İrisin Ölümü – Didem Madak

nochnaya-krasavica-mirabilis

Bugün kalbimi eski bir plak gibi
Öyle çok tersine çevirdim ki:

Bazı şarkılar vardır
Cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
Uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
Deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır,
O zaman bir yavru yengece bakan
İnsanların şarkısı olurdu o şarkının adı.
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismim herkese
Sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.

Bazı şarkılar vardır
Ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
İşte o ellerimle herkese
Çamurlu şiirler uzatsaydım
Hepsi çok kirli olsaydı tanrım!

Bazı şarkılar vardır
Kırmızı akşam sefalarını anlatır
Karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
Komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
Geceyi onlar bahçeye taşırdı
Ben ne zaman öleceğim tanrım!
Sabah olunca mı?
Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
İrileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
İsmi nedensizce İris oluveren ağaç gibi
Şu odanın ortasında dursam,
Saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım!
Artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum.

Bazı şarkılar vardır
Kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
Kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
O şarkının adı,
Ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısını
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismimin bir anlamı olmasaydı.

Herkes çıkarsın kalbini
O çirkin mücevher sandığından
Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım!

Didem Madak
-Grapon Kâğıtları-

Didem Madak (8 Nisan 1970 – 24 Temmuz 2011) Özlemle…

DİDEM MADAK 24 TEMMUZ 17

VİRAJ – Didem Madak

~Kara Panter’e, Leyla Teyze’ye

Öldüğünü kimseye söylemedim
Kırık dişli bir gülümsemeyle yalnızca yıllardır
Başka bir kadının hayatını taradım
Çocukluğumda yüzüme yarasa çarptı
Uzayan saçlarım karanlık façamı saklar mı?

İyilik dolu akşamlarım olsun istemiştim.
Başım bir kristal avizeye çarpmış gibi şıngırdasın
Şimdi bazı akşamlar kırmızı çiçekli başımı
İşten yeni dönmüş yorgun yastığımla karıştırıyorum.
Bira içiyorum aslanlı ve ejderhalı olanlardan
Senin resmin var mı orda, teneke kutularda, bakmıyorum
Yalnız kalıplardan vurarak çıkardığım buz parçalarını
Bazı akşamlar kalbimle karıştırıyorum

Öldüğünü kimseye söylemedim
Oysa inanmıştık aşkın bedelsiz kamulaştırdığı hayatımıza
Evimizin ortasından geçen baharat yoluna,
Tarçın koklar, salep olurduk
Küpelerimizi sallasak dönmedolaba binmiş gibi olurdu insanın başı
Senin ruhun hep seslenirdi içerden
Siyah buluttan şapkana şimşekten broşunu takmayı unutma.
“İyi şeyler olsun artık hayatımızda” dedi geçenlerde Burcu
Kahvaltılarımıza esmer ay çörekleri doğmayacak mı artık?
Kaç zamandır yapay uydulardan umutsuz şarkılar yayıyorum
Öldüğünden beri yüzüme bir kere bile
Sarı yaldızlı çerçevesi Leyla aynasıyla bakmadım

Öldüğünü kimseye söylemedim
Kırmızı oduncu gömleğinle, İnci Pastanesi’nin önünde
Kalbinin kapakları küçük yelpazeler gibi titredi, sonra kapandı.
İçinde yakası açılmadık küfürler, ayıpçı Roman havaları kaldı.
O an mahallemizde kız çocuklarının neşeli evcilik tenceresine
Büyük bir futbol topu çarptı.
Kuru üzüm taneleri saçıldı havaya
Bu sebeple iyi olduğunu düşündük orda, şerbetli ve tatlı
Ama düğünlerde sen gibi güzel oynamaz kimse artık.
Orda kimsesiz bir mantar ile sohbet ettiğini
Bir gün zehrini bize tercüme edeceğini
Esmer bir kesinlikle biliyorduk
Orda tertipsiz bir melek gibi yoklamada
Buruşuk kanatlarını poker masasında unuttuğunu söylediğini safça
Ve tanrının sana gülümsediğini
Tekinsiz bir kesinlikle hissediyorduk.
Bir tek senin şiirin bu yüzden son dizesiz kaldı.

