Haram ile hamir tuttu dünyayı
Fesat işler gören hürmetli oldu
Peygamber yerine geçen hocalar

Yunus Emre
– Yunus Emre
Derleyen: Sabahattin Eyüboğlu-

SU ÇÜRÜDÜ – Ahmet Telli

26168882_1751421661534621_2599112453214812414_n

I
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim.
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irini bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta…(Farkına varsalar kapatırlar mıydı onu da?) Bütün belleğimdekileri
yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım, jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

II
Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Şaklayan kırbaç gibi… Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yer kabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri. Peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar, soruyorlr, soruyorlar…

Adımdan gayrisini bilmiyorum.

III
İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VI

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim… Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sıcaklığını duymamış.
Ellerim… Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara… Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi… Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

V

Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. ‘İnsana benziyorlardı’
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VI

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu kör esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası… Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek… Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VII

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim… Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu… Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye… Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su…

Su çürüdü…

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ahmet Telli
-Su Çürüdü-

 (C)Käthe Kollwitz 1897

BİR İSYAN TÜRKÜSÜ – Ayten Mutlu

26229875_1751407921535995_7043944300468080568_n

ben kadınım
hani şu bildiğiniz
ve de bilmediğiniz
kimi şeytan, kimi melek
kimi çiçek, kimi koyun
etinden, sütünden derisinden
al nakışlı gömlek edip giyindiğiniz

aklı kısa saçı uzun
sokakta mutfakta yatakta
elinizin altında
gönlünüzce ektiğiniz biçtiğiniz
tarla
tepesinde tepe tepe
tepindiğiniz
eksik etek
kiminizin anası
karısı kiminizin
ya da orospunun teki

çağlar boyu diri diri mezara gömdüğünüz
uğruna öldüğünüz
mülkünüz cariyeniz
taşa tuttuğunuz
aldığınız sattığınız
kanatmayı erkeklik saydığınız
kadın

söylenmemiş ilahi
okunmamış bir kitap
sayfaları lime lime, yaprakları sararmış
kapağında karanfil suretleri
kenar süsü boynunu eğmiş sümbül
hüznün rengini almış

cinselliği günahın öbür adı
sevinci ayıp
yasaklarla tabularla
peçelerin karasına boyanmış

ben kadınım
ıslah olmaz günahkârı bütün dinlerin
tanrım, babam, kocam
efendilerim

menekşeyim dikenli tarlalarda
saksılarda fesleğen
dalları kafesli camlara tutsak
dikenli tellerin ardına sürgün
bin yıllardır işgal edilmiş toprak

anayım ben
ak sütüyle eşkiyalar emziren
gecenin kovuğunda söylenmemiş türküyüm
bir ağıt çiçeğiyim hoyratça örselenmiş
sevdalarda yediveren gülüyüm

ak yazmada kara yazı
buyurmuşlar ele varmış
doğuramamış yarımsanmış
kız doğurmuş ele salmış
oğul demiş yele salmış
ağıtların tüneğinde
iki eli böğründe kalakalmış

deprem sessizliğinde yüreğimin
nakış nakış ilmek ilmek ördüğüm
o dilsiz isyan
bin yıllarda kördüğüm

ben kadınım
sabır taşı, öfkelerin çatlatamadığı
bütün günahlar benden sorulur
ben öderim diyetini bütün dinlerin
kına rengi kan içinde ellerim

erkeğim yılkı atı uzun kış çağlarında
bense bulgur aşı yoksul evlerde
sade suya tarhana
gül reçeli konaklarda
saraylarda gül kokulu cariye

yaşanacak yazgısıyım tarihin
zaman zindanlarına açılan tek pencere
kanayan serüveninde insanlığın
benim dışlanmışlığım
yoksulluğu hayatın

uzun uykularda yorulduk
uzun acıktık insan olmaya
sustuk, sustuk
sizin tanrılığınız yüzünden
insanlığımızı unuttuk

