Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET KARICIĞIM

***

Karıcığım;
Senin kaç yaşında olduğunu
ne düşündüm şimdiye kadar
ne de bundan sonra düşüneceğim.
Sen üç yaşındasın bebeğim
tombul pembe beyaz
şirret şirin ve yaramaz.
Sen on sekiz yaşında sevgilimsin
-kocaman gözlü, ince bilekli geyik-
Sen anamsın, altmış yaşındasın.
Sen yaşı ve cinsiyeti olmayan arkadaşsın;
büyük kavgamda beraber dövüştüğüm;
bana nasihatların en doğrusunu veren
ve tehlikelerde kanatlarını üstüme geren.
Senin kaç yaşında olduğunu
ne düşündüm şimdiye kadar
ne de bundan sonra düşüneceğim.
Ve inanmıyorum bir kış günü dünyaya geldiğine.
Sen mutlaka baharda doğmuş olmalısın,
toprak uyanırken.

Nazım Hikmet
17.12.1940
-Yatar Bursa Kalesinde-

Ayrık Otu – Müesser Yeniay

MÜESSER YENİAY AYRIK OTU

Güneşe bakar gibi
sevinçle baktım size
yüreğimin bir adası sizindi
yüzünüzdeki hüzünleri topladım
sabahları, kuşlara serptiğiniz

ben biliyorum ki şimdi
mutsuzlukla yemleniyor hâlâ o kuşlar
ve beni unuttuğunuz anılarınız
size yastık oluyor geceleri

size güldüğüm zamanlar ve sizinle
gökler keşfederdim yeryüzünde
beni saran kollarınız değildi
bir hüznün otağında
oturduğumuzdu

şimdi bakıyorum geriye
acıyla büyüyen her ne varsa
ayrık otları bende…

yaşamayı anlat çocuklara
ben şimdi anılarım içinden
sana gelmeye çalışacağım

Müesser Yeniay
-ben olmadan çöller vardı-

DİNA – Çiğdem Sezer

ÇİĞDEM SEZER DİNA

1.

bana öğrettiğin dilleri
yuttum Dina
bir sarmaşığa dönüştüler
tersine büyüyen

giderek birbirinden uzaklaşan
kara parçaları gibi
kelimeler

onları doldurduğum çanağı
kırdım ve kuyuya attım
susarak kazdığım kuyuya
sakladığım mektup
hiç okunmadı

şimdi bana cesaret ver
fısılda
Dina*
kelimeler
neden canımı yakıyor hâlâ?

Çiğdem Sezer
-Küçük Şeyler Mevsimi-

*Dina, İsrailoğullarından Yakup’un ilk karısı Lea’dan olan kızı..

UZANTILAR – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL UZANTILAR
Bu temmuz acısı çok eski
yazlardan kaldı bana
Serin ıslak ürpertisi
toprak damlı evlerin
Sonra yağmurun sonra
kuruyan otların sesi

Batık bir şehrin adını
taşıması gibi yorgun
Hep aynı yangınla taşıdım
o yıldızlı geceyi

Bu kırgın güz imgesi
senden kaldı bana
Yıkık evlerden avlulara
süzülen ay ışığı
Senden kaldı ıslak çakıllara
yansıyan çocuk yüzleri

Ahmet Uysal
-Uzak Yazlarda-

PİRAYENDE – Nazım Hikmet

PİRAYENDE NAZIM HİKMET

Yepyeni ve çok güzel bir dünyanın insanları gibi sevişmesini

bildiğimiz kadar biliyoruz
sevişmesini
bugünkü bedbaht dünyadakiler gibi de.

Sen ki güzelsin
cesursun
iyi ve akıllısın;
artık kayboldu “dün”,
geri dönmez bir daha.
Ve ey kalbimin sahibi;
“yarın” içindedir “bugün”ün
koza tırtılındaki altın kelebek gibi.

Sevgilim;
çekirdekler kabukla örtülüdürler.
Sevgilim;
yıldızlarımızın bahçesinden dal koparma,
yemişlerini kesme dilim dilim.
Koparılmış dal
ve kesilmiş yemişler ölüdürler.

Sen ki güzelsin
cesursun
iyi ve akıllısın;
bahçeyi görebilmektedir bahtiyarlık
durmadan kuruyup
durmadan
yeşeren
bahçeyi.

Durmadan kuruyup
durmadan
yeşeren
bahçeden
geçmez iki kerre aynı rüzgâr.
Ve ey kalbimin sahibi
bugünkü bedbaht dünyadaki insanlar gibi sevişmesini bildiğimiz
kadar biliyoruz
sevişmesini de
yarınki dünyadakiler gibi.

Nazım Hikmet
25 Ağustos 1942
Bursa Hapisanesi
-Yatar Bursa Kalesinde-

Tavra’dan – Zerrin Taşpınar

 

ZERRİN TAŞPINAR KYBELE TAVRADAN

Hey Kybele… güneşin kızı, toprağın ve suyun
ve bütün canlıların
yıkıcı insan soyunun anası
dön artık yeryüzüne
dön ve oğullarına bak…

Kanayarak üç gün üç gece
mühürlü ağzını derin kuyulara uzatarak
yasaksız elma bahçelerinin serinliğinde
gevşek çamurlarında sazlıkların
kartalların yuvalandığı doruklarda
gebe kaldığın insana bak…

Sen ki güzeldin bir zamanlar, çocuktun
sevmekti tapınmak, anlamaktı, inanmaktı
bataklıkları kurutandın, bozkırı yeşerten
ırmağın yatağını değiştirendin
ormanı saraylara getiren
kentleri kurandın sen…

Kav diriltendi, ateş besleyen
yangınlar yoktu o zamanlar
kıvılcımlar tutuşturmazdı ipeği
kötü tanrıların büyüsü ulaşmamıştı yeryüzüne

Sen Kybele… yaratan ve esirgeyendin insan soyunu
dön yeryüzüne bir kez daha
dölyatağının incisi insana bak…

Zerrin Taşpınar /Tavra