DOLUDİZGİN – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN DOLUDİZGİN

Pembe bir zaman başladı şimdi mevsim bahar
Ellerin yoksa ellerimde üzerime kar yağar
Renkmiş, ışıkmış sen yoksan umurumda değil
İşte ne şu deniz mavi bak ne de yaprak yeşil
Hatıranla değerli yeryüzünde ne varsa
Aşkın gücüyle yaşıyor insan yaşarsa
Nice binyıl sonraya dipdiri kalmak için
Aşmak bütün zamanları seninle doludizgin

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 2-

Bir Enkazdan Gelen Duyulur Duyulmaz Sesler – Süreyya Berfe

SÜREYYA BERFE BİR ENKAZDAN DUYULURDUYULMAZ SESLER 9

9.

Ufka bakmak istedim hep
Dünya’nın değil
göğün ufkuna..
Benim değil senin ufkuna..

Çünkü, o zaman doğuyor
Güneş’in battığı yerden
aklımızı kaybetmek istemediğimiz
delirmekten korktuğumuz yerden
sessizlik, hiç yoktan sessizlik.

Ona bile tahammülümüz yok
her geçen gün
beynimize de..

Off! Ne gereği var?
Uçurumlara gidip bakalım
bakalım ne var ne yok.

Şu yazdığımı da
şiir sanıyorum
hale bak.

Sen, ufkum sen
sar beni, bizi
sonsuzluğa bırak.

Süreyya Berfe
-çıkrık-

KIRGIN GÜNLER GÖÇEBESİ – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL KIRGIN GÜNLER GÖÇEBESİ

Yurdun neresiydi senin
Ey rüzgâra bürünen göçebe

Tükettin işte barındığın
Kırgın günleri de
Biriktin ve çürüdün
Eski taş oyuklarında
Çimlendi gizlediğin tohum

Islak bir çizgiydin
Kuşların geceye çizdiği
Acı sularında çığlıklar
Kırk yıl eğirdin ipliğini
Kırkıncı şiirinin

Önünde duruyor şimdi
Yangınlar atlası temmuz
Kül üreten kent günleri
Geçit vermeyen köprü
Çıkrıkta bekleyen iplik

Çıkıp gidecek gibisin
Kendine çizdiğin eğriden
Bursa günleri kentine
Şiiri ilk bulduğun
Su günlerine yeniden

Yeniden kuşatıyor seni
Korku ve kuşku günleri
İçindeki taş tanrı
Ağır basıyor yeniden
Uzun süren o yıkımlar yılı

Yurdun neresiydi senin
Ey rüzgâra bürünen göçebe

Ahmet Uysal
-sularla-

 

Görsel: Irgandı Köprüsü/Bursa

ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI – Cemal Süreya

12 temmuz ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI

14 Temmuz 1972

Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leylâ’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?
*
Hayat uzun değil sevgilim. Güzel geçirmeliyiz hayatımızı. Elif de gelmeli. Elif her şeyiyle sana benzemeli. Yaşlı günlerimizde bize bir kaşık su verir. Memo’da ekmek ve tuz geçirir. Senin en çok sevdiğim yanlarından biri de, sokakta yaşlı ve anlaşmış bir çift gördüğün zaman duygulanmandır. Ne güzel duygudur o. Ben de öyleyim.
*
Hayat için şöyle iki dize kalmış aklımda. Yabancı bir şairden:
“Hayat kısadır kuzucuklarım
Yine de uzundur kuzucuklarım.”
Severim ben bu iki dizeyi. İsterim sen de sevesin.
*
Evet kuzucuğum, yine de uzundur hayat.

Cemal Süreya
-On Üç Günün Mektupları-

h a y ı r s ı z h a y a t – küçük İskender

KÜÇÜK İSKENDER HAYIRSIZ HAYAT

Ardında bir kesik bırakıyorsan yaşanmıştır
Yara değil
kalpten akla uzanan bir kesik;
kimi kördüğümlerde olanca hışmıyla ezik
ezgiler: Sessizlik denen külfete katlanmıştır

Durup soru sorma yürüdüğün sahra yola
Hüsran değil
aşktan ayrılığa hep hırpalanmış bir etik;
kimi zor hayat hikâyelerinde o bildik
hatalar: Sizi sevenler hoyratça atlanmıştır

Hoşgörünün bağnazlığından kurtar özgürlüğünü
Çünkü her devrim, lüzumsuz ölümlerle sakatlanmıştır

küçük İskender
-Sözcükler D.
Kasım – Aralık 2007-

KAYISILAR – Roni Margulies

RONİ MARGUILES KAYISILAR APRICOT

Kazancı Yokuşu’ndan aşağı,
peşime bir kayısı takıldı,
oynaya zıplaya geçti yanımdan.
Ardından bir kayısı daha.
Üç, beş, on çoğaldılar sonra.
Sonu gelmeyecek gibiydi.

İzlerken garip bir keyifle ben
turuculu, morlu, kahverengili
olgun ve ezik kayısı selini,
bir çocuk koşturdu yanımsıra,
elinde kırık bir tabla,
ardında zabıta.

Bağırışmalar, kavga döğüş
ve şirret düdük sesleri.
Vardım ki yokuşun dibine,
durmuş kenarda kayısılardan biri
izliyor gibiydi hayretle
çocuğu, zabıtayı ve beni.

Roni Margulies
-Sözcükler D.
Kasım – Aralık 2007-