yorgunum
horlanmışım
cahilim
ağlamak biraz da savrulmaktır bilirim
gücüm kendime yeter
gökyüzü biliyor, taşsa da öfkem
döner namlu döner bıçak
beni vurur yüreğimden

gece iner
devriyeler kol gezer sokaklarımda
yaralarım dil vermez
erkeğim el vermez, kaygıları diz boyu
yalnızlık
paslı bir demir kapıdır duvarlarımda

ah, bu karanlık, saçlarıma dolanan
bu ceylan, dizleri kan içinde, kimsesiz
uzun uykularım, sanrılar, karabasanlar
aldatılmışlığım
vurun kahpeye vurun vurun
vurun zeytin dallarına
kurutun

selam olsun size yedi erenler
erenleri çağımın, okumuşları
insana gül yaraşır diye gülün yoluna
kalem kuşanmışları, baş koymuşları
duyun beni
yürünecek yollarım var, yollarınıza varan
hallerim var, hallerinizden yaman
gümbür gümbür yüreğim, ayaklarım acemi
önümü kapatmayın
yollarıma durmayın
uçmaya varıyorum, kanadım ürkek
kanadımı kırmayın

yeter
yeter artık, ödedim diyetini her gülüşümün
ertelenmiş aşklarım var yaşanacak
şarkılarım, söylenmeye beni bekleyen
sesim gür bir kaynak gibi çağıldayacak
ve ellerim
bir olup ellerinle
hayatı
yeni baştan kuracak

Ayten Mutlu
1991
-Seni Özledim-

 

HIZ VE TANSIK – Ahmet Telli

26220369_1750600318283422_3547716801407781080_o

Unuttun galiba: hızı yavaşlatan
Bir doğa tansığıdır seher vakti
Yaşlı meşelere sor söyleyeceklerdir

Yılkı atlarını göreceksin orada
Çayır kuşlarını ve asmin çiçeğini
Sessizlik nasıl bir ezgidir, şaşıracaksın

Unutmak olmaz; erkenci yolcular
Ovadan yamaca tırmanırken ayırdeder
Beyaza durmuş o serin ağartıyı

Serin bir hışırtı hatırlatır belki sana
Hızla geçen ömürden artakalanı
Ve şiirin hız karşısındaki umarsızlığını

Hayır, uygar değil kalbimin atışı
Hız delik deşik etmiştir onu, hüzünse
Sızıyor o tansıkla doğanın koynuna

Söz buharlaşıyor eskiyor aşklar da
Mektubumu yeniden oku ve de ki;
Kabulümdür eski aşklar hız karşısında

Ahmet Telli
– Bakışın Senin 2016-

SEVDİĞİNİ DÜŞÜNMEK – Ayten Mutlu

26112464_1750572891619498_6214301234820120167_n

havuzlu bir bahçede
rakı içmek gibi bir şey sevdiğini düşünmek
hapisten yeni çıkmış bir dostun
yanındaki iskemlede gülümseyen solgun yüzüne
dokunuvermek

düşünmek sevdiğini
çakıllara söylediğin o eskimeyen şarkı
yüreğinin en sıcak vuruşuyla
tutuşturmak sönen bir kıvılcımı

kaybolmuşken karanlığın içinde
çamurlarda bulduğun o yaralı kuş
yanıveren ışıklar uzak bir pencerede
yorgun ayaklarında düzlüğe varan yokuş

kalabalık sofralarda yerinin ayrılması
yalnız sana söylenmiş günahların
ağırbaşlı suskusu
akbardaklar kar altında uyurken
saçaktaki rüzgârın uğultusu

sevdiğini düşünmek
çekivermek denizden balıklı bir oltayı
çocukluğun gökkuşağı uçurtmasıyla
yakalamak en uzak yıldızları

tek başına bile kalsan yorgun kalabalıkta
bilmek haklı olduğunu
upuzun bir kavgada

ve anlamak ki sevmek
ilk ılık esintiye çiçeklerini açan
erik ağacı gibi
kuşkusuz ve kaygısız
yüreğini serivermek
hayata

Ayten Mutlu
-Kül İzi-