Didem Madak
-pulbiber mahallesi-

SAÇLARINDA DOĞA DİLİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SAÇLARINDA DOĞA DİLİ

Bahar emzirirken bahçeleri
Mor adına menekşelere sordum seni
Saçların yaprak kalabalığı dediler
Her telinde bir acı
Bir de mutluluk gösterdiler
Yürüdüm yollar boyunca
Yağmur sonrası bir akşam
Soluğunu istedim ağaçlardan
Gül ve toprak kokusu verdiler
Şimdi saçların haziran bulutları
Dağılmış yüzüme göremiyorum
Saçların değil
Yüzümde bir ekin tarlası
Yaz çoktan bitti biçemiyorum
Hasat zamanı geçmiş de benden
Ben harmandan geçemiyorum
Alışmış olmalıyım ağunun sarhoşluğuna
Neyleyim
Sunduğun suları içemiyorum
Nedir sanki doğumun anlamı
Hem ölümcül hem acı
Hem çığlıklar dolusu mutluluk
Ölçmek istesen
Ölçülmez ki bu duyguların arası
Akın giden sulara sor istersen
İşte yaşam
İşte yaşamın yüzünde ölüm karası
Öyleyse dağıt saçlarını göğsüme
Dağıt ki
Hep tatlı kanasın aşkın yarası

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

SON TÜKENİŞ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SON TÜKENİŞ

Bin kez açıldı bir menekşe
Bin kez soldu
Kurudu parmaklarımda
Hangi yaprakta kaldı sevgimiz
Söyleyebilir misin

Acılar yanıyor şimdi ağzımda
Çocuksu büyük acılar
Geçip giden onbir koca yıl
Ne yağmurlar tüketti bende
Yeniden yağdırabilir misin

Sandık kadar odalarda
Uçurumlar oluşmadı mı aramızda
Bir yastıkta deniz
Bir yastıkta musluktan bir damla
Ne masallar uydurduk birbirimize
Yalan ve korkunç masallar
Anlatsam şimdi
Bir daha dinleyebilir misin

İlk kez
Saçlarımda başladı o yangın
Yüreğimde söndü her gece
Görüp de anlayamadın
Sevemedin hiçbir sabahı
O berbat uykularına kıyamadın
Nerede şimdi o sabahlar
Geri getirebilir misin

Nice kitaplar tozlandı karşında
Nice şiirler ki bakmadığın
Ve domuzuna anlamadığın
Hep yangınlarla yazıldılar yanında

Bin kez yağdı bir yağmur
Bin kez buharlaştı
Uçup gitti toprağımdan
Hangi damlada kaldı sevincimiz
İçinde duyabilir misin

Hani bir tomurcuk vardı aramızda
Bir temmuz sabahı
Tohumsuz gömmüştük toprağa
Sende Allahcı bir kader oldu
Bende toplumsal bir yara
Sür desem şimdi merhemini
Sürebilir misin

Artık vakti geldi demektir
Ayrılığı çalıyor saatler
O yolculuk mutlaka başlayacak
Bir daha dönmemek üzere
Çünkü bende sabah başlıyor
Sende ise bitimsiz bir gece
Bir gece ki
Boğuyor bütün şafaklarımı
Gizli gizli ve sessizce

Çocuksun dedim bunca yıl
Baktım bekledim de büyütemedim
Taşlar konuştu şiirlerimde
Dağlar ağaçlar konuştu
Sana ırmak dilinden
Bir söz bile söyletemedim

Bin kez çoştu bir dalga
Bin kez kırıldı
Çekildi kıyılarımdan
Hangi köpükte kaldı birlikteliğimiz
Gösterebilir misin

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

YANAKLARINA SÜR ZAMANI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YANAKLARINA SÜR ZAMANI

Bir nehire bırak bu yeni yıl akşamını
Alıp başına gitsin en çılgın maviliklere
Özlemler sularda yanmasın
Güneş dondurur yoksa inan
Kar yakar bu pembe çığlıklarımızı
Bırak bu akşam da bitsin her akşam gibi
Yıldızlar bakışlarında asılı kalmasın
Biraz yanaklarına sür zamanı
Bu akşam gökyüzü hiç kararmasın

