BİR KOZADA – Rıfat Ilgaz

RIFAT ILGAZ BİR KOZADA dut ağacı

Geç kalmadık tam zamanı
İş başlamaktaydı başladık
Örüyoruz kozamızı birlikte
Zaman da bir kozadır ipek böceğim
Her solukta örülen
Bir dışındayız bir içinde

Bir gün bizim de dokunacak
Atlasımız çalışkan ellerde
Gül yaprağı inceliğinde duru
Sabahların eridiği mavilikte
Mekikler söyleyecek türkümüzü
En güzeli bu değil mi övgünün
En sürüp gideni ipekte

İlk yağışla başladı diriliş
Özsuyla buğulandı dalların ucu
Yaprağa durdu dipten doruğa
Bahçedeki dut ağacı

Rıfat Ilgaz
1970
-Uzak Değil-

 

BİR SINAVSA EĞER – Rıfat Ilgaz

RIFAT ILGAZ BİR SINAVSA EĞER

Girdiğim çıktığım yerler tanığımdır
Kapımı çalanlar gece yarılarında
Okunan kararlar yüzüme karşı
Korkmuyorum duygusal bitişlerden
Tükenen kurşun kalemler tanığımdır

Ölümle burun buruna bir gençlik boyu
Sıtmasında vereminde Anadolu’nun
Dönülmez bekleme kamplarında
Suçsa suç, sorguysa sorgu, hapisse hapis
Yaşamak gezin gözün arpacığın ucunda
Elimde hep böyle tükenen bardak

Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde
Ölümün anlamı değişti birden
Eskiden yataklarda beklerdik
Ders mi sınav mı görev mi belli değil
Gelecekse ayakta bulsun dimdik
Açılan bir sorumsuz yaylım ateş
Bir top karanfildir göğsümüzde

Rıfat Ilgaz
1971
-Güvercinim Uyur mu-

 

Rıfat Ilgaz(7 Mayıs 1911 – 7 Temmuz 1993) Anısına saygıyla…

GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

Gidişini Anlatıyorum – Rıfat Ilgaz

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini, ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş

Rıfat Ilgaz
1970)
-Uzak Değil-

Ada Şiirleri – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR ADA ŞİİRLERİ 9 ZEYTİN ÇİÇEĞİ

9
Bir kanatlı karınca
aşka doğru mu koşar
deniz kıyısında,
yoksa yedi renkli gözlerinden
ateş saçan
bir kum taneciğinden mi
kaçmaktadır korkuyla?
Düşünüyorum da
kimseler kalmadı artık
dilinden anlayan doğanın
annem de uçup gittikten sonra.

İncecik çığlıklarla
kuru bir dere yatağına bırakıp gövdesini
yaşarcasına ölen
ağustosböceklerinin
aldanışıyla,
nasıl da severdi
kayan yıldızlarla konuşmayı,
sabaha karşı
ay düşerken sulara.

Şimdi uyuyor
serin bir mermerin altında.
Başucundaki
çitlenbik ağacı kadar
yakın ona çocukluğu,
düz kâhküllü yuvarlak yüzü
dün gibi aklında ama,
söz yeşermiyor
karanlıklarda.

Annem ki,
saçları zeytin çiçeği kokan
adalı bir kadındı,
elleri maviye dönüşürdü
atlas bir bohçaya dokunduğunda.
Öylesine hafif ve ipeksiydi ki
gülüşü,
kavak tüyleriyle birlikte
salınarak inmiş
sanırdınız yeryüzüne.
Çoğalıp ekin olmuş,
sonra da savrulmuştu işte
ötelere.

Belki de anlatmaktadır şimdi
düşlerin diliyle,
o ünlü nişan öyküsünü,
ayrıntılı bir biçimde
tespihböceklerine.

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-