istanbul şehri ağlıyor – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN İSTANBUL ŞEHRİ AĞLIYOR

şimdi gökler mecnun rüzgâr yolcu bulutlar
şimdi yürek sarhoş kağıt sarhoş kalem sarhoş
minareler elpençe divan durmaktan usanmış
mavi yeşil neon lâmbaları bir sönüp bir yanıyor
son tramvaylar fren çözüp uykuya doğru uzamış
ve iliklerine kadar geçmiş efkâr
istanbul şehri ağlıyor

ben mehtabı içmişim gökyüzü içime akmış
onlar anadan üryan ansızın karşıma çıkmışlar
bir hayal bir rüya gibi gelip elimi sıkmışlar
kimisi feshane’den kimisi Beykoz fabrikası’ndan
gözleri nemli değilmiş ama galiba açmışlar
bu kan mıdır kızılcık mıdır mum gibi veremliler
ölüm gezer gölgeniz misâli arkanızdan
merhaba mahkûmlar kelepçeliler
yumruklarınız koparılmak istemez sınıf kavgasından

yalnız sen yağma yağmur vurma kalbime kalbime
bulutlar seni almasın karanlık kana girmesin
çıkmış bir yol sefere çıkmaz olası rüzgâr
şimdi bütün türkiye bir anne gibi uyumuş
ah benim anadolu’m ah benim türkiye’m
yarana merhem olsam gözlerimi sürsem
bu çocuklar merinos fabrikası’nın işçileri bursa’dan
bunlar kömür kesilmiş kalbini söker yeraltından

söndürme lâmbamı rüzgâr bulutlar beni almasın
kaldırımlar dinleniyor başını toprağa koymuş
ne zincirler örmüşüz gözyaşlarından
bırakın İstanbul şehri kana kana ağlasın

Attila İlhan
-Sisler Bulvarı-

Gölgeler Toplumu – Aziz Nesin

AZİZ NESİN GÖLGELER TOPLUMU

Gün gelir herşeyini yitirir insan
En sonra da gölgesini
Ama şu kara kalabalık
Daha ölmeden yitirmiş gölgesini

Bundan bile kötüsü var
İşte yaşadığımız bu dönem
Yitirmiş insanlarını gölgeler
Olmayan insanların gölgeleri

Üstelik bilmiyorlar insansız olduklarını
İnsanlarını yitirmişler de haberleri yok
Dolaşıyor yerlerde gölgeler
Hem de insan sanıyorlar kendilerini

Aziz Nesin
1984
-Bütün Şiirleri I-

kaç yıl oldu insanlar masalları unutalı – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN SAHİ KAÇ YIL OLDU MASALLARI UNUTALI

şu çocukluğu unutun bay antuan
öyle dalıp gitmek
sizin harcınız değil
kırmızı fenerleri,
pullu arabaları,
silmeyen silgileri
hatta kara lastiklerinizi unutun
okula giderken giydiğiniz
ve onlarla çektirdiğiniz
piknik fotoğraflarını
yakın gitsin!

bir narı parçalayıp da her tanesine
bir nar olduğunu anlatmak da neyin nesi
ya da gittiğiniz her denizden aldığınız
bir bardak su,
deniz olduğunu bilir mi tek başına?

bay antuan, siz kimsiniz allah aşkına
hep uykulu zamanlarımda
gözlerimin ucunda
yakalayamadığım bir gölge gibi
beatrice tutmuşken tüm köşelerini odanın
ve poenun rüylarında dans ederken fareler
lütfen söyleyin, nerelisiniz, neredensiniz?

siz bana yakın olmayın ben size gelirim
siz bana söylemeyin ben sizi bilirim
ve papatyaları yakmaya çalışmayın çünkü
beyaz hiçbir çicek yanmaz ateşte

bana bahsettiğiniz o minik kız vardı ya
hani bir bulvar otelinde,
anadolu ikindisinde
babasıyla birlikte ölüme yürüyen
onu çok özledim
anlatmıyorsunuz ne zamandır

ne masallara inanır insan da
bir gün biri gerçekten ‘söylese’
masal gibi gelir duydukları

sahi, kaç yıl oldu insanlar masalları unutalı?

Selahattin Yolgiden
-gittiğim en uzak yer sizdiniz-

KARIM OL – Necati Cumalı

NECATİ CUMAL KARIM OL

I
Kentin çıkışındaki
Bu küçük ev benimdir
Bitişik kulübede
Bekçiyle karısı yaşar
Karım ol
Seninle, kentin çıkışındaki
Küçük evime gidelim
Bekçiyle karısı
Bilsen bizi nasıl karşılar.

II
Karım ol!
Evimin içinde dolaş, şarkı söyle
Seninle dolsun odalarım
İşten döndüğüm vakit akşamları
Boynuma sarıl ceplerimi karıştır
Elinle bul hediyeni
Sevin bizi unuttuklarına
Kapımızın önünden geçenlerin.

Necati Cumalı
-Kızılçullu Yolu-