Akşamların ötesi ne çok sensizlik böyle
Sonra savrulan düş tozları uykularda
Ne bir duygu seli
Ne bir çoşku fırtınası
Bir özlem tufanı yalnızca
Kahrolası bütün saatlerin on yedi sonrası

Düşürme saçlarını yüzüne ay boğulmasın
Bu akşam hiçbir duyguya gem vurulmasın
Yaşanan hiçbir fırtınanın hesabı sorulmasın
Bir zaman bir doğaya bak istersen
Kupkuru köklerde yemyeşil filizler var
Koca bir yıl uğurlanırken bakışlarında
Gözlerinde hiç yüzülmemiş denizler var

Biraz yanaklarına sür zamanı
Yaşamın rengi dudaklarında kalsın
Sonu yok biliyorum bu yanılmanın
Bu denli çocukça sevinç dolu
Işık olup sularda kırılmanın sonu yok
Bir İspanyol gitarında tel şimdi kirpiklerin
Az sonra üç telli saz
Ben çoktan yakmışım kendi gemilerimi
Sen bu yeni yıl akşamını yüreğine yaz

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002), Anısına saygıyla…

ADNAN YÜCEL

SON TÜKENİŞ – Adnan Yücel

Bin kez açıldı bir menekşe
Bin kez soldu
Kurudu parmaklarımda
Hangi yaprakta kaldı sevgimiz
Söyleyebilir misin

Acılar yanıyor şimdi ağzımda
Çocuksu büyük acılar
Geçip giden onbir koca yıl
Ne yağmurlar tüketti bende
Yeniden yağdırabilir misin

Sandık kadar odalarda
Uçurumlar oluşmadı mı aramızda
Bir yastıkta deniz
Bir yastıkta musluktan bir damla
Ne masallar uydurduk birbirimize
Yalan ve korkunç masallar
Anlatsam şimdi
Bir daha dinleyebilir misin

İlk kez
Saçlarımda başladı o yangın
Yüreğimde söndü her gece
Görüp de anlayamadın
Sevemedin hiçbir sabahı
O berbat uykularına kıyamadın
Nerede şimdi o sabahlar
Geri getirebilir misin

Nice kitaplar tozlandı karşında
Nice şiirler ki bakmadığın
Ve domuzuna anlamadığın
Hep yangınlarla yazıldılar yanında

Bin kez yağdı bir yağmur
Bin kez buharlaştı
Uçup gitti toprağımdan
Hangi damlada kaldı sevincimiz
İçinde duyabilir misin

Hani bir tomurcuk vardı aramızda
Bir temmuz sabahı
Tohumsuz gömmüştük toprağa
Sende Allahcı bir kader oldu
Bende toplumsal bir yara
Sür desem şimdi merhemini
Sürebilir misin

Artık vakti geldi demektir
Ayrılığı çalıyor saatler
O yolculuk mutlaka başlayacak
Bir daha dönmemek üzere
Çünkü bende sabah başlıyor
Sende ise bitimsiz bir gece
Bir gece ki
Boğuyor bütün şafaklarımı
Gizli gizli ve sessizce

Çocuksun dedim bunca yıl
Baktım bekledim de büyütemedim
Taşlar konuştu şiirlerimde
Dağlar ağaçlar konuştu
Sana ırmak dilinden
Bir söz bile söyletemedim

Bin kez çoştu bir dalga
Bin kez kırıldı
Çekildi kıyılarımdan
Hangi köpükte kaldı birlikteliğimiz
Gösterebilir misin

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

YETİŞKİNLİK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YETİŞKİNLİK

çocuktu, elini uzatsa
tutacak sanırdı yıldızları
büyüdü
hâlâ boş avuçları

*
hayatı aramaktı bütün isteği
ehlileşti
ekmek peşinde şimdi

*
bir ömürdü yürüdüğü
başladığı yerde
yol bitti
yuvarlakmış meğer dünya
öğrendi

*
bilmek ve bilmemek
aklın med-ceziri
sessiz sahilde
ansızın bir kuş sesi

Ayten Mutlu
-çiy taneleri-